Ülkücülüğün temel prensibi Türk milliyetçiliğidir.
Türk milliyetçiliğinin Cumhuriyet tarihindeki en büyük temsilcilerinden biri, hiç şüphesiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Bu nedenle Türklüğünden rahatsız olan, Türk kimliğini küçümseyen veya Atatürk’ün adını anmaktan dahi kaçınan hiç kimse, Türk milliyetçiliği adına ahkâm kesmesin.
Kim Atatürk’e, “Atatürk” soyadını kullanmadan hitap ediyor; özellikle Cumhuriyet’in ilanını, Atatürk’e soyadının verilişini ve Cumhuriyet tarihini anlatırken ısrarla Atatürk ismini söylemekten kaçınıyorsa, orada ciddi bir zihniyet problemi var demektir.
Çünkü mesele yalnızca bir isim meselesi değildir.
Mesele, Atatürk’ün temsil ettiği Türk kimliği, millî egemenlik, bağımsızlık, laik Cumhuriyet ve çağdaşlaşma anlayışına bakış meselesidir.
Ne yazık ki bu ülkede bazı çevreler, Müslüman olmanın veya Müslüman görünmenin şartını Atatürk karşıtlığı olarak sunmaya çalıştılar.
Laiklik karşıtı söylemlerle Atatürkçülüğü dinsizlik olarak göstermeye uğraştılar.
Oysa Atatürk hiçbir zaman insanların ibadet etmesine engel olan bir anlayışın temsilcisi olmadı. Onun mücadelesi dinle değil; din istismarıyla, cehaletle ve milletin iradesinin saray ve işbirlikçi çevreler tarafından yok sayılmasıyla ilgiliydi.
Atatürk, bağımsızlık mücadelesini özgür düşüncesinden ve milletine olan inancından aldı.
Şayet Atatürk, “Analar ağlamasın, şehit kanı akmasın” diyerek mücadeleden vazgeçseydi, bugün üzerinde yaşadığımız bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti olmayacaktı.
30 Ağustos bir zafer olarak değil, belki de Türk milletinin bağımsızlığını kaybettiği bir hezimet olarak anılacaktı.
Dün vatan için savaşanların anaları ağladı.
Evlatlarını şehit veren anaların gözyaşı, bağımsızlığımızın bedeliydi.
O analar ağlamasaydı, bugün Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet olmayabilirdi.
Peki soruyorum:
Vatanı için ağlamayan, evladını vatan uğruna feda etmeye razı olmayan bir anlayış millî mücadeleyi nasıl açıklayabilir?
Düşmana boyun eğerek tahtını, makamını ve saltanatını korumaya çalışanlara “devlet adamı” mı diyeceğiz?
Yoksa milletinin bağımsızlığı için ayağa kalkıp tüm resmi görevlerinden istifa ederek vatanı ve bayrağı için işgalcilere karşı savaşanlara mı?
Kurtuluş Savaşı’nı İngiliz’e, Yunan’a, İtalyan’a, Fransız’a ve işgal karşısında teslimiyetçi bir anlayış sergileyen saraya karşı başlatan Mustafa Kemal Atatürk’e “dinsiz” diyen zihniyetin, Millî Mücadele dönemindeki tutumunu da sorgulamak gerekmez mi?
Atatürk ve silah arkadaşları hakkında ölüm fetvası verilip İngiliz uçaklarıyla Anadolu’ya dağıtılırken, bugün bu tarih neden görmezden geliniyor?
Bu nasıl bir din anlayışıdır ki düşmana karşı direnen “dinsiz”, işgalcilerle işbirliği yapan “dindar” sayılabiliyor?
Vatanını savunmak günah, işgalciye boyun eğmek sevap mıdır?
Milletinin bağımsızlığı için savaşmak dinsizlik midir?
Eğer ülkücülük Türk milletini sevmekse,
eğer ülkücülük bağımsız Türkiye demekse,
eğer ülkücülük vatan, bayrak ve devlet demekse;
Türklüğünden utanan, Türk kimliğini küçümseyen ve Atatürk’ün adını söylemekten kaçınan hiç kimse “ülkücüyüm” demesin.
Çünkü Türk milliyetçiliği, Bölücülere ödün vermeyi değil Türk milletinin tarihine, kimliğine ve bağımsızlığına sahip çıkmayı gerektirir.
Ve bu milletin bağımsızlık mücadelesinin başındaki isim:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.