Dünyada eleştiri yapmayan bir birey var mıdır?

Hiç sanmıyorum. Çünkü eleştiri her bireyin yanlışları veya doğruları gördüğünde yol göstermek veya daha mükemmele ulaşmak için yapılan tenkitlerdir.

Şurası da bir gerçektir ki… Eleştiri her bireyin kendi hafızasında yüklü olan bilgisi kadardır.

Bu doğru eleştiri olmaz.

Bundan dolayı, eleştiri yapabilmek için eleştiri yapılan konularda yüklü bilgi sahibi olabilmemizdir.

Bizler, maşallah her konuda allame oluyor ve karşıdakine doğru yanlış anlamadan, bilmeden basıyoruz eleştiri adı altında hakaretleri.

Buna da eleştiri diyoruz.

Aslında biz hakaretle eleştiriyi karıştırıyoruz.

Hakaret illaki küfür niteliğinde olmuyor. Bir kişinin yaptıklarının içeriğini bilmeden veya niyetinin ne olduğunu anlamadan onu yermeye kalkmamızda, o kişiye hakarettir.

Eğer gerçekten eleştirel bir toplum olmak istiyorsak…

Önce kendimizden başlamalıyız. Çok okuyup, çok araştırarak bilgi seviyemizi üstlere taşımalıyız.

Elbette her konuda mutlak alim olamayız. Mutlak alimlik çocukluktan başlayıp kırk elli yıllık bir çalışmayla anacak mümkün olabilir. Yunan filozofların hayatına baktığımızda hepsinin de Mısır’da, İran’da kırk yıllık bir eğitimde geçtiğini görüyoruz.

Yanlış hatırlamıyorsam en az Eflatun eğitim alıyor oda yirmi yıllık bir eğitimle Yunanistan’a dönüyor.

Yani demek istediğim biz her konuda yıllarca eğitim alamayacağımıza göre, en azında belli bir konuda kendimizi yetiştirebiliriz.

Eğer bu şekilde kendimizi yetiştirebilirsek, eleştireceğimiz kişinin veya kişilerin yanlışlarını veya doğrularını yol gösterici şekilde düzelmelerine yardımcı olabiliriz.

Çünkü eleştiri karşıyı yıkmak için değil, daha mükemmele ulaşması için olmalıdır.

O kişinin mükemmele ulaşması aslında bizim mükemmele ulaşmamız anlamına gelmektedir. Zaten eleştiriyi yapan kişide bu mükemmellik için yapmaktadır.

Asıl tehlike günümüzde olduğu gibi olanıdır. Eleştiri adı altında yer kapmaca, çıkar ilişkileri, mal makam çabaları etrafında olmasıdır.

Konuyu bildiğimiz için değil, kendi çıkarlarımız…Bu parti olabilir, bir grup, bir cemaat veya bir ideoloji için olabilir.

Böyle olunca da bu eleştiri olmaktan çıkıp, birbirini yemeye çalışan guruplara dönüşmektedir.

Sorduğun zamanda ben eleştiri yapıyorum der.

Mesela; Türkiye’de hangi parti veya partili, cemaat, ideolojiler birbirini eleştirirken yapıcı bir eleştiri yapıyor?

Akşama kadar birbirlerini yiyorlar.

Bırakın partileri aynı parti içinde olanlarda kendi çıkarları için hakaretleri havada uçuşturuyor.

Bu her parti için geçerlidir a partisi b partisi yok. Hepsi de aynı.

Buda şunu gösteriyor ki…

Parti başkanları da, onların peşinde gidenlerde kendi çıkarları peşinde gitmekteler.

Eğer mesele parti kurup o partiyle toplumun sosyal ekonomik, siyasi, eğitim vs. konularına çözüm üretmekse ki böyle olmalı…

Böyleyse, kendimizi belli konularda geliştirerek yıkıcı değil, tamir edici seviyesine getirerek kendi bireysel çıkarlarımız için değil toplumsal düzenin daha ileri seviyelere taşıyabilmek için mücadele etmeliyiz ki eleştirel toplum olabilelim.

Eleştirel toplum olmadığımız sürece birbirimizi yiyen toplum olmaktan kurtulamayız.

Bu hastalıkta kurtulamayan toplumun narkozlanarak uyutulması ve bu uyku halinde diğer güçlerin (dış güçlerin veya onlara çalışan iç güçlerin) bizim bu halimizden faydalanarak bizleri birbirimize kırdırması her zaman kolay olmuştur ve de olacaktır.

Eğer narkozun etkisinden kurtulup yapıcı eleştirel toplum olarak birbirimize faydalı olmak istiyorsak…Bir an önce çıkarlar peşinde koşanların peşinde gitmeyi bırakıp, bilgi birikimine ulaşarak birbirimize yardımcı olabilecek bireylerden eleştirel topluma geçmeliyiz.

Kurtuluşun, kardeşler olmanın, insanlığa faydalı olmanın yolu bence budur.

İran’ı sever sevmeyiz ayrı bir konu. Ama adamların geçmişe dayanan kültür birikimi ve bu kültürle yoğrulmuş bilgi birikimi, hangi düşüncede olurlarsa olsun birleşmelerine yetiyor ve dik durmalarını sağlıyor.

Savaş halinde yönetenlere karşı olanlar bile eleştirilerini ona göre yapmasını biliyor.

Bunları bu halde tutan var olan bilgi birikimidir. Bizi uyutan mihraklar İran’ı ne kadar cahil gösterseler de bu onların eleştirel toplum olduğu gerçeğini değiştiremiyor.

Bize dönelim.

Sosyalistim veya Komünistim diyenler kaç kez sokaklara çıkıp Filistin için, Lübnan için ABD, İsrail’i protesto edebildi?

Dindarım diyen kişiler ellerine Filistin bayrağı alıp sokaklarda ‘’ Kahrolsun Amerika İsrail’’ demekten öte gidebildi?

‘’Üstler kapansın, İsrail’e akan petroller, giden gemiler durdurulsun vs.’’ diye eleştiri yapabildi mi veya protesto?

Değişik ideolojide olan insanlar insanlık namına birleşerek; ABD ve İsrail’in; Masum, mazlum, halkların katledilmesi için ortak eylem yapabildi mi?

Filistin için, işe yaramasa da eylem yapılmakla beraber, İran için neden sokaklar boş kaldı?

Türk vatandaşı olup ta dönme olanların, İsrail ordusuna katılarak Filistinli çocukları katledenler için neden eylem yapılamadı?

Çünkü bizdeki eylemler bilgi birikimine değil, duygusal düşünceye bağlı olduğu için pasif kaldı.

Böyle olunca da eleştirel yaklaşımımız kendi takip ettiğimiz partilerimizin, cemaatimizin zarar görmeyeceği şekilde oldu.

Buna da eleştiri denmez ‘’ dostlar alışverişte görünsün’’ derler.

Eğer bilgi birikimine ulaşır, eleştirel toplum olmayı başarırsak ancak o zaman toplum oluruz.

Değilse; Ezilmeye, birbirimizi yemeye devam ederiz.

Maalesef ediyoruz da.