Çekiç Ali halkın arasında yetişmiş değerli bir ozandır.

Çekiç Ali’nin yaşadığı dönemde ülkemizde büyük kıtlık olmuş. Bu kıtlıkta evlerde bekletilen unlar acımış. Adam evine gelene “Unum yok.” demiş, saklamış. Bekletilen unlar zamanla acımış. Acıyan unun ekmeği de olmaz, yenmez de...  İşte o kıtlığın içinde Meşeköy’de dünyaya gelmiş Çekiç Ali. 

Bizim  büyüklerimiz bir yerde mesken tutup kalmamışlar. Boy boy gezmişler. Geçimlerini temin ettikleri yerde ekseriyetle kalmışlar. Fakat öyle zaman zuhur eylemiş ki 1940’larda Kırşehir’e intikal etmişler.

Çekiç Ali’nin ünü halk arasında giderek yaygınlık almış. “Çekiç” lakabı ile anılır olmuş. Fakat Çekiç Ali açısından talihsizlik şu ki, bugün yurdumuzda büyük yaygınlık kazanan televizyon yayınlarına yetişememiştir.

O dönemde Ankara Radyosu ancak Gölbaşı’na kadar yayın yapabiliyordu. Kayseri Fuarı’nın açılışında bizim de katıldığımız banda alınan program, daha sonra izlenmiş ama sadece Ankara ve çevresinde dinlenebilmiş. İşte Çekiç Ali için talihsizliğin büyük yanı burası. Yoksa bugün Muharrem Usta’dan ve diğer ustalarımızdan kalıcı bir tarafı yoktu Çekiç Ali’nin. Ve hatta daha da fazlaydı diyebilirim.

Gençti, onun sanatı televizyonlara yansıyabilseydi, o zaman gerçek Çekiç Ali kendisini kanıtlardı. Çünkü TRT yapımcılarının arasında ahbapları vardı. Ancak bu dönemlere erişemedi. Hakettiği yere gelemeden vefat etti.

Bizim “Çekiç”imizin benim de görüp geçirdiğim yoksulluklarla, darbelerle dolu yaşamı halka yansımamıştı. Ama bir ünü, ünvanı kaldı. Ancak bantları ve sevenlerinin, dostlarının evlerinde hazine gibi saklanan kasetleri var. 

Kırşehir Abdal ozanlarından Aydın Çekiç, babası Çekiç Ali’ yi şöyle anlatıyor:

“              “Babam Çekiç Ali,  tüm plak ve kasetlerinde ‘Kırşehirli Çekiç Ali’ olarak anılır. Kaman'ın Meşe köyünde1932 yılında doğar. Babama o zamanlar ‘Ersan’ soyadı verilirse de, sülalemize ‘Çekiçler’ denildiğinden bu soyadını değiştirir ve ‘Ali Çekiç’ olur. Babamın soyadını değiştirmesi bir taşla iki kuş vurması gibi olmuş. İstanbul'da bir plakçı babama ait bir plağı, babamdan habersiz çoğaltıp satışa sunmuş bu duruma müdahale eden babama; ‘Bu plakta Çekiç Ali yazıyor ama senin adın Ali soyadın Ersan nereye gidersen git.’ deyerek haksızlık yapmış. Babam da bunun üzerine nüfustaki soyadında değişiklik yaptırarak ‘Ersan’ı kaldırtıp ‘Çekiç’ yaptırmış.  Zaten babama daha çocuk yaşlarında, köy odalarında saz çalmaya başladığından bu yana büyüklerimizce sülalemize ‘Çekiçler’ denildiğini de çağrıştıran ‘Çekiç Ali’ denmeye başlanmış.

                Hacı Taşan'dan dört yaş küçük, Neşet Ertaş’tan da dört yaş büyük olan babam, 1973’te kalp  ameliyatından iki yıl sonra geçirdiği beyin felcinin akabinde kırk bir yaşında ve 13 Eylül 1973'te hayata gözlerini yumdu. Babam çok kısa sayılabilecek bir ömre onlarca türküyü ve bozlağı sığdırdı. Bir kaç türküsünün yayınlandığı devlet radyosu ve çok az sayıda elden ele dolaşan 45'likler dışında şimdiki gibi olanakların olmadığı bir dönemde  ün yaptı. Babamın tek geçim kaynağı yöre düğünlerinde saz çalıp türkü söylemekti.

                Değerli büyüğümüz Muharrem Ertaş, babamın eşi Fatma Hanım’ın dayısı oluyor. Muharrem Ertaş,   Yusuf Usta ve dayısı Bulduk Usta'dan gelen güçlü bir geleneğin devamıdır. Babam Çekiç Ali'nin farklı ve kendine özgü sesi, duygulu ve yanık bir ses olup, bunun temelinde de çok yumuşak bir gırtlağa sahip olması vardır. Söylediği parçalara kendini öylesine verir ki, avazından çıkarken yaptığı vurgularla yetinmez, saza dokunurken kendince bir yaratıcı üslup da yakalar. Babamın sazından uda, cümbüşe benzeyen sesler de çıkar.

                Babam, ustası Muharrem Ertaş, arkadaşı Hacı Taşan ve Neşet Ertaş gibi çok daha küçük yaşlarda kendini düğünlerde saz çalarak yetiştirmiştir. Hatta babamdan dört yaş küçük olan Neşet Ertaş, babası olmadan tek başına düğün çalmaya ilk olarak babamla çıkmıştır.

                Babam Çekiç Ali’nin 1969’da İstanbul'da düzenlenen bir yarışmada, oluşturduğu folklor ekibiyle kazandırdığı bir birincilik ödülü vardır. Yine bir bankanın düzenlediği ve birinciliği Kırşehir ekibinin kazandığı  9. Halk Oyunları Festivali’nde Kırşehir ekibinin kopuzu yine babamın ellerindedir. Babam Çekiç Ali Kırşehir halay ve oyunlarının güzelliğini bir anlamda ilk olarak Anadolu’ya taşımıştır. Babam hiçbir öğrenim görmemiş, Allah vergisi ve de bizim abdallarda bol bulunan yeteneğini, kendi kendine geliştirmiştir. Zaten bizler toplumu ve bu toplumun neşesini, hüznünü, ağıdını, oyununu, eğlencesini, adetlerini taşıdık kuşaktan kuşağa…”

                 Bu gün hayatta bulunan 1921 doğumlu, Kırşehir’in eski aydınlarından ve gazetecilerinden Ertuğrul Ersan Çekiç Ali’in ölümüne ilişkin duygularını o günlerde şiirleştirir:

                                      ÇEKİÇ ALİ İÇİN…

                               Çekiç Ali vardı neşeyle dolu,

                               O gitti kırıldı sazların teli,

                               Türküyle gösterir hep doğru yolu,

                               Geride bıraktı yaşlı gözleri.

                               Makamla dil verir sazın telinde,

                               İnsanlık kemeri vardı belinde,

                               Tezene notaydı onun elinde,

                               Geride bıraktı yaşlı gözleri,

                               Muhabbet ondaydı, sevgi ondaydı,

                               Sanatta kırılmaz çelik bir yaydı,

                               Geceyi ışıtan bir dolunaydı,

                               Geride bıraktı yaşlı gözleri,

                               Otuz dokuzunda yumdu gözünü,

                               Asla unutmayız gülen yüzünü,

                               Dile getiriyor oğlu sazını,

                               Geride bıraktı yaşlı gözleri.

                               Kırşehirli idi yadelden değil,

                               Vermişti tüm ülke Çekiç’e meyil,

                               Ertuğrul önünde saygıyla eğil,

                               Geride bıraktı yaşlı gözleri.

                Çekiç Ali’nin ölümünün ardından mezarını yaptıran ve bu şiiri yazan muhabbet dostlarından Ertuğrul Ersan ve arkadaşları bu anılarını şöyle anlatırlar:

                “Etemin Hacı diye bilinen Süleyman Mutlu’nun evinde ben, Cahit Obruk, Şaban Katipoğlu, İhsan Çakmak eğlenirken, Çekiç Ali’den söz açıldı. ‘Ali’nin mezarını yaptıralım’ dedim ve aramızda para toplayarak Süleyman Mutlu’ya verdik ve mezarının yapılması için onu görevlendirdik.

                Bahsettiğim isimlerden sadece ben hayattayım. Hepsine Allah rahmet eylesin.”