7 HAZİRAN seçimlerinin ardından iki ay geçti, nedense bir türlü hükümet kurulup, milletin karşısına çıkılamadı. Her parti halkın kendilerine verdiği mesajdan dem vuruyor, ama hükümet kurmaya da pek sıcak bakmıyorlar nedense… İşte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na hükümet kurma görevini vereli kaç gün olmuş, heyetler partileri ziyaret etmişler, CHP ile günlerdir bir masa etrafında koalisyon kurmak için çalışmalar ve pazarlıklar yapıyor, ama sonuç yok.
7 HAZİRAN seçimlerinin ardından iki ay geçti, nedense bir türlü hükümet kurulup, milletin karşısına çıkılamadı.Her parti halkın kendilerine verdiği mesajdan dem vuruyor, ama hükümet kurmaya da pek sıcak bakmıyorlar nedense…
İşte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’na hükümet kurma görevini vereli kaç gün olmuş, heyetler partileri ziyaret etmişler, CHP ile günlerdir bir masa etrafında koalisyon kurmak için çalışmalar ve pazarlıklar yapıyor, ama sonuç yok.
AK Parti dışındaki tüm partiler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koalisyonlara sıcak bakmadığını ve ülkeyi Kasım ya da bahar ayında seçime götürdüğünü iddia ediyorlar.
Ama geçen her gün ülkeyi içinden çıkılmaz bir hale götürüyor.
Doğu ve Güneydoğu’dan her gün birkaç şehidimizin haberi geliyor, ocaklar sönüyor, insanlar kan ağlıyor, ama ülkeyi idare edenler bütün bunları görüp hükümet kurmak için ciddi bir adım atmıyor ya da atamıyor.
Ülkemiz ciddi sıkıntılarla karşı karşıya ama, siyasetçiler ülkeyi değil, partilerinin geleceği ve koltuk derdinde…
Bırakalım ülkemizde yaşanan büyük sıkıntıları da şu Kırşehirimize bir bakalım.
Bürokrasi yan gelip yatıyor, vatandaş hizmet alamıyor, sıkıntı yaşıyor, ama muhatap bulamıyor.
Çünkü bürokratlar ne olacağından, koltuklarının sallantıda olup olmayacağından endişeli. Kimse elini taşın altına koymuyor, ya da koymak istemiyor.
İşte bir süredir hükümet binasının nereye yapılacağıyla ilgili ortada bir çok görüş hakim. Kimi şuraya, kimi buraya olmasının önemine dikkat çekip, önerilerde bulunuyor.
MHP Kırşehir Milletvekili Prof. Dr. Cemil Yıldırım Türk, olmayan bir hükümet için Kırşehir’de yapılacak hükümet binasının yerinin tartışılır hale geldiğine de dikkat çeken bir açıklama yapıyor ve bakın neler söylüyor:
“Asıl tartışılması gereken, fakir fukara aç iken, ülke ekonomisi her an batma noktasına gelmişken, bölücü terör adeta azmış ve her gün şehitler gelirken, hükümetin kurulamaması, daha doğrusu kurulmamak istenmemesidir. Cumhurbaşkanı tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen AKP Genel Başkanı Davutoğlu, sanki kurmamak üzere görevlendirilmiş gibi süreci savsaklamakta, yangın yerine dönen ülkeyi erken seçime götürmek için elinden geleni yapmaktadır. Yapılacak bir erken seçimin güvenliği asla ve asla mümkün olmayacaktır. Ülke kaosa doğru sürüklenecektir. Köyde, kasabada görüştüğümüz vatandaş derhal hükümetin kurulmasını ve sorunlarına çözüm üretilmesini istiyor. AKP’nin ise hesabı ülkeye ne pahasına mal olursa olsun tekrar iktidara tek başına gelmek. Gerisi umurlarında değil.”
Evet, yerinde bir değerlendirme bence…
Kırşehir’de yapılacak, ya da yapılması beklenen, planlanan hizmet ve projeler yerinde sayıyor. 2014 yılını kayıp bir yıl olarak geride bırakan, 2015’e büyük umutlarla giren Kırşehir, Haziran ayında yapılan seçime umutlarını bağlamış ve yeni seçilen milletvekilleriyle 2015 yılından az da olsa umutlanmıştı.
Ne yazık ki bu umuduna da kar yağdı.
Siyasetçiler, halkın kendini verdiği oyların hakkını ve sorumluluğunu yerine getiremedi.
Şimdi ortada hükümet yok, yine bir seçim daha var.
Ülkenin kaynakları yine heba olup gidecek, sonuç üç aşağı beş yukarı aynı olacak. Ama ülkenin ve insanların kaybettikleri daha da artacak.
Ama dedim ya bütün bunlar siyasetçilerin umurunda değil.
“Seçim de seçim!” diye ayak direyenler, uzlaşma adına bir araya gelemeyenlere bu millet yapılacak ilk seçimde gereken dersi verecektir. Ama kaybeden tabi onlar değil, yine koskoca bir millet olacaktır.
Ne demiş atalarımız her işte bir hayır vardır diye…
Boşuna dememişler elbette… Siyasetçilerin bu durumundan da elbette bir hayır vardır.
“Her işte bir hayır var” deyince aklıma bir hikâye geldi, bunu siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim.
Zamanın birinde ava meraklı bir padişah varmış. Bir de akıllı veziri. Bir şey olsa, vezir atılır, "bu işte bir hayır vardır padişahım" der, durumu dinler, anlar, düzeltirmiş...
Padişah zaman zaman vezirinin bu ön yargısına kızsa da, sonuçta onun haklı çıktığını gördüğü için pek ses etmezmiş.
Gel zaman, git zaman devir devran değişmiş, tüfek icad olmuş. Okla, yayla av devri bitmeye yüz tutmuş.
Padişah da kendine bir tüfek edinmiş. Hani horozu namlunun üzerinde olan o tüfeklerden. Almış da kullanmasını öğrenecek. Şöyle tutulur, böyle nişan alınır, horozu böyle çekilir, tetiğe böyle basılır derken, olan olmuş, tüfek patlamış patlamasına da, horoz ile tüfek arasına padişahın parmağı sıkışmış ve kopmuş...
Padişah can acısıyla kıvranırken, vezir yetişmiş ve "Aman padişahım geçmiş olsun, vardır bunda da bir hayır" demiş.
Demiş demesine de siniri burnunda olan padişaha bu söz küfür gibi gelmiş, "alın bu pezevengi, atın zindana, geberene kadar orada kalsın" buyurmuş.
Veziri yaka paça götürmüşler, zindana kapatmışlar...
Yine gel zaman, git zaman, padişah acısını unutmuş, av merakı depreşmiş, tekrar av için yollara düşmüş. Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında av peşinde koşarken, yamyamlar padişahı ve avenesini yakalamışlar. Yamyam kabilesinin reisinin karşısına dizmişler. Reis, avladıkları avların boyuna bosuna bakıp, "bunu şu kazana koyun, haşlama yapın", "bunu şu şişe geçirin kızartın" diye sıradan herkese yapılacak işlemi söylüyormuş...
Sonunda padişahın önüne gelmiş, bakmış, kelli felli, besili, süt beyaz dişine göre birisi, tepeden tırnağa muayene etmiş. Bakmış ki bir parmak yok, "defolu bu mal" demiş, "atın bunu ormana, kurda kuşa yem olsun"...
Padişahı atmışlar ormanın derinliklerine... Olacak bu ya, bin bir güçlükle canını kurtaran padişah, sarayına dönmeyi başarmış. Derlenip toparlanıp kendine geldikten sonra, eline, kopmuş parmağının bulunduğu eline bakarken, veziri aklına gelmiş...
"Yahu" demiş, "adama büyük haksızlık etmişim", "her işte bir hayır vardır" demişti, "parmağım kopmamış olsaydı, yamyamlar beni de diğerleri gibi yiyecekti"... "Gidin, tez varın, sevgili vezirimi getirin bana, inşallah ölmemiştir zindanda..."
Veziri getirmişler, huzura çıkarmışlar. Padişah özür dilemiş, "haklı çıktın" demiş, "ama biz sana haksızlık yaptık"...
"Olur mu padişahım" demiş vezir atılarak, "bu işte de bir hayır vardı mutlaka"...
Padişah kükremiş yine: "Behey adam, şu haline bak, zindandan çıkarmasaydım, ölüp gidecektin oralarda... Bir deri bir kemik kalmış, kıl yumağına dönmüşsün, insanlıktan çıkmışsın, hala aynı teraneyi tekrar ediyorsun..."
"Kızmayın padişahım, ama bir düşünün, parmağınız koptuğunda siz beni zindana atmasaydınız, muhakkak ki ava sizinle ben de gelecektim, yamyamlar beni de yiyecekti... Yaptığınızın hayrı benim de canımı kurtardı..."
Kısaca her işte bir hayır vardır, belki hükümet kurulmamasından, bu milletin yeniden sandığa gitmesinden de bir hayır olacaktır.
Son birkaç aydır ülkemizde siyasetçilerin yaşadığı ve bizlere yaşattığı durumlara son sözü söyleyecek bu milletin de hayırlı bir kararı olacaktır.
Umarız bu söz birileri için çok ağır olur da bir daha bu millet kendisini iki de bir sudan bahanelerle sandığa götürmek için ülkeye bu kadar ağır bedel ödetmezler…
***
Biraz da gülelim!
Birkaç yıllık evli çift
Birkaç yıllık evli çiftin bir bebekleri olur. Ancak günler haftalar geçtikçe bebeğin çok farklı ve insanüstü yetenekleri olduğu ortaya çıkar. Bir yaşına geldiğinde yetişkin gibi konuşur, iki yaşında aklınıza gelen her dilde okuyup yazmaya baslar, üç yaşında ileri matematik profesörleriyle tartışmaya oturur ve dört yaşında gelecekle ilgili inanılmaz tahminlerde bulunmaya baslar... Der ki:
“Tam 1 yıl sonra bugün ben öleceğim, ben öldükten 2 yıl sonra annem ölecek, annem öldükten 1 yıl sonra babam ölecek...”
Ve tam bir yıl sonra çocuk ölür...
Baba çok uyanık olduğu için karısını hemen milyarlar değerinde sigortalatır ve iki yıl sonra da anne ölür...
Baba bir yıllık ömrünün kaldığının farkında…
Karısının sigortasından kazandığı parayla evlere, arabalara, seyahatlere ve birbirinden güzel kadınlara yatırım yapar...
Ölümüne bir gün kala en yakın arkadaşı Rıza’yı da evine davet eder. Son parasıyla iki konsomatris kiralar; biri Rıza için, diğeri kendi için. Önce süper lüks villanın havuzunda eğlence, sonra yatak odasında zevk dolu bir gece. Adam her şey bittiğinde gözlerini kapatır ve:
“Vay be yarın ölmüş olacağım. Ama ne hayat geçirdim, her şeyi yaptım, dolu dolu yaşadım her şeyi. Helal olsun bana…” diyerek keyifle uykuya dalar.
Sabah bir de gözlerini açar ki hala yaşıyor!
Yatakta şaşkınlık içinde bakınırken geceyi beraber geçirdiği konsomatris yanında yatıyor.
Arkadaşı için tuttuğu konsomatris telaşla içeri girer.
Der ki:
“Hemen aşağıya gelin ne olur... Rıza bey uyanmıyor... Galiba ölmüş!!!”
***
Sevdiğim bir söz
“Aptallar akıllılardan pek az şey öğrenirler Ama akıllılar aptallardan çok şey öğrenirler” Marcus Porcius Cato