Bu ülkede her partinin tüzüğünü açın, aynı klişe yalanları okursunuz:

Demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet, eşitlik...

Hepsini ezbere yazıyorlar.

Çünkü aksi bir cümle yazsanız zaten partiyi kurdurmazlar.

Tüzük dediğin şey bu ülkede kuruluş dilekçesindeki zorunlu yalandan ibarettir.

Asıl soru şudur: Tüzükte yazanla, eylemde yaptığın örtüşüyor mu?

Cevap kocaman bir HAYIR.

Bu ülkede artık davası olan parti sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Davasına sadakatle, saplantıyla, ihanet etmeden bağlı olan ise sadece bir parti kaldı: DEM Parti.

En azından dürüstler.

Amaçları belli. Her ne kadar her seferinde kelime oyunu yapsalar da eğip bükseler de eylemleri niyetlerini bağırarak ilan ediyorlar.

Dava net: Ayrı bir Kürt devleti, ayrı bir bayrak, ayrı bir yönetim.

Federalizm kılıfı altında bölünme, özerklik makyajı altında parçalanma.

Talimatı kimden aldıklarını gizlemiyorlar bile.

Gözümüzün içine baka baka "İrademiz Öcalan'dır" diyorlar.

25 yıldır içeride yatan bir adam- adına hapishane diyorlarsa- davasından bir milim geri adım atmadıysa, onun dışarıdaki teşkilatı mı adım atacak?

Gelelim diğerlerine. Dava bittiği için hepsi DEM'in payandası oldu.

AKP'nin davası neydi? Siyasal İslam'ı iktidar yapmaktı.

Yaptı mı? Yaptı. Ama iktidar olmakla davaya hizmet etmek aynı şey değildir. AKP, siyasal İslamcılara ülkeyi talan ettirdi. İhale, kadro, rant, tarikat, cemaat ne varsa pay etti.

Sonra ne yaptı? Talan bitti, sıra pazarlığa geldi.

Şimdi PKK'yı meşrulaştıran, onun siyasi uzantısının isteklerine boyun eğen, Oslo'dan Çözüm Süreci'nden bugüne aynı kapıda nöbet tutan bir iktidara dönüştü.

MHP'nin davası Türk milliyetçiliği ve Turan ülküsüydü. Kitaplarda kaldı.

Bugün MHP'nin tek davası var: Saray'a baston olmak ve Apo'nun istek ve arzularının hamallığını yapan iktidara can suyu taşımak.

Türk milliyetçiliği rafa kalktı, yerine "devlet aklı" diye pazarlanan teslimiyetçilik kondu. Kısaca davası çöp oldu.

CHP'nin davası belliydi: Cumhuriyeti kuran irade olmak.

Peki bugün ne? MHP'den farkı yok. Aynı masada, aynı amaca hizmet ediyor. Atatürk'ün partisi dedikleri yapı, Atatürk'ün "muhatap almayın" dediği yapının belediyelerde, mecliste, mitinglerde en büyük müttefiki oldu. Altı Ok'u duvardan indirip yerine AKP’nin ve DEM'in taleplerini astı.

Yeni Parti dediğin, Cumhuriyeti korumak kollamak iddiasında ama AKP'nin kurduğu oyunun dışına bir türlü çıkamıyor.

Atatürkçülük soslu bir muhalefet yapıyor gibi görünüp, en kritik kavşakta yine Apo ve PKK'ya hizmette bir adım geri kalmıyor.

Sırf Kürt seçmenin oyunu almak için Eşit yurttaşlık mesajları ve komisyona üye vererek PKK’ya örtülü destek veriyor.

İYİ Parti ise daha vahim. Parlamenter sisteme dönüş için canla başla çalışıyor.

Ama kurucu genel başkanının kompleksini bir türlü aşamadı.

Meydanlara bir türlü inemedi.

Kısaca davası, kurucu genel başkanın kompleksine kurban gitti.

Gerisini saymaya gerek yok. Hepsi tabela partisi.

Küçük tabela partilerinin davası vatan, millet davası olsaydı eğer, bir araya gelir iktidar olmanın yollarını ararlardı. Dolayısıyla davaları bir bölen olarak Akp’ye ve Dem’e hizmetten öte bir şey değil.

Seçmenin davası ise çoktan belli: Çıkar davası.

Kim ne verirse, kimin musluğu açıksa oraya koşan bir kalabalık.

Haklıdan yana değil, güçlüden ve çıkardan yana evrilen bir toplum.

Tablonun özeti şudur:

Türkiye'de sağcısı, solcusu, milliyetçisi, muhafazakarı, Atatürkçüsü geçinen alayı, tek davası olan DEM Parti'nin ve onun arkasındaki PKK aklının amaçlarına hizmet eder hale gelmiştir.

Bu bir iddia değil, bu çıplak bir gerçek.

Türkiye davası, vatan davası, millet davası ne yazık ki 2002’den beri rafa kalktı.

O günden sonra herkes kendi davasının peşine düştü, memleketin davası ise sahipsiz kaldı.

Bugün o sahipsiz davaya sahip çıkan bir tek kişi bile yok.

Çıkanlarda ya öldürüldü ya itibarsızlaştırıldı, yâda cezaevine konuldu.

Tutsak basın, tutsak davalar, esir alınmış bir ülke ve çıkar peşinde koşan bir toplum.

Yarınlarımız Allah’a kalmış!