Hani ağzımızda sakız gibi çiğnediğimiz bir laf vardır ya ‘’ her şeyin başı eğitim! Eğitimli olacaksın, okuyacaksın adam olacaksın vs.’’ gibi toplumun en ufak yanlışta karşısındakini eğitimsizlikle suçlaması.

Sanki kendisi çok eğitimli.

Sol görüşlüye göre sağcılar toptan cahil eğitimsizdir. Sağ görüşlüye göre solcuların hepsi cahil cüheladır.

Dinciler zaten, gerici, yobaz, papazdır(!)

Oysa hepsi de aynı tezgâhta geçmiş, aynı müfredatla yetiştirilmiştir. Yoktur hiçbirinin birbirinde farkı.

Bazısı biraz kitap okumuş, biraz merakından dolayı araştırma yapmıştır ama ortaya bir şey koyabilecek bilgiye de donanıma da sahip değildir. (Kendim dahil.)

Solcumuz Marks’ı tanımıyor. Dincimiz Peygamberi, Kuranın içeriğini bilmiyor. Milliyetçiyim diyen Milletin anlamını bilmiyor, vatan millet Sakarya.

Bana göre hepsi de angarya.

80’li yıllarda ve öncesinde orta okulu bitirenler üniversiteden daha ileri...

Liseyi bitirenler mastır hatta doktora yapanlardan daha ileri seviyede gibiydiler.

Okuma vardı, araştırma vardı, komşuluk akraba gibiydi. Arkadaşlar kardeş, mahalledeki kızlar öz bacı yerindeydi.

Saygı, sevgi, hürmet üst seviyelerdeydi.

Hatta İlkokulu bitirenler lise bitirmiş gibiydiler.

Ben ortaokul ikinci sınıfta kitap okumaya başlamıştım şimdi atmış üç yaşımdayım hala günlük okuyorum, gücüm yettiğince de araştırma yapıyorum.

Biz çocukken mahallede her kes bir şeyler okurdu. Hiç okumayan Teksas, Tommiks, Tarkan gibi çizgi karakterlerini okurdu. Ama okurdu.

Ben Kitapçıyım, üniversite hocası çocuklara kitap öneriyor ki (benim ve çevremdeki arkadaşlarımın daha on üç yaşındayken okuduğumuz kitaplar) isyan ederek alıyorlar, doksan beşlerden bu tarafa kitap almalarda bitti internette özetini bulup okuyorlar.

Öğrenci Türkçe bölümünde okuyor cümle kuramıyor. Soruyorum Mehmet Kaplan, Sami Banarlı okudun mu? Haberleri yok. ‘’pirleri’’ni bilmiyorlar.

Eğer üniversite okumak insanı eğitimli yapmıyorsa eğitim nedir?

Üniversite okumak insanı eğitimli yapmaz. Çok az kişiyi seçtiği branşta uzman yapar, büyük çoğunluğunu da seçtiği branşta bilgi sahibi yapar.

Türkiye’de ve dünyada profesör olmak sandığımız gibi çok zor bir şey değil.

Elbette içlerinde harika olanlarda var. Bunları tenzih ederim.

Ama yüzde doksanı bir konu belirler. O konu başlığı ile ilgili ulaşabildiği ne kadar makale, kitap varsa araştırır, birazda kendi yorumunu ekler ve bir kitap hazırlar. Komisyon uygun bulursa alsana profesör.

Araştırdığı ve kendince mükemmel olan, bir başkası tarafında değer bile alınmaz.

Ör: Yakın tarihle ilgili bir konu araştırsa, doğrusu budur dese, ben kime göre derim.

Çünkü onun doğru dediğinin karşısında yanlış olduğunu kendince ispatlayan başka birileri vardır.

Aynen Cumhuriyet dönemi Tarih gibi.

Kimine göre doğru tarih budur, kimine göre de bizim tarih başkası tarafından yazılmıştır.

Her iki iddiaya da inanan kesim mevcuttur ve buna göre de tez hazırlanmaktadır.

Şimdi, bu araştırmanın sonucu kime göre doğrudur?

Şunu rahatlıkla diyebilirim ki; Üniversite bitirmek insanı, çağdaş, medeni yapmaz. Eğer yapsaydı piyasada zibil gibi üniversite öğrencisi var. Sokaklar ‘’Arap saçına’’ dönmezdi.

Bu durumda eğitim nedir? Nasıl olmalıdır?

Eğitim ikiye ayrılır. 1. Bilimsel (ezberci) eğitim. 2. Düşünsel eğitim.

Bilimsel eğitim: Daha öncede bulunmuş olan bilimsel verilerin, ortaya konulan düşüncelerin kitaplaştırılarak öğrenciye o konuyla ilgili kitap aldırıp, sene boyunca aldırılan kitabın içindekiler ezberlettirilir ve sınavlarda da o kitapta sorulur. Çocuklar kitabı ezberler ve sınıfı geçer (Tabi ki ezber yeteneğine göre alınan notlar değişir.)

Çocuğun çalışkanlığı bu ezber sonucunda aldığı nota göre değerlendirilir.

Halbuki notu zayıf olan çocuk, diğerinden daha zekidir. Ama ezberi zayıftır.

Gelecekte harikalar yaratacak bir çocuğu aldığı notlardan dolayı sınıfta bırakınca ister istemez o cevher silinip gidecektir.

Oysa notu yüksek alan çocukları bir ay sonra habersizce imtihan etsek büyük çoğunluğu sınıfı geçemeyecektir. Çünkü yapılan ezberin çoğu akılda gitmiştir.

Yani! Ezberci eğitimle insan eğitilmez. Ancak kendimizi kandırırız.

Eğitimde on iki yıl olunca çocuklar tümden ortada kaldı. Çoğunluğu da üniversiteye gider ve yaş olur yirmi üç yirmi dört. Ondan sonrada devlete karşı isyan başlar. Sokaklarda beklenmeyen manzaralar görmeye başlarız.

Ezberci eğitim külliyen yanlıştır.

Düşünsel eğitim (Araştırmaya yönelik eğitim); Asıl olması gereken eğitim budur.

Öğrencileri araştırmaya ve proje üretmeye yönelik eğitim sistemidir. Bu eğitim sistemi çocukları ezberci eğitimden kurtarıp hem kapasitesine hem de mesleklere olan ilgi ve becerisine göre yönlendirme yapılır.

Üniversiteyi kazanan genç üniversiteyi ezberle bitirmez, seçtiği branşa göre araştırmaya ve projeye dayalı eğitim alır ama okulu şimdi olduğu gibi bitiremez. Başaran bitirir. Başaramayan bir alt bölüme geçiş yapabilir.

Maşallah! Her yıl üniversiteyi kazanan 700 bin ile 800 bin arası öğrenci ölüm, kaza olmazsa okulu bir şekilde bitiriyor. Ondan sonrada ortada kalıyor. Dünyada hiçbir devlet okulu bitir ben sana iş vereceğim garantisi vermez. Yok böyle bir dünya.

Devletin görevi yönlendirme ve çocukların yaşı geçmeden meslek sahibi olmalarını sağlamaktır.

Buda bizde yok.

Dedim ya! Bu eğitim sistemiyle ancak bu kadar olur. Yayınevleri ve kitapçılar mutlu olur.

Araştırmaya ve projeye yönelik olmadığı sürece bu kargaşa hep olacaktır.

Proje derken günümüzde verilip de çocukların piyasada alarak hocaya götürdüğü veya ailesinin yaptığından bahsetmiyorum.

Sınıfta ortak ve ciddi çalışmadan bahsediyorum.

ÖR; Ben Hollanda’da okula gittiğimde fotoğrafçılık dersi vardı. Her öğrenciye bir adet fotoğraf makinası veriyorlardı. Gidin 40 dakika istediğiniz yerde istediğiniz gibi çekim yapın.

Çekimi yapıyorduk ve tab odasında uzaklık, yakınlık, renk ve ışık gibi püf noktalarını anlatıyorlardı.

Kaynak dersinde başka bir atölyeye gidiyorduk, dericilikte başka bir atölyeye gidiliyorduk. Kitap yalnızca Hollandaca ve matematik için vardı. Başkada yoktu.

Biz neden kitaba değil kitaplara boğuluyoruz?

Neden gereksiz derslerle ve yığınlarca ev ödevleriyle çocukları taaa ilkokulda hayatta soğutuyor, sosyalitesini yok ediyoruz?

Eğitimli olmakmış!

Dedim ya! Sokaklar okumuş insanlarla dolu ama eğitimlisi çok az.

Eğitim aileyle olur. Eğitim mahalleyle, toplumla olur. Okullarda da pekiştirilir.

Biz çocuklarımızı 3 yaşından itibaren batı düşünceli kaynaklarla anaokuluna göndererek, Anadan Babadan, Dededen, Ebeden yani aileden kopardık.

Ağlayınca sussun diye eline telefonu, tableti verdik. Okullarda ezberci eğitimle saat 11’lere kadar derslerle boğarak çocukları tamamıyla bireyselleştirdik.

Yetmedi 12 seneliğine devlet elimizden aldı. 17-18 yaşına gelince mesleğe gönderemedik. Üniversiteyi 23-24 yaşında bitirdi, KPSS’ye 2 yıl emek verdi. Mezun olanlarda kendi mesleği ile ilgili iş bulamadı.

Sonuç kazık gibi arada gezen kaldırım mühendisi oldular.

Dahası mı? Çocuklar ortada kalınca evlilik bitti. Evlenenler bir yıl içinde büyük çoğunluğu boşandı. Boşananlar nafakayla tümden darmadağın oldu. Nafakayı alan resmi nikahsız dost hayatı yaşamaya başladı erkekler bu korkuyla 30-35 yaşına gelmiş korkudan yuva kuramıyor.

Kızlarımız sokakta ne yaptığını bilmiyor, erkekler zengin olma uğruna, yaş ilerlemiş babadan harçlık isteyemiyor kafa karışık ‘’ deli koyun’’ gibi dolaşıp her türlü pisliğe bürünüyor.

Eğitimmiş!

Al sana eğitim!

Valla toplum olarak ne yaptığımız, nereye sürüklendiğimiz belirsiz.

Velhasıl günümüze de, geleceğimize de iyimser bakamıyorum.