Neler oluyor bize?
Hangi ara bu kadar kirlendik, ne ara bu kadar vahşileştik?
Ruhumuzdaki bu devasa boşluğu neyle doldurduk da merhameti kapı dışarı ettik?
Bir çocuğun kahkahasıyla çınlaması gereken okul koridorlarını, nasıl oldu da ölüm sessizliğine terk ettik?
Eskiden "eti senin kemiği benim" diyerek evlatlarımızı teslim ettiğimiz o kutsal çatılar, bugün ne ara mermi kovanlarının soğukluğuyla tanıştı?
Gelen her acı haber, sadece bir okulun koridorlarını değil, koca bir ülkenin geleceğe dair umutlarını yaralıyor. Bir öğretmenin tahtası başında, fidanların ise sıralarında hayatlarının çalındığını öğreniyoruz.
Sormak zorundayız: Biz ne ara bu kadar canileştik?
Bir toplumun medeniyet ölçüsü, en zayıf halkası olan çocuklarını ne kadar koruyabildiğidir. Eğer bugün çocuklarımız sırt çantalarında kitap taşıması gerekirken, omuzlarında şiddetin gölgesini hissediyorsa; eğer öğretmenlerimiz cehaletle savaşırken hedef oluyorsa, orada hepimizin oturup düşünmesi gereken koca bir enkaz vardır. Bu sadece "münferit" bir olay değil, toplumsal bir çürümenin, birbirimize olan tahammülsüzlüğümüzün ve kontrolsüzce yayılan şiddet sarmalının en acı meyvesidir.
Ağdalı sözleri bir kenara bırakalım; çıplak gerçekle yüzleşmek zorundayız. Henüz çocuk yaştaki birinin okula cephanelik gibi girip katliam yapabildiği, ailelerin sabah öptüğü çocuklarını akşam toprağa verdiği bir düzende, toplumun varlığı tehdit altında demektir. Siyaseti ve gündelik tartışmaları bırakıp, asıl sorunun kaynağına, yani okullara yoğunlaşmalıyız.
Televizyon dizilerinden sosyal medya dehlizlerine kadar her köşe başında kutsanan "silahlı güç" imajı, bugün okullarımızda patlıyor. Öfkesini kontrol edemeyen, sorun çözme becerisi yerine tetiği seçen bir zihniyet, faturayı masumlara kesiyor. Bir okulun bahçesine giren silah, aslında oradaki bilime, sanata ve huzura sıkılmıştır. O yitip giden canlar, o parçalanan aileler ve ömür boyu travma taşıyacak olan diğer öğrenciler için zamanı geri saracak hiçbir protokol yok.
Siyasetin, bürokrasinin ve "kınama" mesajlarının ötesine geçmek zorundayız. Okullarımızı yüksek güvenlikli hapishanelere çevirmek çözüm değil; asıl çözüm, o silahı ele alan elin arkasındaki zihniyeti, o nefreti ve o denetimsiz silahlanmayı kurutmaktır. Bugün bir şehrimiz kan ağlıyor, dün bir başkası ağlıyordu. Yarın kimin ağlayacağını beklemek yerine, bu vahşete dur diyecek radikal ve caydırıcı adımlar atılmalıdır.
Hiçbir istatistik ya da açıklama masumların üzerindeki o lekeyi temizleyemez. Kalemin kırıldığı, sözün bittiği yerdeyiz. Ya okullarımızı yeniden "bilim yuvası" yapacağız ya da bu şiddet sarmalı hepimizi yutana kadar seyirci kalacağız.
Tercih sizin, vebal hepimizin.