Eş, dost, ahbap'ların kendimce hikaye etmeye çalıştığım yazılarım üzerindeki yorumları; metindeki cümlelerin uzun olduğu ve yoruldukları idi. Ben cevaben edebiyatçı olma kaygısı gütmediğim, bir eğlence gibi algılayıp o andaki üşüşen hatırattaki görüntünün sanki bir dron gibi hareketli akışın sürekliliğini aktarma çabası olarak açıklamaya çalıştım.

Bu girişten sonra derdin ne kardeşim derseniz, gecenin saat üçünde uykumu kaçıran geçmiş bir hatırayı nasıl aktaracağım düşüncesini yazım şekli kararı.

Ahbapların istediği tarzı deneyeceğim.

Hikaye Çukurçayır mahallesi ve Çukurçayır camii üzerinde gerçekleşir. Hikayenin kahramanları; babamın dayı oğlu "Gurruk Bekir" esas oğlan. Yardımcı erkek oyuncu " Yozgat'lı kör Şakir hoca". Kötü adam (alınmaca yok, hikaye bu) dayım ve teyzelerimin eniştesi, komşularımın dayısı, bizim için de "Gırrık Hüseyin" dayı. Olayın vuku bulduğu yıllar seksenli Evren paşa'lı "netekim" sıkıyönetim yılları.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal'lığı, pireler berber'liği bıraktığı o yıllarda durumdan vazife çıkarıp mahallenin çeşmesi, Çukurçayır Camii'nin ihya edilmesi deyince koşar adım sanırsın mahallenin cengaveri Gurruk Bekir dayı'nın kurban derisi macerası. O zamanlar kurban derileri para etmekte ve kurban kesilen evlerin çocukları, kızılay, yeşilay, Türk Hava kurumu, mahallenin camii, çeşme ihtiyaçları için mahalle'lerin yaşlı hayırseverleri sonraki yıllarda cemaatler deri toplama yarışına girerlerdi. Seksen ihtilali ile bu deri toplama işi emir üzere sadece "Türk Hava Kurumu" araçları ve görevlilerine makbuz karşılığı toplatılacağı fakat çocukların deri satışı dışında diğer toplayıcı gruplara ceza uygulaması kararı çıkmıştı.

Bizim Bekir dayı yasak dinler mi? Adam başında siyah üç parmak yüksekliğinde yuvarlak daire şeklinde daha çok sanki Özbekistan'lıların kullandığı kadife kumaş başlık, o zamanlar bırakın doktorluğu dünyada bile olmadığım yıllarda geçirdiği sanırım osteoartrit ya da Raşitizm sekeli nedeniyle paytak paytak yürüyen, elinde bastonu, bir elli, elli beş boylarda bir adam. Sesi "goralı goralı" dedikleri çatallaşan bir ses. Yüzü desen sanki sürekli tebessüm eden, hani sürekli gözlerinin içi gülen, minyon, İsmail dümbüllü'nün kısa burunlusu, Sami Hazinses'in tebessümlü, hüzünlü daha kısa, yuvarlak bir yüz düşünün işte öyle. "Yozgat'lı kör Şakir hoca" ise tam zıddı ince biraz daha uzun biryetmiş'li boylarda, tek göz çukurda, göz kapağı küçük, özürlü gözünü kapatan, çok bilmiş bir yüz görünümü oluşturan, siyah bıyıklı, başında sekiz köşe kasketi, üzerinde hiç çıkarmadığı sütlü kahve renkli inceden diz üstüne inen paltosu ile sanki çok acelesi varmışçasına yerinde duramayan bir adam.

Kişi lakabıyla anılır "Gırrık Hüseyin dayı" ise Ali Şen'in bıyıksız, biraz daha kilolu ve irisi bir vücut, yüzünde herşeyden memnuniyetsiz, sanki bir olay olmuşta merak eder bir yüz hali taşıyan, sürekli bahçesinde çalışmaya hazır, diz vermiş yeşil kumaş bir pantolon ile işine giden bir görüntü veren Hüseyin dayı.

Yine bir kurban bayramı gelmekte Şakir hoca Camii'nin ihtiyaçlarını saymakta Gurruk Bekir dayı da durumdan vazife çıkararak mahalleliyi örgütleyip kurban derilerini getirip camii için vermelerini, camii'nin mahallenin camii olduğu, ihtiyaç, tamir ve diğer gerekliliklerini karşılamaları gerektiğini mahalleye duyurup yaymaktadır. Kör Şakir hoca'da görmeyen gözünü karartmış, elebaşı Gurruk Bekir'in yanında sağa sola koşturur.

Gırrık Hüseyin dayı'nın da genelde hoca'larla başı hiç hoş değildir. Gelen giden tüm hocalardan mutlaka bir hata bulur mutlaka bir çekişme konusu hasıl olur ve konuyu müftülüğe şikayet ile aksettirir. Bu ya Hoca'nın çarşıya gidip vakit namazını aksattığı ya da kendisine gereken hürmeti göstermediği ya da camii yardım paralarının hoca tarafından usulüne uygun kullanılmadığı gibi konulardır.

Fakat bu sefer dönem sıkıyönetim dönemi her şikayette soruşturma ve kovuşturmaya uğramaktadır.

Herşeye rağmen cansiperane gözünü karartan Gurruk Bekir ile Kör Şakir derileri toplamış gururla derileri paraya çevirmiş Camii'nin tamir ve ihtiyaçlarını planlamışlardır. Fakat Gurruk Bekir durur mu? Yine kendisinin çabasıyla Çukurçayır'a adını veren, camii etrafındaki mahalle çocuklarının oyun alanı olan çayırlığı duvar içine alıp kavaklık yapmış ve gelirini camii'ye hayrat yapmıştır. Kesim boyutuna gelen kavaklığı da kestirip camii ve mahallenin "ağalar çeşmesi" adlı meşhur çeşme ve kaynağı, borularını tamir için kullanmaya başlamıştır.

Eee bu kadar akçeli iş olur, Kör Şakir hoca Gurruk Bekir'in yanında bir o yana bir bu yana koşturur da gırrık Hüseyin dayı müftülüğe görevini aksatıyor diye hocayı şikayet etmez mi?

Müftülüğe şikayet edilen hoca'nın soruşturma sonucu kurban derisi de topladığı tespit edilince olaya sıkıyönetim komutanlığı el koyar ve kovuşturma sonucu Konya iki numaralı sıkıyönetim mahkemesine intikal ettirilir.

Böylece başlar mı bizimkilerin sıkıyönetim mahkeme süreci. Dava konusu sıkıyönetim kararlarına muhalefet, mahkeme Konya'da.

Evlerde bir korku bir telaş. Sıkıyönetim bu boru mu? Ya tutuklarlarsa ya hapis cezası verirlerse. Bekir dayı'nın eşi Emine teyze yazık karınca incitmez, üzerinde üniforma gördüğü her insandan çiftçi Koruma, bekçi memurundan bile korkar. Herifine sen ne yapacaktın? Camii çeşmeyi? Sana mı kaldı gailesi? Ya hapise atarlarsa bu yaştan sonra diye sitemler, sızlanmalar. Bekir dayı korkmakta fakat erkekliğe de leke sürmemektedir: ne olmuş yani hapiste verirlerse yatar çıkarım demekte hanımını daha da coşturup kızdırmaktadır. Etraftakiler sıkıyönetim bu en az on sene hapis verirler demekte. Bunu diyenleri duyan muzip yeğenler işi eğlenceye vurup müebbet mi olur idam mı olur artık diye el yükseltmektedir. Kör Şakir hoca korkmakta, ya memuriyet elden giderse, çoluk çocuk ne yapar, emeklilikte kaybedilir kaygısındadır. Ya hele bir de hapis verirlerse diye kara kara düşünmektedir. Hanımı sana ne deriden, çeşmeden diye sokranmakta, Kör Şakir hoca hanımına; tabii ben yapacağım, sana mı soracağım ağız dalaşları mahallelinin diline düşer.

Kimi komşular Gırrık Hüseyin dayıyı ayıplamakta kimisi Bekir dayı'nın damarına basıp deri parası ile Şakir hoca ile hovardalığa gitmişsiniz diye takılmalar mahallenin eğlence konusu olmuştu.

İlk celse duruşmasına gitmeleri de bir maceradır. Önce Kayseri oradan Konya'ya aktarma yaparak otobüs yolculuğu birgün önceden başlar. Konya'da otel konaklaması ve mahkeme safhası tutuklanma, ceza alma korkusu, dava sürecinin uzaması tereddütü içinde geçen günler birbirini kovalar. Artık her gitgel sonucu biraz daha aşina olunan mahkeme heyeti ile biraz mahkeme ciddiyetinin dışına taşan şakalaşmalar.

Uzayan ve her tehir edilip ileri tarihe gün verilen duruşmalar mahallelinin davalılara takılmasını da arttırır. Kimi on yıl hapis cezası, kimi müebbet hapis alacaklarından kimi mahalleli çıtayı yükseltip idam ile cezalandırılacaklarına hüküm kurmaktadır. Kör Şakir hoca ile Gurruk Bekir dayı bu takılmaları şaka olarak kabul etselerde içlerinde ya gerçek olursa korkusu geceleri uykularını kaçırmaktadır.

Mahallede esprileri ile halkı mahkeme süreci hakkında bilgilendiren Bekir dayı her zamanki müstehzi gülen yüzü ile ulan ırzı kırık "gırrık Hüseyin" şu yaptığını beğendin mi? diye takılmadan edemiyordu. Hüseyin dayı ben seni demedim marım olasıca, yanaradan gidesice "körü" söyledim dese de olan olmuştu.

Günler, aylar, yıllar akıp gitmekte mahkeme uzadıkça uzamaktaydı. Neredeyse Konya git gel, otel, otobüs masrafı toplanan deri parasını geçmişti. Sanki mahkeme heyeti topal ihtiyar Gurruk ile kör hocayı belli aralıklarla görmekten mutlu oluyordu. Fakat her hikâyenin bir nihayeti olduğu gibi yıllar içinde sıkıyönetim mahkemeleri de normalleşme eğilimine girer ve bizim deri mağdurlarına bir daha yasaklara uymaları öğüdü ile beraat kararı verir.

Mahkemeden sanki uçacakmış gibi hızlı hızlı yalpalaya yalpalaya çıkmaları tam seyirlikti. Et sever Bekir dayı'nın Konya tandırı, etli ekmeği ile beraat kararını kutlamaması ayıp olurdu. O da öyle yaptı iştahla tandır ile etli ekmeği yiyerek Konya'ya veda ettiler.

Bu olay uzun yıllar mahallede ve akrabalar arasında eğlence konusu olarak anlatılır oldu.

Güzel insanlardı. O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler. Gidenlere rahmet olsun, kalanlara selam ile mutlu bayramlar olsun.

Sürç-i lisan ettimse affola.