7 Haziran seçimlerinin ardından her gün terör saldırılarıyla sarsılıyoruz millet olarak. Ülkemiz ne yazık ki kan gölüne çevrildi.

7 Haziran seçimlerinin ardından her gün terör saldırılarıyla sarsılıyoruz millet olarak.
Ülkemiz ne yazık ki kan gölüne çevrildi.
Her gün bu vatan için, bu bayrak için görev yapan polis ve askerlerimizi şehit veriyoruz. Bu yetmiyor, canlı bombalarla masum insanlarımız toplu olarak katlediliyor.
Önce Reyhanlı’da 54 vatandaşımız bombalı saldırıda katledildi. Ardından Şanlıurfa Suruç’ta bombalı saldırıda 32 genç katledildi.
Bütün bunları yaşayan Türkiye, Cumartesi günü de Ankara’da, Başkent’in göbeğinde Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırısıyla sarsıldı. Yüze yakın kişi bombalı saldırıyla hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı var.
Yazık bu ülkeye, yazık barış isteyenlere…
Lanet olsun Türkiye’yi savaşa sürüklemek isteyenlere
Lanet olsun büyük Atatürk’ün kan ve gözyaşları ile kurduğu bu ülkeyi bölüp parçalamak isteyenlere…
Yaşanan bu terör olayından önce kaleme aldığım babalar ve oğullarının siyasi serüvenlerini değerlendirmiştim. Bugün bu yazımla sizlerin karşısındayım.
Duymuşuzdur hani dost meclislerinde söylenen güzel sözler vardır:
“Cömertsin derler, maldan ederler, yiğitsin derler candan ederler.”
Söylerler, gaz verirler, gaza getirirler.
“Sen hele partiyi kur, millet peşinden gelecek” diye arkadan iterler…
“Geçmişte içinde bulunduğun kurumdan kaynaklanan gücü, kendi gücün zannetmeyeceksin.”
“Bilmemek ayıp değil, tecrübe sahiplerine sorup öğreneceksin.”
Bazı siyasetçiler Türk siyasi tarihinin kendilerinin siyasete atıldığı günü başladığı gün zannederler.
Daha öncelerini bilmezler, öğrenmek te istemezler.
Yine bazı siyasetçiler, aynaya bakmayı nedense sevmezler.
Baksalar toplumda karşılıklarının olup olmadığını görecekler.
Uzatmayalım.
Türk siyasi tarihinin bazı olaylarını anlatalım.
Siyasete ilgi duyanlar için derslerle dolu bir parti olayından…
Adalet Partisi tek başına iktidardı. Türkiye’nin efsane adamı, benim de çok değer verip sevdiğim, Türk siyasetinin “baba”sı, kısa süre önce kaybettiğimiz Süleyman Demirel Başbakan’dı…
41 milletvekili başkaldırdı.
Liderleri Süleyman Demirel’e muhtırayı dayadılar! Tarih: 17 Ocak 1970.
Partide sular bir türlü durulmuyordu. 35 milletvekiliyle, 5 senatör Adalet Partisi’nden ayrıldı.
İçlerinde deve dişi gibi isimler vardı.
Toplumda karşılığı olan siyasetçiler vardı.
İşte bazıları:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapan Ferruh Bozbeyli, Yüksel Menderes, Sadettin Bilgiç, Talat Asal, Nilüfer Gürsoy.
18 Aralık 1970 tarihinde Demokratik Parti’yi kurdular. Amblemi sağa el işaretiydi.
Üç yıl sonra, yani 1973 seçimlerinde Celâl Bayar bile kürsüye çıkıp Demokratik Parti’ye oy istemişti.
Sandıklar açıldı, Demokratik Parti yüzde 11.1 oy almıştı. 45 milletvekili ile Meclis’e girmişti. Tabi bu çok büyük bir başarıydı.
Sonra ne oldu?
Demokratik Parti yok oldu, tekrar Adalet Partisi’nin limanına demir attılar. Gidenlerin çoğu eski partilerinden, Adalet Partisi’nden yeniden milletvekili seçildiler. Çünkü Adalet Partisi’nin başında büyük davamı, köylü, demokrasi aşığı, hürriyet ve özgürlük düşkünü Süleyman Demirel vardı.
Eleştirilere hoşgörülü, anlayışlı, kavgadan uzak, herkesi kucaklayan, büyük Türkiye sevdalısı, bütün Türkiye’yi karış karış bilen, ona hizmet götüren Süleyman Demirel kimseye kızıp, kin tutup mahkemeye vermeyen bir liderdi.
1973 seçimleriyle birlikte Celâl Bayar’ın desteklediği kurucular arasında Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy ile Menderes’in üç oğlundan ikisinin Yüksel ve Mutlu Menderes’in bulunduğu Demokratik Parti bile yaşayamadı.
Yani “ben kurdum” demekle olmuyor, olmaz.
Ama deseniz boşuna. Kişi gaza geldiyse aklına koyduysa deneyecektir.
Adnan Menderes’in son temsilcisi oğlu Aydın Menderes te babasının mirasını sürdürmek istedi.
Demokratik Parti’ye girdi, olmadı. Başaramadı, götüremedi.
Soluğu Süleyman Demirel’in kapısını çalmakta buldu. Adalet Partisi’ne girdi. Olmadı yine, yapamadı.
Büyük Değişim Partisi’ni kurdu.
Burada da başarılı olamadı. Demokrat Parti’ye girdi.
Oradan da Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi’ne geçti. Hatta Erbakan’ın Antalya’daki bir toplantısına katılmak üzere giderken kaza geçirdi ve ölünceye kadar felç yaşadı.
Sonunda DYP’li oldu, DYP’ye girdi, siyasi hayatı bitti.
İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü de 1980 sonrası politikaya girdi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin devamı olarak kurulan Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SODEP)’ye girdi. Onun liderliğini yaptı. Ama o da başarılı olamadı, siyasi hayattan çekilip gitti.
Hangi evlat babasının mirası partisini götürebilmişti ki?
Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan babasının partisini yaşatabildiler mi?
Hele yakın tarihimizin siyasetçisi Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş’in siyasi zikzakları da unutulacak cinsten değil.
Tuğrul Türkeş te babasının ölümünden sonra MHP’ye girdi, yani politikaya babasının sözde partisinde başladı. Sonra babasının partisini bırakıp Aydınlık Türkiye Partisi’ni kurdu, yani ATP başka bir deyimli Alparslan Türkeş Partisi’ni canlandırıyordu.
Bu partiyi de yürütemedi, tabelasını indirip gitti!
Utanıp sıkılmadan tekrar MHP’nin kapısını çaldı, yeniden MHP’li oldu.
Ne yapsın Devlet Bahçeli?
Partisinin eski genel başkanın oğlu diyerek, Ankara’dan bilmem kaç kere aday gösterip milletvekili seçtirdi.
Hatta çeşitli defalar genel başkanlığa aday olmak için Bahçeli’ye başkaldırıp yarıştı. Ama hep kaybetti.
Ve Tuğrul Türkeş yapacağını sonunda yaptı. Sözde babasının partisini bırakıp iki-aç aylık bakanlık uğruna önce MHP’nin ilkelerini inkâr etti, sonra da dün neler söylediğini unutup düşe kalka AKP’nin merdivenlerini çıkarak kapısını çaldı ve bu partiye geçti, AKP de aday gösterdi MHP’ye karşı.
Bir de bizim büyüğümüz, Türk siyasetinin yeleli aslanı, Kırşehirli hemşehrimiz merhum Osman Bölükbaşı’nın oğlu Deniz Bölükbaşı var.
Babasının partisi Millet Partisi’nin devamı, MHP’de bir dönem siyaset yaptı. Eline yüzüne bulaştırdı, babası gibi dik olamadı, babası gibi güçlü kuvvetli olamadı. Silindi, gitti.
Osman Bölükbaşı hayatta olsaydı oğlu için ne derdi, diyemiyorum.
Yani görüyoruz ki; İsmet İnönü’nün oğlu, Erdal İnönü, Celâl Bayar’ın kızı Nilüfer Gürsoy, Adnan Menderes’in oğulları Yüksel, Mutlu ve Aydın Menderes, Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, Necmettin Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan, Osman Bölükbaşı’nın oğlu Deniz Bölükbaşı, Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş babalarının partilerini yürütebildiler mi?
Nerde o babaları?
Demek ki siyaset babadan oğulla devam etmiyor.
O güçlü, kudretli babaların işte böyle evlatları da oluyor.