Bir Neşet Ertaş geldi geçti bu dünyadan…

Kırşehir’in bozkırından çıktı, elinde sazı, dilinde türküsüyle koca bir ömre sığmayacak kadar büyük izler bıraktı. Gitti ama sesi kaldı. Sözü kaldı. Sazının tınısı, bozlağın içimize işleyen o derin sesi kaldı.

25 Eylül 2012’de kaybettik onu. Aradan yıllar geçti. Ama bazı insanlar vardır, aradan yıllar geçse de eksilmez. Neşet Ertaş da öyle…

Her Eylül geldiğinde Kırşehir’in havasında başka bir hüzün olur. Cacabey Meydanı’nda türküler yükselir, Bağbaşı Mezarlığı’nda dualar edilir. İnsanlar ustanın kabrine gider, sazlar yeniden onun türkülerini söyler. Bu yıl da Kırşehir’de 25 ve 26 Eylül tarihlerinde Neşet Ertaş çeşitli etkinliklerle anıldı. Cacabey Meydanı’ndaki konserlerin yanı sıra kabir ziyareti ve mevlit programı düzenlendi.

Üstelik Neşet Ertaş artık yalnızca ölüm yıl dönümünde hatırlanan bir isim değil. Kırşehir’de düzenlenen Neşet Ertaş Kültür ve Müzik Festivali, onun müziğini, bozlak kültürünü ve beslendiği Abdal geleneğini gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyor. Bu yıl ikincisi düzenlenen festivalde kabir ziyareti, konserler, söyleşiler ve kültürel etkinlikler gerçekleştirildi.

Bence ve benim gibi düşünen birçok kişinin de düşündüğü gibi Neşet Ertaş’ı yaşatmanın en güzel yolu da bu.

Çünkü Neşet Ertaş sadece türkü söyleyen bir sanatçı değildi. İnsan halini anlattı. Sevdayı, ayrılığı, yoksulluğu, gurbeti, kırgınlığı anlattı. Ama bunu yaparken kimseye yukarıdan bakmadı.

“Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca” dediğinde, insanın kendi içindeki fırtınayı bulduk onda.

“Zahidem kurbanım n'olacak halim” dediğinde, yıllar önce yaşanmış bir sevdayı değil, sanki kendi derdimizi anlattı.

“Yalan dünya, yalan dünya” derken de hayatın gelip geçiciliğini hepimizin yüzüne sessizce söyledi.

Bu yüzden Neşet Ertaş’ın türkülerini dinlerken sadece bir sanatçıyı dinlemiyoruz. Kendimizden bir parçayı dinliyoruz.

Tabi ki Kırşehir için ise Neşet Ertaş’ın anlamı biraz daha başka.

Çünkü o, bu şehrin toprağından çıktı. Bu bozkırın rüzgârını soludu. Bu insanların düğününü, sevincini, hüznünü, gurbetini gördü. Kırşehir’in sokaklarında dolaşan o tanıdık saz sesi, bugün onun adıyla birlikte anılıyor.

Neşet Ertaş’ın ardından Kırşehir’de her yıl yapılan anmalar, festivaller ve konserler elbette önemli. Ama asıl mesele, onun söylediği sözleri anlayabilmek.

“Turkulerinin herbir satırında sevgi dolu olmayı…

“İnsanın kıymetini insan bilmez mi?” diye düşündürecek kadar insanı merkeze koymayı…

Ve en önemlisi, şöhretin içinde kaybolmadan insan kalabilmeyi…

Neşet Ertaş’ın büyüklüğü biraz da buradaydı.

Sazını eline aldı, gönlünden geçeni söyledi. Kendini büyütmeye çalışmadı. Kendisini halktan ayrı görmedi. Belki de bu yüzden halk onu hiç kendinden ayrı görmedi.

Bugün Cacabey Meydanı’nda onun türküleri söylenirken, birileri belki çocukluğunu hatırlıyor, birileri gençliğini, birileri de artık aramızda olmayan bir sevdiğini…

Bir türkü bazen bir insandan daha uzun yaşar.

Neşet Ertaş da bize bunu bıraktı.

Bir saz…

Bir ses…

Bir ömür…

Ve insanın gönlüne dokunan türküler.

Bir Neşet Ertaş geldi geçti dünyadan.

Ama öyle sessizce geçip gitmedi.

Ardında koskoca bir bozlak bıraktı.

Kırşehir’de gökyüzüne doğru yükselen her saz sesinde, bozkırın rüzgârında, bir düğünde çalınan türküde, Cacabey Meydanı’nda söylenen her ezgide biraz Neşet Ertaş var.

İyi ki geldi.

İyi ki söyledi.

İyi ki bu toprağın sesi oldu.

Mekânı gönüller olsun…