Değerli okuyucularımız;
Dünyanın en büyük yanılgılarından biri, kötülüğü yalnızca başkalarının yaptığı bir şey sanmaktır.
Oysa kötülük çoğu zaman büyük gürültülerle değil; küçük ihmallerle, görmezden gelmelerle, suskunluklarla ve “Bana ne?” anlayışıyla büyür.
Bir insanın gözünün önünde haksızlık yapılırken susması da bir tercihtir.
Muhtaç birini görüp başını çevirmesi de bir tercihtir.
Bir mazlumun feryadını duyup hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesi de bir tercihtir.
Tıpkı yardım etmek, merhamet göstermek, bir yetimin başını okşamak, bir düşenin elinden tutmak ve bir gönlü onarmak gibi…
İnsan, her gün kendi terazisinin kefesine bir şey koyar.
Bir kefede günahlar, bencillikler, ihmaller, kibirler, yalanlar, haksızlıklar ve vurdumduymazlıklar birikir.
Diğer kefede ise iyilikler, merhamet, adalet, yardımseverlik, hayırseverlik ve güzel davranışlar vardır.
Ve insan çoğu zaman bu terazinin başında kendisi durur.
Sonra da dönüp dünyaya bakar ve:
“Neden kötülük bu kadar arttı?”
diye sorar.
Belki de asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
“Ben bugün iyiliğin tarafına ne koydum?”
Çünkü kötülük yalnızca kötülük yapanlarla büyümez.
İyilik yapabilecek durumda olduğu hâlde yapmayanlarla da büyür.
Bir insanın açlığını doyurmak için servet sahibi olmanız gerekmez. Bazen bir ekmek yeter.
Bir insanın yalnızlığını gidermek için büyük sözlere gerek yoktur. Bazen birkaç dakika ayırmak yeter.
Bir yarayı sarmak için doktor olmanız gerekmez. Bazen samimi bir el yeter.
Bir kötülüğü engellemek için kahraman olmanız gerekmez. Bazen sadece:
“Bu doğru değil.”
demek yeter.
Fakat insan, çoğu zaman sorumluluğundan kaçmak için bahaneler üretir:
“Ben ne yapabilirim ki?”
İşte kötülüğün en sevdiği cümlelerden biri budur.
Çünkü herkes “Ben ne yapabilirim?” diyerek geri çekildiğinde, kötülük yapanların karşısında kimse kalmaz.
Vurdumduymazlık, kötülüğün sessiz ortağıdır.
İhmal küçümsenecek bir şey değildir.
Çünkü bugün küçücük görünen bir ihmal, yarın bir insanın hayatında büyük bir yaraya dönüşebilir.
Bir çocuğun eğitimi ihmal edilir.
Bir yaşlının yalnızlığı görmezden gelinir.
Bir yoksulun ihtiyacı ertelenir.
Bir haksızlık karşısında susulur.
Bir iftira duyulur ama düzeltilmez.
Bir insan dışlanır, kimse ses çıkarmaz.
Sonra toplum olarak ortaya çıkan sonuçlardan şikâyet ederiz.
Oysa sonuçların birçoğu, günlük tercihlerimizin birikmiş hâlidir.
Günah ve sevap kavramlarının merkezinde de insanın tercihi vardır. İnsan, hayatının her önemli anında bir yol ayrımına gelir:
Nefsinin istediğini mi seçecek, vicdanının gerektirdiğini mi?
İnsan, özgür iradesiyle tercih eder. İşte bu yüzden yaptığı iyiliğin de kötülüğün de bir karşılığı, bir anlamı ve bir sorumluluğu vardır.
Bir iyilik bazen dünyayı değiştirmez.
Ama bir insanın dünyasını değiştirebilir.
Bir kötülük de bazen dünyayı bir anda yıkmaz.
Ama bir insanın dünyasını yıkabilir.
Bu yüzden:
“Benim yaptığım neyi değiştirir?”
sorusu, çoğu zaman sorumluluktan kaçmanın bahanesidir.
Değiştirir.
Bir söz değiştirir.
Bir davranış değiştirir.
Bir yardım değiştirir.
Bir özür değiştirir.
Adaletli bir duruş değiştirir.
Bir insanın elinden tutmak değiştirir.
Ve unutulmamalıdır:
İyilik de bulaşıcıdır, kötülük de.
Bir insanın merhameti başka bir insana cesaret verir.
Bir insanın zalimliği başka bir zalimliğe kapı açabilir.
Bir insanın suskunluğu başkasının cesaretini kırabilir.
Bir insanın vicdanlı duruşu ise kalabalıkların suskunluğunu bozabilir.
O hâlde mesele yalnızca:
“Ben kötü biri miyim, iyi biri miyim?”
sorusu değildir.
Asıl mesele şudur:
“Ben bugün hangi tarafı büyütüyorum?”
Çünkü insanlık terazisi gökten düşmüş, kendiliğinden işleyen bir terazi değildir.
Onu her gün biz dolduruyoruz.
Bir avuç merhamet koyuyoruz, karşısına bir avuç bencillik koyuyoruz.
Bir iyilik yapıyoruz, sonra üç ihmalle onu gölgeliyoruz.
Bir mazluma yardım ediyoruz, ama başka bir haksızlığa sessiz kalıyoruz.
Kendimizi iyi insan ilan etmek kolaydır.
Asıl zor olan, kimse görmezken iyi kalabilmektir.
Kimsenin alkışlamadığı yerde iyilik yapabilmek…
Karşılık beklemeden yardım edebilmek…
Gücümüz yettiğinde hakkı savunabilmek…
Yanlış yaptığımızda özür dileyebilmek…
Kendi çıkarımıza dokunduğunda bile adaletten vazgeçmemek…
İnsanlık tam da burada sınanır.
Çünkü karakter, insanların bizi gördüğü yerde değil; kimsenin bizi görmediğini düşündüğümüz yerde ortaya çıkar.
Bugün dünyada kötülüğün çoğalmasından şikâyet eden herkes, önce kendi hayatına dönüp bakmalıdır:
Neyi görmezden geldim?
Kimin yardım çağrısını duymadım?
Hangi haksızlık karşısında sustum?
Hangi iyiliği “yarın yaparım” diyerek erteledim?
Hangi insanı yalnız bıraktım?
Ve en önemlisi:
“Ben bu dünyanın yükünü hafifletmek için ne yaptım?”
Çünkü dünya yalnızca kötü insanların yüzünden kötü bir yer hâline gelmiyor.
Bazen iyi insanların yeterince iyi davranmaması da kötülüğün büyümesine izin veriyor.
Artık:
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”
anlayışından vazgeçmenin zamanı gelmiştir.
Çünkü o yılan bir gün mutlaka bir başkasına, sonra bir başkasına ve en sonunda da bize dokunacaktır.
İnsanlık, birbirinin acısına yabancılaştıkça küçülür.
Merhamet ettikçe büyür.
Adalet ettikçe güçlenir.
Paylaştıkça zenginleşir.
Affettikçe iyileşir.
Ve iyilik yaptıkça yeniden insan olur.
Unutmayalım:
Bu dünya bize yalnızca seyretmemiz için bırakılmış bir miras değil, sorumluluk verilmiş bir emanettir.
Herkes kendi payına düşen iyiliği yaparsa dünya değişir.
Herkes:
“Nasıl olsa başkası yapar.”
derse kötülük büyür.
Sonunda da insanlık terazisinin kefesi ağırlaşır.
Terazinin başında ise hâlâ insan vardır.
Sensin.
Benim.
Hepimiziz.
Ve yarın, bugün yaptıklarımızın hesabını kendi vicdanımızda vermek zorunda kalabiliriz.
O yüzden daha fazla beklemeyelim.
Bir iyiliği ertelemeyelim.
Bir haksızlığa susmayalım.
Bir muhtacı görmezden gelmeyelim.
Bir gönlü kırıp geçmeyelim.
Çünkü hayatın sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, hangi kefeyi ağırlaştırdığımız kalacaktır.
İnsan, kendi tercihlerinin eseridir.
Teraziyi kötülük ağırlaştırıyorsa, suçu yalnızca dünyada aramak kolaycılıktır.
Çünkü o terazinin kefesine her gün bir şey koyan ellerin arasında bizim ellerimiz de vardır.
Öyleyse bugün kendimize dürüstçe soralım:
Ben hangi kefeyi ağırlaştırıyorum?
Ve cevabımız ne olursa olsun, unutmayalım:
Terazinin kefesini değiştirmek için hâlâ elimizde bir tercih vardır.
Vesselam.