Tarih 10 Ekim 2015, Saat 10. 04, Yer Ankara Tren Garı önü, Güneşli ve berrak bir Ankara sabahı… Kırşehir’le birlikte yurdun dört bir yanından insanlar barış güvercinleri uçurmak için toplanmışlar.
Tarih 10 Ekim 2015,Saat 10.04,
Yer Ankara Tren Garı önü,
Güneşli ve berrak bir Ankara sabahı…
Kırşehir’le birlikte yurdun dört bir yanından insanlar barış güvercinleri uçurmak için toplanmışlar.
Sözleri, özleri ve yürekleri barış ve kardeşlik şarkıları söylüyorlar. Ancak katil ya da katiller bombalı saldırılarını devreye sokuyor, ardı ardına iki ayrı patlama ve 97 can hayattan kopup sonsuzluğa intikal ediyor.
Sadece bu kadar mı?
Hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatan onlarca canlar ve ayrıca 246 yaralı daha…
Barış, dostluk, sevgi, hoşgörü ve kardeşlik kaybetti.
Katliamı yapan katiller kazandı!
Adına ne derseniz deyin…
Kara Cumartesi,
Kanlı Cumartesi,
Kanlı katliam,
Ankara’da kanlı kara gün…
Neticede barış ve kardeşlik için hayatını yitirenlerimiz adına utanç duyacağız.
Elbette meydana gelen bu olayın bir sorumlusu vardır. Ülkeyi idare eden yetkililer bunun hesabını vermelidirler. Birçok olayda olduğu gibi unutulmaya terk edilmemeli ve sorumluları çıkıp olayda var olan kusurlarını açıklamalıdırlar.
Ankara tren garı önünde akan kanın hesabı bir şekilde verilmelidir.
Onlarca insanımız barış istedikleri için kanlı Cumartesi sonrasında evlerine dönemediler. Geride gözü yaşlı ana babalar, dul eşler ve yetim çocuklar bıraktılar…
Zaman yitirilen insanların üzerinden siyaset yapma zamanı değildir. Yitirilen canları anma ve yaraları sarma zamanıdır.
Onlarca insanımız Ankara’nın taşlı yollarında sanki patlayan bombaların önlerine atılmış ve ölüme terk edilmişler…
Paramparça vücutlar,
Dinmeyen kan,
Ortada olmayan sorumlular…
Öylemi diyeceğiz, acıları yüreklerimize mi gömeceğiz.
Birileri çıkıp sorumluluk almayacaksa, biziz hepimiz sorumluyuz demektir, biliyorum hiçbir yazı ve hiçbir söz yitirilen canları geri getirmeyecektir.
Öyleyse hepimiz inadına barış, inadına kardeşlik diyelim.
Ucunda bomba da, kan ve gözyaşı da olsa…