Tarihe altın harflerle nam salmış büyük Türk Milleti'nin bir ferdi olarak "Acaba tarihin tozlu sayfalarına mı sürükleniyoruz?" diye endişeye düşmek, gerçekten çok üzücü bir duygudur.
Bu duyguyu ancak ruhunda yüksek Türklük şuuru olanlar hissedebilir.
Sıradan bir endişe değildir bu; bir milletin varoluş sancısıdır.
12 Eylül 1980 ihtilali ile başlayan ve günümüze kadar kesintisiz devam eden süreçte, iş başına gelen iktidarlar tarafından Türk Milleti olarak hep hırpalandık, hep aşağılandık.
Akp’nin iktidar olması ile birlikte sistematik bir şekilde kıskaca alınmış gibiyiz.
Bir hatırlayalım...
-Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile vatansever insanların, yetişmiş subayların tutuklanıp ordudan ihraç edilmesi,
-Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un terör örgütü lideri olarak tutuklanması,
-Atatürkçü teğmenlerin ordudan atılması,
-Kozmik Oda'ya girilip devletin en mahrem sırlarının ifşa edilmesi,
-SADAT gibi paramiliter yapıların kurulması,
Osmanlıcılık ve ümmetçilik akımlarının el üstünde tutulması,
-Tarikat ve cemaatlerin çığ gibi çoğalması, beslenmesi ve büyütülmesi,
-Andımız'ın yasaklanması,
-Bu devletin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e en galiz hakaretlerin serbestçe yapılması ve cezasız kalınması,
-Bu ülkede “Keşke Yunan galip gelseydi" diye nara atanların itibar görmesi,
-“Ne Mutlu Türküm Diyene" yazılarının dağlardan, tabelalardan silinmesi,
-Türk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınması,
-Ekonomik ve idari çöküşün hız kazanması,
-Fabrikaların, limanların, varlıkların hovardaca satılması,
-Türk Lirası'nın bilerek ve isteyerek pula çevrilmesi ve enflasyonun kronik hale gelmesi,
-Madenlerimizin yerli yandaşlara ve yabancı şirketlere yok pahasına verilmesi,
-İhale Yasası'nın adamına göre 200 den fazla değiştirilmesi,
Milletine küfredene ihale verilmesi,
-Yüzde yüz kâr getiren ve stratejik önemi olan kurumlarımızın elden çıkarılması,
-Milletin dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerin faize ve kur farkına ödenmesi,
-Milli Eğitim'in millilikten çıkarılması ve tarikatların okullara kadar sızması,
-Tarikat ve cemaatlerin devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmesi,
-Devlet yönetiminin tek bir kişinin tekeline bırakılması.
-Türk mahkemeleri dururken İngiliz mahkemelerinin bazı ticari konularda yetkili kılınması,
-Ve en acısı, demografik kuşatma:
Suriyeli, Afganlı, Iraklı, Afrikalı milyonlarca düzensiz göçmenin ülkemize akın akın doldurulması,
-PKK ile masaya oturulması,
Türklüğün Anayasa'dan çıkarılmak istenmesi,
Terörist başına "kurucu önder" denmesi, villa yapılması,
-Muhalefetin iktidar eliyle dizayn edilmesi, MHP’nin bir anda çark edip misyonuna ters düşmesi,
-Yargı sopasıyla muhalefetin tutuklanarak yâda şantajla susturulması veya saf değiştirmesi,
-PKK için mecliste komisyonlar kurulması,
-Meşruiyetin ABD'de aranması,
-Anayasayı değiştirmek için milletvekili transferinin yapılması….vs.
Bunların hepsi sizce tesadüf mü?
İşte bu yüzden diyorum ki; Atatürk’ün kurduğu Türk Devleti'nin ve Türk Milleti'nin tarihin tozlu sayfalarına sürüklenmesi için adeta elbirliği mi yapıldı?
ABD ve İngiliz aklıyla kurgulanmış bu referandum ile ne yazık ki son vuruş yapılacak.
Bu referandum, AKP, MHP, DEM, BBP gibi partilerin desteğiyle yapılacak.
Ve bu referanduma karşı direnenler, her zaman olduğu gibi yine "vatan haini" ve "dinsiz" olarak yaftalanacaklar.
Kendi elimizle kendi ipimizi mi çekiyoruz?
Üzgünüm ama yolun sonuna geldik gibi!
Ya uyanacağız ve bu gidişe dur diyeceğiz, ya da tarihin tozlu raflarında yerimizi alacağız.
Bu gidişle adımız Türkiye olarak kalsa bile, içinde Türk'ün esamesi bile okunmayacak.
Kuşatıldık beyler, hem içerden, hem dışardan.