Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Kırşehir’de çekilmiş bir düğün görüntüsü dikkatimi çekti. Paylaşımın altındaki “Lidyalılar parayı icat etti ama Kırşehirliler düğünde saçtı” esprili notu, aslında hepimizin bildiği ama nadiren üzerine durup düşündüğü bir geleneksel alışkanlığımızı yeniden gözler önüne seriyor.
Görüntülerde, kırmızı halıyla kaplı oyun pistinin adeta kâğıt paralarla kaplandığı, gelin ve damadın çevresinde dönen davetlilerin avuç dolusu banknotu havaya saçtığı görülüyor. Bir yanda davul-zurna ve orkestranın coşkulu ritimleri, diğer yanda ise atılan paraları anında toplayan görevlilerin pratik hareketi...
İnsan ister istemez düşünüyor: Biz Kırşehir’de düğün geleneğini mi yaşatıyoruz, yoksa geleneğin üzerine yeni bir gösteriş kültürü mü inşa ediyoruz?
Çünkü Kırşehir düğünlerinin geçmişine baktığımızda karşımıza bugünkünden oldukça farklı, çok daha geniş bir toplumsal hayat çıkıyor.
Eskiden düğün yalnızca gelinle damadın ve iki ailenin meselesi değildi. Köyün, mahallenin, akrabanın, komşunun ortak işiydi. Düğün için eşe dosta okuntu gönderilir, düğün evinin damına bayrak dikilir, davul-zurna günler öncesinden duyulmaya başlardı. Kimi yerlerde bayrağın ucuna elma veya soğan bile takılırdı.
Düğün evi günlerce hareketli olurdu. Yemekler hazırlanır, komşular ve akrabalar el birliğiyle çalışır, misafirler ağırlanırdı. Düğün yalnızca eğlenmek değil, yardımlaşmak ve dayanışmak demekti.
Kına gecelerinin de kendine özgü bir dünyası vardı. Gelinin etrafında mumlarla dönülür, kına türküleri söylenir, gelinin duygulanması ve ağlaması için kına övmesi yapılırdı. Bugün birkaç saat içinde tamamlanan birçok ritüel, geçmişte günlere yayılan törenlerin bir parçasıydı.
Bir de bugün adını bile pek çoğumuzun hatırlamadığı düğün eğlenceleri vardı. Tura, yorgan çevirme, sin-sin, cirit ve güreş gibi oyunlar, düğünlerin yalnızca eğlence değil, aynı zamanda bir seyir ve buluşma alanı olduğunu gösteriyordu.
Bu oyunları benim yaşım gereği bizzat izleme imkânım olmadı. Ancak Kırşehir düğünleri üzerine yaptığım araştırmalar ve büyüklerden, yöre insanından dinlediğim anlatımlar, geçmişte düğünlerin ne kadar renkli ve hareketli olduğunu anlamaya yetiyor.
Kısacası eski Kırşehir düğününde insan vardı, dayanışma vardı, oyun vardı, müzik vardı, hikâye vardı.
Peki bugün ne var?
Bugün elbette hâlâ davul-zurna var, halay var, kına var, gelin alma var, takı var. Ancak düğünün kendisi de zaman içerisinde değişti. Eskiden evin, sokağın ve mahallenin içerisinde yaşanan düğünlerin yerini büyük ölçüde düğün salonları ve organizasyonlar aldı.
Eskiden komşunun yaptığı yemek vardı; şimdi catering hizmeti var.
Eskiden mahallenin çocukları düğün evinin çevresinde koşardı; şimdi salonun kapısında bekliyorlar.
Eskiden düğün birkaç güne yayılan bir hayat olayıydı; bugün çoğu zaman birkaç saatlik bir organizasyona dönüşüyor.
Ve belki de en önemlisi...
Eskiden insanlar düğünün kendisini yaşardı, bugün düğünün nasıl göründüğünü de düşünüyor.
Para saçma geleneği de bu değişimin en görünür taraflarından biri.
Kırşehir ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde düğünlerde para vermek, müzisyene bahşiş bırakmak veya yeni kurulan yuvaya maddi bir katkıda bulunmak elbette yeni bir alışkanlık değil. Bunun altında güzel bir düşünce var: Yeni evlenen çifte bereket dilemek, müzisyenin emeğini takdir etmek, o anki sevincini paylaşmak.
Bunda ne yanlış olabilir ki?
Aslında hiçbir şey.
Sorun, güzel bir geleneğin ölçüsünü kaybettiği noktada başlıyor.
Piste atılan banknotların miktarı arttıkça düğünün mutluluğundan çok kimin ne kadar para saçtığı konuşulmaya başlanıyorsa burada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Bir düğünde mutluluğu gerçekten destelerin kalınlığı mı gösterir?
Halayın ortasına saçılan para arttıkça gelin daha mı mutlu olur?
Yoksa biz farkında olmadan sevinci de parayla ölçmeye mi başladık?
Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle bu durum daha da görünür hâle geldi. Eskiden bir düğünde yapılan gösteriş yalnızca düğüne katılanların hafızasında kalırken, bugün telefon kameralarıyla kaydediliyor, sosyal medyada paylaşılıyor ve yüzlerce, binlerce kişiye ulaşıyor.
Dolayısıyla düğün artık yalnızca düğüne gelenlere değil, izleyenlere de oynanan bir sahneye dönüşebiliyor.
İşte tam burada gelenek ile gösteriş arasındaki çizgi birbirine karışıyor.
Görüntülerde kırmızı halının üzerinde adeta bir para tabakası oluşuyor. Halay çekenlerin ayaklarının altında banknotlar dolaşıyor. Görevliler bir yandan paraları topluyor, davetliler bir yandan daha fazlasını atıyor.
İnsan ister istemez soruyor:
Biz neyi kutluyoruz? Bir evliliği mi, yoksa ne kadar para harcayabildiğimizi mi?
Üstelik işin bir de pek konuşulmayan tarafı var: hijyen.
Gün içerisinde elden ele dolaşan, cüzdanlarda, ceplerde, kasalarda ve çeşitli yüzeylerde bulunan banknotlar düğün sırasında yere atılıyor; ayakkabıların altında eziliyor, toz ve kirle temas ediyor. Sonra aynı paralar yerden alınıp insanların ellerine, yüzlerine, hatta bazen ağızlarına götürülebiliyor.
Bir anlık eğlence uğruna bunu normalleştirmek gerçekten gerekli mi?
Geleneği yaşatmak istiyorsak, geleneğin kendisi kadar nasıl yaşatıldığını da düşünmek zorundayız.
Elbette kimsenin neşesine, geleneğine ya da düğününde nasıl eğlendiğine karışmak gibi bir niyetimiz yok. Ancak yapıcı bir eleştiri yapmak gerekirse; geleneğin ruhunu kaybetmeden, işi bir maddiyat sergisine ve hijyenik olmayan görüntülere dönüştürmeden de coşkuyu yaşamak mümkün.
Müzisyene emeğinin karşılığını vermek güzeldir. Yeni evlenen çifte destek olmak güzeldir. Gelenekleri yaşatmak güzeldir.
Ama gelenek ile gösteriş arasındaki farkı da unutmamak gerekir.
Çünkü eski Kırşehir düğünlerinin bize bıraktığı asıl miras, piste atılan para değildi.
Birlikte olmaktı.
Komşunun komşuya yardım etmesiydi.
Düğün evinde kazanların kaynamasıydı.
Davul-zurnanın sesiyle bütün mahallenin haberdar olmasıydı.
Gençlerin halayda omuz omuza vermesiydi.
Kına gecesinde söylenen türkünün gelinin gözlerini doldurmasıydı.
Büyüklerin duası, çocukların heyecanı, akrabaların birbirine sarılmasıydı.
Bugün birçok eski düğün geleneğinin yavaş yavaş unutulduğu bir dönemdeyiz. Bir zamanlar düğünlerin vazgeçilmezleri olan bazı seyirlik oyunlar, yerel eğlenceler ve ritüeller artık genç kuşaklar tarafından ya hiç bilinmiyor ya da yalnızca büyüklerinden duydukları bir hatıra olarak kalıyor.
Belki de asıl sorgulamamız gereken budur.
Eski düğünlerimizin kültürünü neden kaybediyoruz da gösterişini büyütüyoruz?
Neden eski düğün oyunlarını ve eğlencelerini hatırlamak yerine piste kaç lira saçıldığını konuşuyoruz?
Neden düğünlerimizde geleneksel kültürümüzü daha fazla yaşatmak yerine, kimin daha görkemli bir organizasyon yaptığı üzerine yarışıyoruz?
Belki de Kırşehir düğünlerinin geleceği için biraz geriye bakmamız gerekiyor.
Çünkü geçmişe bakmak her zaman eskiye dönmek değildir.
Bazen neyi kaybettiğimizi anlayabilmektir.
Gelin, düğünlerimizde parayı değil; muhabbeti, halayın ritmini, davulun sesini, türkülerimizi ve paylaşılan mutluluğu ön plana çıkaralım.
Müzisyenin emeğini verelim, gelin ve damada desteğimizi gösterelim, geleneğimizi yaşatalım.
Ama bunu bir yarışa çevirmeyelim.
Çünkü günün sonunda hafızalarda kalacak olan, piste saçılan kâğıtların miktarı değil; o gün kiminle birlikte güldüğümüz, kiminle halay çektiğimiz, kimin elinden tuttuğumuz ve hangi türküyü hep birlikte söylediğimiz olacaktır.
Bence Kırşehir düğünlerinin ihtiyacı daha fazla para değil, biraz daha fazla hatırlamak, biraz daha fazla paylaşmak ve biraz daha az gösteriştir.
Çünkü düğünün bereketi yere saçılan parada değil, insanların gönlüne saçılan mutluluktadır.
Konu düğün olunca laf lafı açtı, yazı da uzadı.
Kalın sağlıcakla.