Herşey kendi derinliğimiz kadar...
Eskiden insanların bazı tavırlarına, o anlamsız sertliklerine ya da vefasızlıklarına çok şaşırır, günlerce "Neden böyle yaptı?" diye içimi acıtırdım. Ama artık yorulmamayı öğrendim. Bu uzun yıllarıma mal olsa da ögrendim. Şimdi birinin kalbimi kıran bir hareketini gördüğümde sadece durup, “Bu tamamen onun karakterinin bir yansıması” diyorum ve yoluma bakıyorum. Çünkü anladım ki, herkes özünde neyse sadece onu sunabiliyor; kimse heybesinde olmayanı sana veremez. Yükü öfke olanın, sana huzur vaat etmesini beklemek sadece senin vaktini çalar.
Aslında insanların bize karşı davranışlarını kişisel algıladığımız her an, farkında olmadan kendi iç dünyamızın aynasına bakıyoruz. Oysa çoğu zaman o insanın bize yaptığını sandığımız şey, aslında bize değil, kendi içindeki bir boşluğun ya da yaranın dışa vurumu. Psikolojinin o basit ama sarsıcı gerçeğini kabullenmek gerek: İnsan, sadece kapasitesi kadar davranır. Küçücük bir bardaktan koca bir okyanusun dökülmesini bekleyemezsin. Kimi zaman beklediğimiz o büyük sevgi, karşı tarafın dünyasında hiç var olmamıştır bile.
Hatta bazen öyle garip durumlar oluyor ki; iyilik yaptığın birinden tepki alabiliyorsun. Tıpkı o eski gözlemdeki gibi; bazı hastalar kendilerine bağıranlara susup, şefkat gösterenlere saldırırmış. Çünkü şefkat, onların hiç bilmediği, yabancısı oldukları bir dil... Zihinleri o huzuru bir tehdit sanıyor. İşte insan, bazen hiç tanımadığı bir iyiliğe bile zarar verebiliyor. Çünkü herkes, ancak kendi iç dünyasının izin verdiği kadarını anlayabiliyor ve sindirebiliyor. Senin kalbinin genişliği, bazen karşındakinin en büyük korkusu haline gelebilir. Bu çok acı..
Tıpkı aynı karanlık odaya giren iki kişiden birinin odayı "boşluk", diğerinin "huzur" diye tanımlaması gibi... Oda aynı ama içerdeki hisler farklı. Hayat da tam olarak böyle. Karşındakiler sana aslında seni değil, kendi içlerini gösteriyorlar. Gördüğümüz dünya, biraz da baktığımız pencerenin temizliği kadardır.
Bu yüzden artık kimsenin ne dediğine, ne yaptığına eskisi kadar takılmıyorum. Biliyorum ki bir insanın bana sunduğu her şey, benim değerimin değil, onun kendi derinliğinin bir ölçüsüdür. Ve ne kadar susarsan sus, derinliği olmayan bir kuyudan ruhunu ferahlatacak bir su çıkmaz. Kendimizi boş kuyularda yormayı bıraktığımızda, gerçekten iyileşmeye başlıyoruz. Şimdi, başkalarının yetersizliği için kendimi suçlamayı bırakıp, kendi kıyılarıma çekilme vakti. Geç bile kaldım...