Devlet dediğin nedir?

Devlet, vatandaşı için sadece kural koyan değil, koyduğu kuralda adaleti gözeten aygıttır.

Devletin aklı, günü kurtaran akıl değil, nesillerin hakkını tartan akıldır.

Öngörülüdür, eşitlikçidir, vicdanlıdır.

Peki, soralım o zaman:

Hangi devlet aklı, 8 Eylül 1999’da işe girenle, 9 Eylül 1999’da işe giren iki vatandaşın emekliliği arasında tam 17 yıl fark koyar?

Bir gün, sadece bir gün.

Takvimde sadece bir yaprak.

Aynı sokakta büyümüş, aynı fabrikada yan yana tezgaha geçmiş, aynı ustadan azar işitmiş iki insanı düşünün.

Biri 8 Eylül'de sigortalı olmuş, diğeri bir gün geç kalmış, 9 Eylül'de olmuş.

Devlet bugün birine diyor ki: "Sen 43 yaşında emeklisin."

Diğerine diyor ki: "Sen 60 yaşında emekli olacaksın. 17 yıl daha çalışacaksın."

Bu adalet midir?

Bu hakkaniyet midir?

Bu devlet aklı mıdır?

Bu, düpedüz devletin ve milletin aklıyla alay etmektir.

1999 yılında çıkarılan 4447 sayılı yasa ile bir gecede emeklilik yaşı yükseltildi.

O gün bu kararı alanlar, yarattıkları adaletsizliği görmezden geldi.

Yıllarca insanlar "Devlet sözünü tutar" diye bekledi. Primini ödedi, yıllarca çalıştı.

Sonra 2023'te EYT denilen yara kısmen sarılmak istendi. Ama yara sarılırken yeni bir yara açıldı.

Tarihi bıçak gibi kesip attılar:

8 Eylül öncesi var, 9 Eylül sonrası yok.

Ortaya çıkan tablo, hukuk fakültelerinin birinci sınıfında okutulan "eşitlik ilkesi"nin, "ölçülülük ilkesi"nin, "sosyal devlet ilkesi"nin ayaklar altına alınmasıdır.

Devlet aklı, millete kademeli geçişi anlatamamak değildir. Devlet aklı, "bir gün" farka "17 yıl" ceza kesmek değildir.

Devlet aklı şunu derdi:

"Madem sistemi düzelteceğim, kademeyi adil yaparım. 1999'da işe girene 17 yıl eklemek yerine, her yıla makul bir kademe koyarım.

Ne bir gecede emekli ederim, ne de bir gecede 17 yıl ceza keserim."

Almanya bunu böyle yaptı. Avrupa'da emeklilik reformlarının hepsi kademeli geçişle yapıldı.

Çünkü orada devlet, vatandaşını bir istatistik olarak değil, bir insan olarak görüyor.

Bizde ise sistem şöyle işliyor: Sorunu erteliyoruz, erteliyoruz, erteliyoruz... Dağ gibi oluyor. Sonra da bir sabah torba yasayla kesip atıyoruz. Adı da "reform" oluyor.

Soruyorum: 9 Eylül 1999'da işe giren vatandaşın suçu nedir?

Bir gün geç sigortalı olduğu için mi daha az vatandaş?

Onun ödediği prim daha mı değersiz?

Onun çocuğu daha mı az acıkıyor?

Bu sistem insanları devlete küstürüyor. İnsanlar artık "Ne zaman emekli olurum?" diye SGK'nın sitesine değil, falcıya bakar gibi bakıyor.

Çünkü kural yok, takvim var. Hukuk yok, tarih var.

Bu memlekette emeklilik, çalışmanın ve prim ödemenin ödülü olmaktan çıktı, piyangoya döndü.

Doğum tarihin piyango bileti. İşe giriş tarihin piyango bileti.

Devletin aklı, vatandaşına piyango oynatmaz.

Devletin aklı, vatandaşına "Sen şanslı tarihe denk geldin, sen şanssızsın" demez.

Çözüm zor değil. Çözüm, adaletli bir kademeli geçiştir.

9 Eylül 1999 sonrası için de prim gün sayısına ve sigortalılık süresine göre adil, kademeli, insanı yıkmayan bir sistem kurulmasıdır. 17 yıllık uçurumu 1-2 yıla indirerek eritmek mümkündür.

Aksi halde bu yara kapanmaz. Bugün 8 Eylül'cüler sustu diye mesele bitmedi. Yarın 9 Eylül'cüler, 2000'ciler, 2008'ciler aynı isyanla gelecek.

Ve tarih şunu yazacak: "Bir günle emekçilerden, alınterinden 17 yıl kaydıran bir devlet aklı vardı."