Gurbet, insanı memleketinden uzaklaştırır ama memleket sevgisinden uzaklaştıramaz.

Yıllar önce ekmeğinin peşinden yurt dışına giden, Almanya'da, Hollanda'da, Belçika'da, Fransa'da hayat kuran nice insanımız var. Çocukları orada büyüyor, evleri orada, işleri orada… Ama ne zaman memlekete doğru yola çıksalar, o uzun yolun bir yerinde insanın içini ısıtan tanıdık bir şey beliriyor: Bir araç plakası.

Kimi zaman uzaktan görünen iki rakam, koca bir memleket hikâyesini anlatmaya yetiyor.

Özellikle Kırşehir plakası olan 40 rakamı…

Yurt dışında yaşayan bazı Kırşehirlilerin araçlarında 40'ı görmek, sıradan bir plaka ayrıntısı değil. O iki rakam, aslında “Ben buralarda yaşıyorum ama nereden geldiğimi unutmuyorum” demenin sessiz bir yolu.

Belki Almanya'nın bir şehrinde doğmuş çocuğunu memlekete getiriyor o araç. Belki yıllardır Kırşehir'e gelememiş bir gurbetçinin arabası… Belki de Kırşehir'den ayrılalı onlarca yıl olmuş bir hemşehrimizin.

Ama plaka konuşuyor.

“40.”

Kırşehir'in 40'ı…

İnsanın doğduğu topraklarla arasında kilometreler arttıkça, bazı şeylerin değeri daha da artıyor. Bir bozlak sesi, bir tandır ekmeğinin kokusu, çocuklukta yürünmüş bir sokak, Ahi Evran'ın şehri, Kırşehir'in ayazı, hatta bazen bir plaka numarası bile insanın içinde bambaşka bir yere dokunuyor.

Yurt dışında yaşayan bir Kırşehirlinin aracında 40'ı görmek, bana hep şunu düşündürüyor: İnsan memleketinden çıkabilir ama memleket insanın içinden kolay kolay çıkmıyor.

Belki de gurbetçilerin araç plakalarındaki bu rakamlar, küçük birer memleket bayrağı gibi.

Sivaslı 58'iyle, Kayserili 38'iyle, Yozgatlı 66'sıyla, Kırşehirli 40'ıyla kendini anlatıyor. Nerede yaşarsa yaşasın, hangi ülkenin yollarında direksiyon sallarsa sallasın, insan bazen sadece iki rakamla “Benim memleketim burası” diyebiliyor.

Hele Kırşehir'in 40'ı…

Bir yabancı ülkede yolda giderken önünüzde 40 plakalı bir araç görseniz, içinizden “Hemşehrim!” demek geliyor. Belki sürücüyü hiç tanımıyorsunuz. Belki aynı mahalleden bile değilsiniz. Ama o iki rakam bir anda aradaki bütün mesafeyi kapatıyor.

Gurbetin garip tarafı da bu zaten.

İnsan uzaklaştıkça memleketin bazı ayrıntılarını daha çok seviyor.

Bir zamanlar her gün gördüğü sokakları özlüyor. Çocukken önemsemediği bir çeşmenin, bir meydanın, bir tepenin fotoğrafını görünce dalıp gidiyor. Ve bazen bir aracın plakasındaki 40, koskoca bir geçmişi hatırlatmaya yetiyor.

Bu yüzden ben gurbetçilerin araçlarındaki memleket plakalarını sadece bir rakam olarak görmüyorum.

Onlar biraz da aidiyet.

Biraz özlem.

Biraz çocukluk.

Biraz da “Nerede olursam olayım, ben buralıyım” deme biçimi.

Kırşehir'in 40'ını taşıyanlara bakınca insan şunu anlıyor:

Bazı memleketler haritada küçük olabilir ama insanın kalbinde kapladığı yer çok büyüktür.

Ve gurbet yollarında bazen bir 40, binlerce kilometreden daha güçlü bir selamdır.

“Selam Kırşehir…”

“Beni unutma.”

“Ben seni unutmadım.”