Bilgisunarda herkesin paylaşımına açık 2018 yılında Pegem Akademi yayınlarında çıkmış “Benim Gözümden Kırşehir” kitap dosyasını okudum. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi hocaları Çağrı Öztürk Demirbaş, Mustafa Türkyılmaz ile Mustafa Armut’un, bir araştırma projesi kapsamında, 18255 öğrencisi olan Ahi Evran Üniversitesi evreninden tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilmiş 1836 öğrenci örneklemine geliştirdikleri 44 soruluk (Hiç katılmıyorum’dan Tamamen katılıyorum’a uzanan 5 seçenekli) Kırşehir Şehir Algısı Ölçeğinin (KŞAÖ) uygulanmasından oluşuyor kitap. Alt başlığı “Üniversite Öğrencisi Gözünden Kırşehir İmajı” olan kitapta ölçekle elde edilen veriler çizelgeleştirilip betimlenmiş, istatistiksel sınama yöntemleriyle yorumlanıp üniversite öğrencilerinin Kırşehir algısı belirlenmeye çalışılmıştır. İlgiyle okuduğum kimi yargılarıma kanıtlar bulduğum bir kitap oldu. Emeği geçen akademisyenleri kutluyor, bu tür çalışmaların Kırşehirimizde artarak sürmesini diliyorum.
Türkçesi imge olan imaj sözcüğü kabaca genel görünüş, izlenim anlamına gelip bir kişiye, bir nesneye, bir olaya, bir şehre, bir kuruma vb. ilişkin bireyin algılamalarıyla zihninde oluşan görüntüdür, deniyor. İmaj oluşumunda algılar değerlendirilirken bilgi yanında duygunun da etkili olduğu söyleniyor (s.15-16).
Yalova, Burdur illerinde yapılan benzer çalışmalar gibi hem genel ortalamada (2,81) hem de diğer boyutlarda üniversite öğrencilerinin Kırşehir’e ilişkin orta düzeyde bir şehir algısına sahip oldukları bununla birlikte sosyo-kültürel (3,11) boyutta en yüksek, ekonomik (2,38) boyutunda en düşük gerçekleştiği ortaya konmuştur (s.42).
Öğrencilerin olumlu imaj olarak en çok, bizim de katıldığımız, Kırşehir’in kültürel değerlere ve zengin bir tarihi mirasa sahip; ülkenin kültürüne önemli katkısı olan; öğrencilerin yarısından çoğunun belirttiği gibi Kırşehir huzurlu bir yaşamın sürdüğü; burada yaşamanın zor olmadığı; Kırşehir halkının eğitime değer verdiği bir şehirdir diyebiliriz. Yazarlar bu bağlamda olumlu imajlar üzerine Kırşehir için sloganlar oluşturmak gerekirse kültürel değerleriyle var olan şehir; huzurlu ve kolay yaşam, eğitime değer veren şehir imlemelerinin kullanılması uygun olacaktır, demektedirler (s.112).
“Kırşehir halkı çevreye duyarlıdır.” sorusunda (Madde 27) ise durum değişmektedir. Kırşehirli bir yurttaş olarak gerek şehirde gerekse yaşadığım Kurancılı’da en çok yakındığım konu çevreye duyarsızlıktır. Bu konuda araştırma sonuçları benim kaygı ile endişemi desteklemektedir: “Kararsız öğrencilerle birlikte olumsuz düşünen öğrencileri ele aldığımızda katılımcıların yaklaşık %75’lik kesimi Kırşehir halkının çevreye karşı duyarlı olup olmadığı konusunda tereddüt yaşadığını ortaya koymaktadır.” (s.69) Yazarlar bu durumun şehre ilişkin imajda nelerin iyileştirilmesi gerektiği konusunda ipuçları verdiğini, bu bağlamda halka yönelik çevresel farkındalık çalışmalarına önem verilebileceği gibi öğrenciler ile halkın ortaklaşa hazırlayacağı veya katılacağı çevresel proje ortamları yaratılmalıdır, önerisinde bulunmaktadırlar.

Kurancılı’da çektiğim üç fotoğrafta çöplerin sokaklara rastgele atıldığını görüyoruz. Hele fotoğrafın birinde çöp tenekesi varken çöplerin yere atıldığını göstermesi açısından çarpıcıdır. Üstelik bu sokak belediye meydanına açılan 20 m yakınında bir sokaktır. Bu acıklı düşündürücü durum hem köy içinde hem de arazi yollarında, Kaman ve köyler arası bağlantı yollarında da vardır. İşin tuhafı köylü bu durumu 7’den 70’e kanıksamışçasına doğal saymakta uyardığınızda da pişkince: “belediyenin işi ne”, “adam sen de başka işin mi yok”, “bundan ne olur ki” gibi karşılık vermekte içtiği sigaranın izmaritini yediği çikolatanın ambalajını olduğu yere hemen atmaktadır. Bunu doğal bir biçimde yapmakta; utanma, çekinme gibi bir duyguya kapılmamaktadır.
Oysa yazarlar bu konuya dikkat çekerek şöyle demektedirler: “Şehirlerde yaşayan tüm halkın çevre bilinci ve duyarlılığının artırılması sürdürülebilir bir yaşam açısından oldukça önemlidir. Halkın dikkatini bu noktaya çekmek ve istenilen davranış ve tutum değişikliği yaratma noktasında halkla ilişkiler çalışması öne çıkarılabileceği gibi öğrenci ve halkın bir araya gelerek birbirlerine ilişkin tutumlarını da olumlamak adına ortak çalışmalara imza atılabilir. Öğrenci ve halkın ortak paydada buluştuğu küçük çevresel festival etkinlikleri kültürel etkileşim ve iletişim açısından da destekleyici olacaktır.” (s.69-70)
Bu öneriye uygun olarak Kurancılı’da yaşayan bir yurttaş olarak ben de şunu öneriyorum: Halk-Belediye-Okul yönetimi bir araya getirilerek parolamız: “Sağlıklı yaşam temiz Kurancılı” olabilir. Bunun için halk-belediye-öğretmen-öğrenciler bir araya getirilerek konferans, yazı yarışması, sokak-arazi temizliği, pikniğimi yapıyorum çöpümü topluyorum vb. etkinlikler yapılabilir.
Araştırmacıların önerdikleri gibi Kurancılı’da da öğrencilerin eğitim-öğretim gereksinmelerinin yanında toplu taşıma, günlük yaşamın ikamesi, okuma, eğlenme, spor, kültür-sanat gibi gereksinmelerinin giderilmesi gerekmektedir. Bu gereksinmelerin giderilmesinde elbette bir başına belediye ya da okullar sorumlu tutulamaz. Kurancılı’da yaşayan hepimiz, belediye, okul yönetimi, kaymakamlık-valilik gibi mülki yapı ile hükümet de öğrenciler ile halkın gereksinmelerinin giderilmesi konusunda sorumludurlar. O zaman Kurancılı hem doğduğum hem de doyduğum, iyi yaşadığım bir yer olacaktır. Kurancılı’dan Haber VeriYorum…