“Kırşehir Halk Edebiyatı Folklor ve Etnoğrafyası” üzerine 570 sayfalık yüksek lisans tezini 1995 yılında Erciyes Üniversitesine veren 1955 Kırşehir doğumlu Mahmut Seyfeli araştırmayı, yazmayı, sivil toplum kuruluşlarında amatör çalışmayı, sporu, izciliği seven, halk şairi çok yönlü bir insandır. Kırşehir’e yolum düştüğünde arada bir Kırşehir Kent Konseyindeki odasına uğrar bir çayını içerim. Bir gittiğimde konu halkbilim çalışmalarına geldi. Kurancılı’ya birkaç kez geldiğini ancak ne yazık ki istediği bilgilerin tümünü almakta zorlandığını söyledi. Hemen çekmeceyi açarak zarfların birinden bir fotoğraf çıkardı. “Daha çok vardı hepsi Danışman Hocam Tuncer Gülensoy’da kaldı. Bilmem n’aptı… Bak bu sizin köylü Hacı Mahmut Baş’ın bir fotoğrafı. Yıl 1994 idi. Tezim için köydeydim. Erkeklerle kahvede buluştuk. Kadınları konuşturamadım. Utandılar, ya hiç ortaya çıkmadılar, ya da erkeklerin gerisinden birkaç türkü, mani, ağıtı yarım yamalak alabildim… Abi ne güzel sen orada yaşıyorsun. Bu halk kültürü öğelerini yerli yerince bütünüyle derlememiz gerekiyor. Sana çok iş düşüyor…” dedi. Ben de, “Çok haklısın ama biz de benzer durumu yaşıyoruz, konuşmak istemiyorlar ya da çoğu zamanla bildiklerini unutmuşlar, bilen insanlarımız da bir bir ölüp gittiler, azcık bilenler de umursamaz davranıp işin mi yok senin, öğrensen ne olacak…” deyip geçiyorlar dedim.

İki hafta önce Kurancılı Ortaokulunda öğrencilerle buluştuğumuzda Kurancılı kitabının ikinci cildi çıkacak mı diye sordular. Ben de bunu birlikte bir çalışmayla yapabiliriz. Dedenize, ebenize, büyüklerinize sorun soruşturun. Eski bildiklerini, gelenek görenekleri, türkü, ağıt, mani, ninni, bilmece, atasözü gibi halk kültürü öğelerini toplamalarını bana göndermelerini adlarıyla yayımlayacağımı söyledim. Ancak birinden olsun henüz dönüş olmadı.

Buradan kasabadaki olsun gurbetteki olsun tüm okumuş okumamış köylülerime çağrıda bulunuyorum. Elinizde Kurancılı halk kültürünü simgeleyen eski araç-gereçler, unutulmaya yüz tutmuş söz varlığı, ağıtlar, türküler, gelenek-görenekler, eski alışkanlıklar, artık yapılmayan meslekler, eski fotoğraflar, maniler, ninniler, eski mektuplar, albümler, günlükler, defterler gibi ne varsa bana getirin, getiremeyenler fotoğrafını çekip aşağıda verdiğim telefon, e-posta, face gibi yollardan oturdukları yerden kolayca bana gönderebilirler. Gel sen al ya da kayda geç diyenler beni çağırabilirler, gideceğim kişilere yönlendirebilirler.

Ey Kurancılı’da doğup da eli kalem tutan gurbette yaşayan köylülerim. Lütfen sizler de bir şeyler yazıp gönderin. Dağarcığınızda olanları yazın, kirli çıkınlarınızı açın bir kim bilir neler vardır. Tümünüze şimdiden teşekkür ediyorum.

Şimdi ben kirli çıkınımı açıyorum. Bacım Mefaret’i 4.8.2008 günü Kaman’da görmeye gitmişim. Şimdi aramızda olmayan Bacım Mefaret’i eşi Ramazan Önkal’la birlikte umre için gittikleri Mekke’de (Suudi Arabistan) Şubat 2024 ayında yitirdik. İsteği üzerine ölüsü kutsal bildiği Mekke’de kaldı. Kendisini saygıyla özlemle anıyorum.

İşte onu Kaman’da görmeye gittiğim 4.8.2008 günü bacımdan yaptığım alıntılar:

“Yoğurt çaldım çanağa/ Hiç çıkmadım konağa/ ….. kız da kırık tuttu/ İrey de bahane”

“Bir püskül giymiş g.tten aşağı/ Kırıldı mı Deli Anşa’nın uşağı…”

Yaşa’nın karısı Hacı Ömer’e kaçması üzerine yakılan türküden: “Baldırcan börttü kaldı/ Köfteler arttı kaldı/ Hacemrenin yârini/ Hacı Ömer aldı kaçtı (…)”

Abdal Mustafa’nın türküsü: “Bir ireyim var bir kör atım (eşinden için)/ Bir okka kirim var bir okka bitim (…)”

Şu türkünün kimin için yakıldığı bilinmiyor: “Bir evim vardı mermer direkli/ Sabir ile Saadet de demir yürekli/ Sofralar verirdim ballı börekli/ Ölmedim kardaşım ölmedin/ Gönlümünen malınızı bölmedim// Elin oğlunda saçım dolalı/ Bu malın yüzünden başım belalı (…)”

Değirmenci Sefer ölünce anneleri kızlarına türkü yakıyor. Hacı Ahmet’in eşi Sabir Dönüş Yengeye: “Onyedi düğümlü urgan nicoldu/ Darmadağın ceket nicoldu/ Çöplükte bulduğum yorgan nicoldu (…)”

GELİN KAYNANA MANİLERİ (Mefaret ve Reşiye ablalardan): “Gelin diye sana baktım/ Bağrına altın taktım/ Gelmeden senden bıktım/ Çekilmiyor gelin kahrı// Tarlaların tırmığı/ Sokakların yırmığı/ Çok söyleme kaynana/ Şimdi yirsin yumruğu// Akşam oğlun gelince/ Kırar kambur belini… // Kaynana olmasaydın/ Oğlan doğurmasaydın/ Geçinmeye yüzün yok/ El kızı almasaydın// Kaynananın gezeni/ Geline kusur yazanı/ Şeytanlarım diyor ki/ Çal başına kazanı// Tasta nohut kaynana/ Oğlunu unut kaynana/ Ben de size gelmeden/ Kefenini dokut kaynana// Çarşıdan aldım lahana/ Kıydım koydum sahana/ Hiç ömrümde görmedim/ Böyle cadaloz kaynana// Emir gelin emir gelin/ Penceresi demir gelin/ Oğlanı ben doğurdum/ Gel k.çımı kemir gelin// Geçmiş ayna başına/ Sürme çeker kaşına/ Oğlanı ben doğurdum/ S.çıyım ondüle başına// Var erkeğin gencine/ Her günün incine/ Var erkeğin kartına/ Vur döşünün tahtına.”

SÖZLER/ATIŞMALAR: “Yazı kuşu yaban taşı” (kayınbaba için söylenen söz), “Oğlan anasıyım/ İçeri danasıyım” (oğlan tarafı), “Kız anası löküs/ Oğlan anası öküz” (kız tarafı)

Sizler de bulduklarınızı 0505 886 67 56 numaralı telefonuma, olmadı [email protected] e-posta adresime, bu da olmadı https://www.facebook.com/gzbrn (Gazi Baran) facebook özel iletişimden gönderebilirsiniz. Sizin adınızla Kırşehir Çiğdem Gazetesindeki köşemde yayımlayacağım.

Kurancılı’dan Haber VeriYORUM.