YAŞASIN YÜCE MECLİS’TE CİSİMLEŞEN “MİLLET EGEMENLİĞİ!”

Milli egemenliğin ifadesi olarak ortaya çıkan meclis; İstanbul’un işgal edilip “Mebusan Meclisi”nin dağıtılmasıyla “Büyük Millet Meclisi" adıyla 23 Nisan 1920'de 390 kişiyle olağanüstü yetkilerle Ankara'da toplandığında bu durum, öyle sıradan bir açılış değildi.

TBMM’nin açılışı; “tekçi sulta, saltanat Yönetimi’nden “Büyük Millet Meclisi’nde ifadesini bulacak olan, "Millet Egemenliği”ne evirilmenin ve egemenliği “tekçi saltanat” tan alınmasının önünü açan en temel kavşak noktasıdır.

 İstanbul’da İngilizlerin avucunda yitik hale gelen saray ve çevresinin “fazla bir ömrü olmayacak” diye baktıkları meclisin açılışının üzerinden bir asrı geçen bir zamana geldik.

“Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesiyle açılan yeni “Meclis”; bir yanda kurtuluş savasının millet adına karargâhı olurken, diğer yandan da bir anlamda “saltanat”ın aksine, ”ulusal hâkimiyet” diyerek “saltanat İnisiyatifi”ni de, devre dışı bırakmıştır.

Artık “Milli Mücadele’yi, aynı anda “saltanat rejimi”nden büyük bir kopuşu da temsil eden Büyük Millet Meclisi yönetecekti.

23 Nisan 1920’de açılan “meclis”,; İstanbul’un sarayından bakıp yorumladıkları gibi “kısa zamanda sönüp kaybolacak” bir sıradan bir meclis açılışı hiç olmamıştır.

Times gazetesi, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından 5 ay sonra hem meclisin hem de İstiklal Savaşı’nın merkezi ocak olan Ankara’ya gelişine ve TBMM’ni açışına dudak bükerek şöyle yazacaktı:

Bütün dünyanın kuvvetine karşı ulusal bir hareket yaratmak… Ne çocukça bir hayal…” 

Ne çocukça bir hayaliydi” ki;13 Eylül 1921'de 238 yıl süren çekilmeyi durduracak, 9 Eylül 1922'de işgal kuvvetlerini denize dökecek, İngilizlerin ve onlarla birlikte hareket eden tüm güçlerin hayallerini karartacaktı.

Meclisin açılışı; Ulusu, padişahlıkta ifadesini bulan saltanatın boyunduruğundan da kurtaran bir gelişmenin de tezahürü olmuş, giderek Cumhuriyet rejiminde ifadesi bulan “millet egemenliği” ve “halk iradesi “inin tecellisinin de önünü açmıştır.

Osmanlı dönemi boyunca 1876 yılına kadar padişahlığın halk üzerindeki mutlak egemenliğinin sürdüğü “monarşi rejimi” içinde, bu tarihten sonra aydınlar arasında ilk defa ve tazminatla her ne kadar cumhuriyet telaffuz edilir olduysa da 1876-1878 ve de 1908-1918 dönemlerini kapsayan süreçler, “meşruti monarşi” den ileriye geçemez.

…Evet Meclisin açılışının 101. Yılı…

“Milli Mücadele’yi, aynı anda “saltanat rejimi”nden büyük bir kopuşu da temsil eden Büyük Millet Meclisi yönetecekti.

Bu anlamda, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan “Meclis” sıradan bir iş olmadığı gibi, bu açılışa varan süreç ve sonrası da sıradan değildi.

İşgal edilen ülkenin kaderini giderek kukla duruma düşen sarayın değil millet iradesinin belirleyeceği bu yolla kurtuluşun sağlanacağı, “Millet egemenliği” için Anadolu’da isyan ateşinin meşalesinin tüm Anadolu’ya yayılmasının en büyük adımının atıldığı 19 Mayıs 1919’dan sadece 5 ay sonrasında, Ankara’da 23 Nisan 1920’de bir “ulusal meclis” in kurulup açılması ulusun kaderine resmen ve fiilen ulusun el koymasının da adıdır. 23 Nisan’ın “ulusal egemenlik ”bayramı olarak anılmasının izahı da budur. Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir ”sözünün karşılığı “saray egemenliği” ne millet adına TBMM iradesinin “el koyma”sının da adıdır.

Öncesi de vardı..

  • 1918 sonunda kurulan İlk Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti.13 Kasım 1918’de işgal edilen İstanbul.30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi.
  • Eylül 1919’da Cumhuriyetin temellerin atıldığı Sivas Kongresi’yle Anadolu’nun kurtuluşu için inisiyatifi eline alan “temsil heyeti”..
  • Sonrasında istifa eden Damat Ferit hükümeti.
  • İstanbul’da bir yandan “mutlakıyet rejimi” kurmaya çalışan Sultan Vahdettin’in seçimlerin yapılmasına mecbur kalan tutumu sonucu, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti adaylarının sağladığı mutlak çoğunluk ve de Temsil Heyeti’nin lideri Mustafa Kemal’in Erzurum’dan milletvekili seçilişi.
  • İtilaf Devletlerin İşgal altında tuttukları İstanbul’da fiili işgali serleştireceklerini ve bu nedenle İstanbul’da bir meclisin çalıştırılamayacağını düşünen Mustafa Kemal’in, İstanbul’daki Mebusan Meclisi’ne gitmeyişi.
  • Nitekim İstanbul’da toplanan Mebusan Meclis ilk olarak ulusal andı (Misak-ı Milli) kabul ettiğinde. Birleşik Krallık’ın, bu duruma, 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’un işgali ile karşılık verişi.
  • Milli Mücadele’yi desteklemeleriyle öne çıkan milletvekillerin, subaylar ve gazetecilerin İngilizlerce tutuklanıp Malta’ya sürgünü..
  • …Ve Nihayet Mustafa Kemal’in İstanbul’daki Mebusan Meclisi’nin tutuklanmayan üyelerini, Ankara’da açılacak meclise çağırması ve bunların dışında da yeni milletvekilleri için seçime gitmesi.
  • Büyük Millet Meclisi’nin “Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesiyle 23 Nisan 1920’de bu güç şartlar altında Ankara’da açılması.
  • Mustafa Kemal’in Meclis Başkanlığına seçilişi.

Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ilkesiyle açılan yeni “Meclis”; bir yanda kurtuluş savasının millet adına karargâhı olurken, diğer yandan da bir anlamda “saltanat”ın aksine, ”ulusal hâkimiyet” diyerek “saltanat İnisiyatifi’ni de, devre dışı bırakıyordu.

Artık Milli Mücadele’yi, aynı anda “saltanat rejimi”nden büyük bir kopuşu da temsil eden Büyük Millet Meclisi yönetecekti.

...Ve 23 Nisan 1920’de açılan bu Meclis; İstanbul un sarayından bakıp yorumladıkları gibi “kısa zamanda sönüp kaybolacak” bir sıradan bir meclis açılışı hiç olmayacaktı.

 “Ulusal egemenlik” ya da “millet egemenliği” gibi kavramların bu anlamda asıl vurguladığı anlam, egemenliğin; “Kral, Sultan, Padişah” vs gibi “tekçi egemen”lerden alınıp ulusa ya da millete geçmesidir.

Türkiye’nin parlamentosu; TBMM’si dünyadaki eşi görülmemiş çok ender meclislerin en başında gelir. Başka bir ülkede örneği görülmeyecek şekilde; Kurtuluş Savaşı'mız bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde “Meclis”le birlikte yönetilmiştir. Türkiye'nin bir “Cumhuriyet” olarak kuruluşu, yine “Yüce Meclis” in bir eseri olarak ortaya çıkmıştır.

TBMM’NİN İŞLEVLERİNİN DARALTILMASI; YÜCE MECLİSTE İFADESİNİ BULAN “MİLLET EGEMENLİĞİ”İNDEN UZAKLAŞILAN “OTOKRATİK BİR YÖNETİM”E EVİRİR

Dünyada eşine az rastlanır bir şekilde Hem "Kurtuluş Savaşı" mızı yönetmiş hem de "Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuş, "milli irade" ve "millet egemenliği"nin cisimleştiği “Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin, etkinliğinin kuşa çevrilerek, “parlamenter sistem” den vazgeçilen süreçlerin vahimiyetini görmek için, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin tarihsel deneyimlerine bakmak yeterlidir.

Gerek kurtuluş savaşımızda, gerekse yeni devletimizin kuruluşunda eşi görülmemiş bir şekilde olağanüstü bir tarihsel rol üstlenen “yüce meclis” in   “yürütmeyi dengeleme”, “denetleme” ve hatta “millet adına bütçe yönetim hakkı” önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.

Böyle olunca kurucu yapımızda, Cumhuriyetimizde yüce mecliste ifadesini bulan “millet egemenliği”, meclisin işlevlerinin daraltılmasının adı, “otokratik” bir yönetim anlayışı ve pratiğinden başkaca bir şey olamaz.

Her şeye karşın TBMM; bu zorlu süreçlerde de ülkemiz için "parlamenter demokratik rejim" adına milletimizin tek umut ışığıdır.

***

 “YENİ OSMANLICILIK” OYNAYANLARA OSMANLI TORUNLARININ YANITI.

1.Abdülhamid’in torunu olup, kendilerinin resmi hanedan defterine kayıtlı ,Ertuğrul Osman Efendi’nin 1999 yılında sağlığında kendisi ile yapılan röportajda Atatürk ve Cumhuriyet hakkında söyledikleri; Osmanoğulları hanedanı üzerinden “Yeni Osmanlıcılık” oynayarak ülkede “cumhuriyet karşıtlığı”na yol vermek isteyenlere karşı ibret vericidir.

Abdülhamid’in Torunu Ertuğrul Osman:

 “HANEDANLAR BİZDE DE BİTTİ. İNGİLİZ HANEDANLIĞI BUGÜN BİR LÜKSTEN İBARETTİR.”

Abdülhamid’in torunu Ertuğrul Osman; Atatürk ve Cumhuriyet hakkındaki, bu röportajında, “Atatürk’le ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?” sorusuna “Her bir Türk’ün Atatürk’e borcu vardır. Benim de vardır. Bu memleketi kurtaran O’dur. O olmasaydı Allah bilir neler olurdu...” derken “Cumhuriyet ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise; “Bence Türkiye'de Cumhuriyet yönetimi olması lazım. Karışıklık olduğu zaman birisi çıkıp idareyi ele alması lazım fakat hanedandan olamaz. Çünkü hanedanlar bizde de bitti. İngiliz Hanedanlığı bugün bir lüksten ibarettir. Hanedan mensupları orayı idare eden adamlar değil…” demiştir.

Şehzade Osman Bayezid Efendi:

“ATATÜRK; TÜRKİYE’Yİ, ANADOLU’DA BİR AVUÇ TOPRAĞA SIKIŞTIRILMAKTAN KURTARDI.”

Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid’in torunu Şehzade Osman Bayezid Efendi’de “Atatürk ile ilgili ne düşündüğü” sorusuna şu yanıtı veriyordu:

O, Türkiye’yi, Anadolu’da bir avuç toprağa sıkıştırılmaktan kurtardı. Annemden Türkiye hakkında hiçbir zaman kötü bir şey duymadım. Türkiye’yi çok seviyordu, sürgün kalkınca Türkiye’ye döndü” diyecekti.

YORUM EKLE