Türkiye’de fon meselesi durup dururken patlak vermedi.
Bir tarafta siyasi ikbal mücadelesi…
Diğer tarafta rakiplerin zayıf noktalarını bulup birbirlerine karşı kullanan güç odakları…
Ve bütün bu kavganın ortasında, olan yine vatandaşa oluyor.
Kaşif Kozinoğlu dosyası yıllar sonra yeniden açılıyor. Soruşturma genişliyor, yeni gözaltılar ve tutuklamalar geliyor.
Tam da aynı günlerde finans piyasalarını sarsan fon operasyonları Türkiye’nin gündemine oturuyor.
SPK’nın bazı fonlara ilişkin tasfiye kararları ve piyasadaki soruşturmalar yatırımcıları doğrudan etkiliyor.
Şimdi insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor:
Bu gelişmelerin birbirleriyle herhangi bir bağlantısı var mı?
Fonlardan sorunlar büyümeden önce para çekenler kimler?
Kim, hangi bilgiye önceden ulaştı?
Bu kişiler nasıl ve neden önceden pozisyon aldı?
Eğer gerçekten içeriden bilgi kullanımı, tehdit veya şantaj iddiaları varsa bunların üzerine neden daha açık biçimde gidilmiyor?
Bunlar cevaplanması gereken sorular.
Ama cevap yerine sessizlik varsa, toplumun şüphe duyması da kaçınılmazdır.
Tuna Portföy konusunda da kamuoyunda çeşitli iddialar dolaşırken şirket, kendi fonunun şirket varlıkları ve likidite yönetimi amacıyla kurulduğunu, dış yatırımcılara açılmasının söz konusu olmadığını açıkladı.
Demek ki artık mesele yalnızca “Fonlarda ne oldu?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye’de kim, kiminle mücadele ediyor?
Birileri siyasi geleceğini kurtarmaya çalışırken, birileri rakibinin açığını ararken, birileri de geçmiş hesapları yeniden masaya koyarken…
Vatandaş ne olacak?
Milyonlarını fona yatıran yatırımcı ne olacak?
Bir gecede parasının karşılığını alamama korkusuyla yaşayan insan ne olacak?
Filler tepişirken çimenler eziliyor.
Üstelik bu ülkede çimenler sadece fonlarda ezilmiyor.
Enflasyonla eziliyor.
Zamlarla eziliyor.
Yüksek faizlerle eziliyor.
Şaibeli ihaleler tartışmalarıyla eziliyor.
Yolsuzluk iddialarıyla eziliyor.
Mafya ve tefecilik haberleriyle eziliyor.
Tarikat ve cemaat tartışmalarıyla eziliyor.
Ve bütün bunların faturası dönüp dolaşıp yine aynı vatandaşa çıkıyor.
Ama bu kez farklı.
Çünkü insanın cebindeki paraya dokunuldu.
İşte bu yüzden fon meselesi, diğer birçok tartışmadan daha büyük bir toplumsal tepki oluşturdu.
Damatçıları da gördük.
Evlatçıları da gördük.
Güç savaşlarını da gördük.
Fakat şimdi başka bir soruyla karşı karşıyayız:
Bakanlıklar, bürokrasi, finans çevreleri ve siyasi güç odakları arasında nasıl bir mücadele yaşanıyor?
Kim kimin yanında?
Kim kime karşı?
Kim neyi biliyordu?
Kim ne zaman biliyordu?
Ve en önemlisi:
Bu kavganın bedelini neden hep millet ödüyor?
Türkiye’nin artık dedikodulara değil, açık, şeffaf ve belgeli cevaplara ihtiyacı var.
Çünkü devletin kurumları susarsa, meydanı söylentiler doldurur.
Söylentiler çoğalırsa, güven kaybolur.
Güven kaybolursa sadece fonlar değil, devletin kurumlarına duyulan güven de zarar görür.
O yüzden mesele birkaç fonun tasfiyesi değildir.
Mesele birkaç yöneticinin soruşturulması da değildir.
Mesele şudur:
Bu ülkede gerçekten kim, neyin hesabını görüyor?
Ve vatandaşın artık bilmek istediği tek şey var:
Bu milletin haklarını kim koruyacak?