Din; Allah’ın emrettiği insan yaşamını her yönüyle kapsamı içerisine alan kanunlar, yasalar bütünüdür. Daha önce detaylı bir şekilde ele almıştım.
Bilim ise; İnsanlığa faydalı olan bilgilerin sistemli bir şekilde araştırılması ve incelenmesine dayalı; problem, hipotez ve yasa aşamalarından oluşan çalışmalarının bütünüdür.
Bilimin amacı toplumu olumsuz yönde etkileyen sorunlara deneysel yöntemlerle çözüm üretmesidir.
Salgın hastalıklara veya diğer hastalıklara karşı ilaçlar üretmesi, insanların günlük hayatını kolaylaştıracak aletler üretmesi vs. çalışmalar bilimin temelini oluşturur. Bu çalışmalar iki dal üzerinde devam eder: fen ve sosyal yönden.
Bilimin ne olduğu ne ürettiği, neye hizmet ettiği ve buluşları merak eden; yapay zekaya sorar. Yapay zekâ ne kadar buluş yapan bilim adamı var, neler icat etmiş en ince ayrıntılarına kadar anlatır.
Ben burada bilimi ince ayrıntılarına kadar inerek anlatmayacağım. Bilimsel bulgular dinden ayrı mı, yoksa dinin içerisinde bir cüz mü bunu irdeleyeceğim.
Hiç kimse bana uyduruk, cahil insanların söylediği ‘’din bilimi engelliyor’’ gibi kıytırık sözden bahsetmesin.
Bu tür sözler söyleyen insanlar önce ‘’Hikmetin ve Gaybın’’ ne olduğunu kavrayarak çok iyi incelemesi gerekir. Bu kavramların açılımını bilmeyen kişinin söyledikleri kendisini bağlayan yüzeysel ‘’sağda solda ‘’ duyduğu sözlerdir. Çünkü din bilimi reddetmez. Bilim Allah’ın ilminde olan küçük bir cüzdür.
‘’Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.’’ Zümer suresi, 9. ayet
Önce gayb nedir? Gayb iki türlüdür: 1. İstesek de ulaşmamız mümkün olmayan; ahiret, cennet, cehennem, melekler gibi uhrevi olanlar.
2. Aslında insanlar için yaratılmış ama gizlenerek bulunması zamana yayılmış ve maddelerin olabilirlik özelliğidir.
Bizim bulduğumuz icatlarda daha önceden, bizler için yaratılmış ama gizlenmiş olan maddelerin, zamanı geldiğinde ortaya çıkartılmasıdır.
Biz insanlar yoktan bir şey yaratmıyoruz aslında var olanları buluyoruz.
Allah bizi yaratırken bizlere fıtri özellik olarak, bizlerin yararlanması için var edip de gizlediklerini bulma özelliğini beynimize yerleştirmiş. Bize düşen bu özelliğimizle saklı olanları kullanılmak üzere ortaya çıkartmak. Yoksa bilimsel deneylerle olmayan bir şeyi yoktan var etmek değil, var olanı bulmaya çalışmak.
Örneğin: Cam. Biz camı deneylerle yoktan var etmedik. Allah bu camı zamanı geldiğinde insanların kullanımına sunulması için önceden tasarlayıp gizlemiştir. Bildiğimiz kumu yaratmış. Bizim için kum küçük bir taş parçası. Ama Allah kumu yaratırken ilerde eritilerek cam olma özelliğini yüklemiş. Bize de bunu bulma özelliği yüklemiş ve biz bu bulma özelliği ile kumun cama dönüşme özelliğini buluyoruz. Hiç kimse çıkıp da camı ben yarattım diyemez ancak camı ben buldum diyebilir. Çünkü kayıp olan bir şey bulunur.
Yine demir. Allah demiri yaratırken de demire erime ve değişik biçimlere girme özelliği vermiş biz demiri yaratmadık, yaratılmış olan demirin erime özelliğini bularak kullanıma açtık.
Biz bilgisayarı, TV’yi, radyoyu, motoru, uçağı, silahı laboratuvarlarda deneylerle var etmedik. Maddelerin birleşerek var olabilecek özelliklerini deneylerle bulup olabilirliğini ortaya çıkarttık.
Her madde yaratılırken boş yaratılmamış. Kendisine has özellikleri varken başka bir maddeyle birleştiğinde de farklı bir maddeye dönüşme özelliği yüklenmiştir. Aynen kendisi de oluşurken başka maddelerin birleşmesiyle oluştuğu gibi. Biz buna İslam’da hikmet diyoruz.
Bilim; Allah’ın ilminden bir parçadır. Ne İslam bilime karşıdır nede bilim İslam’a karşıdır. Tam tersi bilim Allah’ın insanlara verdiği en güzel özelliklerden birisidir.
İnsanlar hastalanıyor ama Allah o hastalığı verdiyse kesinlikle yarattığı maddeleri de birleştirerek iyileştirme özelliği veriyor. Bize düşen araştırarak bulunmak üzere gizlenen o ilacı laboratuvar ortamında deneylerle bulmaktır.
Biz insanlar doğru durmadığımız sürece mal, makam için yapmayacağımız yoktur. Mevcut hastalığa karşı ilaçları bulurken, bazı maddelerin birleşimiyle bugün için ilacı olmayan hastalıkta türetilebilir. Günümüzde denendiği gibi ama onunda panzehri diğer maddelerin birleşiminde yaratılmıştır.
Yukarda da yazdığım gibi bilim adamları bir şeyi yoktan var etmiyor. Allah’ın kendi beyinlerine yüklediği özellikle, daha önceden yaratılıp da gizlenenleri buluyor.
20. yüz yılın başlarında ‘’kâinatın genişlediğini’’ tespit eden bilim adamları büyük bir keşif yapmışlardır. Ama bu buluş Kur’an’da Zariat süresi 47 de ‘’Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz bizim gücümüz yeter. Onu genişletmekteyiz.’’ Ortada yeni bir şeyi bulma yok zaten var olanı ortaya çıkartma var. Aynen dünya yaratılırken küçük bir maddenin patlayıp genişlemesi teziyle, tekrardan küçülüp yok olacağı tezinin Kur’an’da geçtiği gibi. Yani bu buluşta yoktan var olan bir şey değil.
Kur’an buna da net cevap vermektedir. ‘’ Düşünün o günü ki, yazılı kağıtların tomarını dürer gibi, gökyüzünü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi tekrar o hale getiririz.’’ enbiya 114
Ayette ilk yaratılmanın küçük bir tomardan olduğu gibi, dünyanın yok oluşunun da küçük bir tomar haline dönüşerek yok olacağından bahsediyor. Aynen bilim insanlarının daha yeni tespit ettiklerini 14 asır önce bilimin, bilim adamlarının aklında dahi geçmeyen ve o şartlarda teknolojilerin esamesi okunmayan dönemde bu gerçeklere parmak basılıyor.
Kur’an’da var veya yok, ama bulunan ve bulunacak olan, deneysel veya gözlem yoluyla ortaya çıkartılan her şey önceden yaratılmış ve bulunmak üzere gizlenmiş maddelerdir.
Tabii ki komik olan buluşlarda var. Aynen suyun kaldırma gücünü bulan Arşimet gibi.
Suyun kaldırma gücünü eğer Arşimet bulduysa, Hz. Nuh as. Suyun kaldırma gücünü nerden biliyordu da gemi inşa edip yüzdürdü?
Mesela; İlk yazıyı kim buldu? Çoğuna göre Sümerler zamanında bulundu iddiası varken kimisine göre de bölgesel olduğu söylenmektedir. Sümerler MÖ. 5500 - 3300 yılları arasında yaşamış...
Peki o dönemlerden önce Peygamberlere gelenleri kim yazıyordu ve okuyordu?
Önceden yaratılmış olanların, sonradan ortaya çıkartılması söz konusu olunca bu tür garipliklerde normal oluyor.
Konuyu fazla irdelersek kitap yazmamız gerekir olduğundan, tadından bırakalım.
İslam dini hiçbir zaman bilimin engeli değildir. İslam adına bilimi engelleyenlerde İslam’ın özünden habersiz, baskıyla iktidara gelip de halkın uyanmaması için kendi yerini korumaya çalışan kıytırıklardır.
Eğer gerçek böyle olsaydı yığınlarca Müslüman bilim adamı çıkmazdı. Dünyaya yön veren bilim adamlarının çoğunluğu Müslümanlardır.
Tıpta, Matematikte, astronomide vs. hep Müslüman bilim adamlarının adı geçer.
Avrupa’da astronomi ilmi bilimsel tezlerle esamesi okunmazken, Kırşehir’de 1270 yıllarda bilimsel çalışmalarla ilim tahsil ediliyor.
İslam bilime karşı değildir tam tersi teşvik etmektedir.
‘’ Hiç mi akletmezsiniz, hiç mi düşünmezsiniz.’’ Ayetleri bunun en güzel örneğidir.