Ülkemiz 2016 yılını büyük sıkıntılarla, büyük olaylarla, katliamlarla, bombalarla, darbe girişimi ile çok sancılı ve sıkıntılı bir şekilde geride bıraktı. Tabii, bütün bu olup bitenlerden herkes bir takım sıkıntıları da beraberinde yaşadı.
Ülkemiz 2016 yılını büyük sıkıntılarla, büyük olaylarla, katliamlarla, bombalarla, darbe girişimi ile çok sancılı ve sıkıntılı bir şekilde geride bıraktı. Tabii, bütün bu olup bitenlerden herkes bir takım sıkıntıları da beraberinde yaşadı.Ellerine kına yakılarak bu vatan için, bu millet için, bu toprak için kısacası; 80 milyon Türkiye için askere gönderdiği gencecik ana kuzuları genç yaşta bu vatan için, bu millet için teröristlerin hain saldırılarıyla, bombalı suikastları ile şehit düştü, ocaklar söndü, çocuklar yetim, eşler dul kaldı.
Yine evimizde huzur ve güven içinde olmamızı sağlayan genç yaştaki polislerimiz hainlerin saldırılarıyla şehit edildi, yine ocaklar söndü. Yine eş ve çocuklar dul ve yetim kaldı.
Bunlar yetmedi 15 Temmuz’da hain FETÖ’cülerin darbe girişimi ile yüzlerce insanımız şehit edildi. Yine ocaklar söndü, yine eş ve çocuklar dul ve yetim kaldı.
Kırşehir’de yine 2016’da onlarca polis ve askerlerini Al Bayrağımıza sarılı tabutlarını karşıladık, şehitlerimizi kara toprağa verdik. Kırşehirli şehit asker ve polislerimizin geride gözü yaşlı anaları, babaları, eş ve çocukları öksüz ve yetim kaldı.
Yani kısaca; Kırşehir ve ülkemiz 2016 yılını zor ve sıkıntılı bir yıl olarak geride bıraktı.
Ülkemizde olup bitenlere, yaşananlara bakıyoruz ekranlara çıkan sözde bilim adamlarına, gazetecilere, siyasetçilere bakıyoruz ve hala birlik ve beraber olamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz.
Onca terörist saldırılarına, bombalı eylemlerine, çirkin ve basit olaylara çanak tutanlara bakınca hayıflanmadan da edemiyoruz.
Bazen yalakalığın bu kadarı da fazla demekten kendimizi alamıyoruz.
Sözde aydın ve demokrat geçinen, siyasetçi bilim adamı ve gazeteci kisvesi altındaki yorumculara bakıyoruz. Bu kişiler her devrin adamı olmuş, her iktidarın borazanlığını yapıyor. Çünkü bu tipler her şeyi çok iyi biliyorlar. Ülkeyi yönetenlerin nabzına göre şerbet veriyorlar.
Oysa bunlar kendisini izleyen toplumun büyük bir kesiminin kendisi için ne söylediğini duymuyorlar. Yani her devrin adamı olan, her şeye maydanoz olan bu tipler toplumun gözünün içine baka baka nasıl yanlışlara doğru dediklerini bu millet çok iyi idrak ediyor.
Onların umurunda mı ülke batmış, yanmış, yıkılmış, masum insanlar, asker ve polisler şehit edilmiş, ocaklar sönmüş!
Ülke bölünmenin eşiğine gelmiş. İnsanların can ve mal güvenliği tehlikeye düşmüş, iktidarıyla muhalefetiyle sen, ben kavgası içindeymiş onların umurlarında mı ki? Gerçekleri ters düz etmek için iktidara kırk takla atıp, nemalanmak için, daha iyi makamlarda koltuk kapmak için ne hünerleri varsa döküyorlar.
Bunları bizim Kırşehirli rahmetli Çete görseydi “Vay kader, vay!” derdi ve neler söylerdi kendi üslubuyla.
Ekranlarda görüyor ve izliyoruz. Kocaman kocaman adamlar makam ve mevki sahibi olmuşlar. Gerçekleri dile getirmek yerine, toplumun benimsemediği, içine sindiremediği yanlışlara onay veriyor ve bunu yapanlar karşısında “Evet efendim, tabii ki efendim, siz haklısınız, siz doğrusunuz!” diyerek geleceklerini garanti altına alıyorlar.
Tabii, adamların umurunda mı Türk insanının geleceği! Her geçen gün yangın yerine dönen ve giderek bölünmenin eşiğine sürüklenen Türkiye’yi ve bu büyük milleti düşünen var mı ki?
Varsa yoksa menfaat, varsa yoksa nabza göre şerbet!
Bunların gözü kör, kulağı sağır, beyinleri yıkanmış zavallılar!
Ne yapsın bu zavallılar? Devir onların devri olmuş. Çünkü bunlar her devrin, her iktidarın yalakalarıdır, zübükleridir. Onlar da geçimlerini böyle sağlıyorlar. Onlar yaşanan her olaydan çıkar elde etmenin peşinde koşuyorlar. Zaten bulundukları yere bu sayede gelmemişler midir?
Ünlü düşünür Steve Reich’in sevdiğim sözü vardır. Ben bunu zaman zaman kullanırım. Ne diyor ünlü düşünür, “Gerçekten büyük olmayan büyük adamlar etrafını küçük adamlarla doldurur.”
Ne kadar doğru ve anlamlı bir söz, tabii anlayanlar için.
Bu tür adamlar hep kendilerini bulunmaz hint kumaşı görürler, ülke, millet onların düşüncesi yoktur. Onlar için varsa menfaat, yoksa menfaat.
Yalakalık yapacaklar ki, keselerini dolduracaklar, köşe olacaklar, daha üst makam ve mevkiilere sürünerek değil, uçarak oturacaklar.
Şimdi, sizlere sorsam Kırşehir’de bu işi yapanlar kimler desem en az 100 kişiden 90’ı Kırşehir’deki yalakaları, yalamaları, yağdanlıkları, zübükleri bir çırpıda sayıverirler.
Bu tipler her partide, her kurumda, her sendikada, her dernekte, her meslekte mutlaka vardır.
İşte bugün gidin şöyle iktidar partisi AK Parti’ye… Adımınızı atın, içeriye şöyle bir bakın en az 3-5 tane yalaka, zübük gözünüze çarpacaktır. Çünkü bu tiplerin en çok ilgi gösterdiği alan siyasettir ve siyasetin en güçlüsü olan iktidardır.
Eee.. Bugün iktidarda AK Parti varsa onun bayrağını sallayacak, onun milletvekillilerine, belediye başkanına, il başkanına, ilçe başkanına şirin gözüküp kuyruk sallayacak, işlerini tıkır tıkır yaptırıp kimi oğluna, kimi kızına, kimi damadına iş sağlayacak, yetmedi makam kapacak, o da yetmedi ihale alacak, köşe dönecek!
Dedim ya bu tiplerin partisi pırtısı olmaz, bunlar her dönemin adamı olduğu için güçlüden yana olurlar. Gerçekleri ters düz ederler. Meslekleri olarak yalakalığın alasını yaparlar. Onlar için gerçek tektir. Her şey doğru, her şey mubahtır. Gerisi mi? Teferruat!
Ülkemiz her anlamda büyük sıkıntılar yaşarken, Kırşehir’de iktidar partisi dışında hiçbir partiden, hiçbir parti yöneticisinden, üyesinden bir ses çıkıyor mu? İyi ya da kötü bir eleştiri var mı, tepki var mı? Yok.
Şimdi Kırşehir’de iktidarın dışındaki bazı partililer bizleri zaman zaman eleştiriyor. “Şunu neden yazmıyorsunuz, bunu neden çizmiyorsunuz” diye. Ben de onlara “Sizin partinizin başkanı ve adayı, yöneticilerinden birisi gazetemize günün herhangi bir olayı ile ilgili bir değerlendirme yapıp, ya da eleştiri yapıp gönderiyor da biz bunlara gazetemizde yer vermiyorsak öyle konuşun” diyoruz.
Ne demişler akıllı lafını deliye söyletir. Onlar Kırşehir’i düşünmüyorlarsa, gerçekleri görüp söylemiyorlarsa, yaşanan olumlu ya da olumsuz davranışlara ya da hizmetlere karşı görüş bildirmiyorlarsa, gerçekleri haykırmıyorlarsa diyecek bir şey bulamıyoruz.
Tabii onlar da haklı!
Neden eleştirsinler ki, onlar Kırşehir’i mi düşünecekler yoksa başka şeyleri mi?
Yanlışları görmek, bunlara cevap vermemek…
Yazımı Hz.Ali’nin bir sözü ile tamamlamak istiyorum:
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”
Öyleyse Kırşehir’de ve ülkemizde haksızlık ve yanlışlıklar karşısında susan, doğruları söylemeyen menfaati için yalakalığı tercih edenlere duyurulur!
Unutulmayan bir hikâye
Vali sana kızmasın hikâyesi
Muhtar, kızının evinin işlemleri için valilik binasına gider, öğlen arası olduğu için çalışanlar yemek paydosundadır. Kâğıtlar elinde bakınan muhtar, kot pantolonlu yakası açık, elinde zincir sallayan genç bir adam görür.
Genç adam muhtarın yanına gelir ve “Amca buyur der..” Muhtar derdini anlatır kot pantolonlu şahıs evrakları alır bir o odaya girer kaşe basar, diğer odada çekmeceyi açar evrak ekler, diğerini deftere kaydeder.
En son kapının üstünde "Vali" yazan odaya girer ve oradan çekmeceden bir mühür çıkartıp mühürler adamın evraklarını eline tutuşturur. Burada çalışan hizmetliler ne kadar rahat valinin odasına girip çıkıyor diye içinden geçirerek genç adama sorar:
- “Yeğenim çok sağol, ama Vali sana kızmasın”
Genç adam karşılık verir:
- “Yok amca kızmaz”
- “Peki yavrum sağ olasın, senin adın nedir”
- “Benim adım Recep amca”
Muhtar:
- “Yoksa sen Recep Yazıcıoğlu musun?”
İşte milletin hizmetkarı, adam gibi bir Vali…
Ve yine kot pantolonuyla hem milletinin hem de ailesinin hizmetinde olan bir Vali..
Nur içinde yat, mekanın cennet olsun.
***
Sevdiğim bir söz
“Vefalı insan; birçok zararınızı görse de, bir iyiliğinizi unutmaz. Nankör insan; bir tek zararınızı görse bütün iyiliklerinizi unutur.”
“İnsanlara, kendilerini nankörlüğe mecbur edecek kadar büyük hizmetlerde bulunmayınız. Balzac