Geçtiğimiz günlerde Sincan Belediyesi tarafından düzenlenen “Geleneksel Sincan Yaz Festivali” kapsamında, Sincan Kırşehirliler Derneği standını Kırşehirli Dernekler Federasyonu Başkan Vekili Hüseyin Ata ve Genel Sekreter Hacı Derviş Kaplan ile birlikte ziyaret ettik.
Standın başında bizleri Sincan Kırşehirliler Derneği Başkanı Hüseyin Karapınar ve ekibi karşıladı. Samimi sohbetleri, misafirperverlikleri ve memleket adına ortaya koydukları emek, bizlere bir kez daha hemşehrilik bağlarının ne kadar kıymetli olduğunu hatırlattı.

Festival, Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan’ın, yerel yönetimlerin kültürel değerlere ve sivil toplum çalışmalarına verdiği desteğin güzel bir örneğiydi.
İlk bakışta sıradan bir stant gibi görünebilir.
Ama biraz durup baktığınızda aslında orada çok daha büyük bir hikâye olduğunu fark ediyorsunuz.
Bir şehrin kültürü, gelenekleri, yemekleri, müziği ve insanları bazen büyük salonlarda değil; böyle küçük buluşmalarda, samimi sohbetlerde ve hemşehrilerin bir araya geldiği alanlarda yaşatılıyor.
Sincan’daki Kırşehirliler Derneği’nin standı da benim için tam olarak böyle bir anlam taşıdı.
Ankara’da yaşayan Kırşehirliler olarak memleketimizden kilometrelerce uzakta olsak da bazı değerleri yanımızda taşımaya devam ediyoruz.

Bir sohbetin içinde Kırşehir’i konuşuyoruz.
Bir türkünün ezgisinde memleketi hatırlıyoruz.
Bir hemşehriyle karşılaştığımızda yıllardır görmediğimiz bir akrabamızla karşılaşmış gibi seviniyoruz.
İşte hemşehrilik biraz da böyle bir şey.
Sadece aynı şehirde doğmuş olmak değil; aynı hatıralara, aynı değerlere ve aynı memleket duygusuna sahip çıkmak.
Bu nedenle Sincan Kırşehirliler Derneği’nin yaptığı çalışmaları yalnızca bir etkinlik faaliyeti olarak görmemek gerekiyor.
Bu tür organizasyonlar, Kırşehir’in Ankara’daki kültürel hafızasının korunmasına katkı sağlıyor.
Üstelik bu hafızanın gelecek kuşaklara aktarılması açısından da büyük önem taşıyor.
Çünkü çocuklarımız Kırşehir’de doğmamış olabilir.
Gençlerimiz Kırşehir’in sokaklarında büyümemiş olabilir.
Ama onlara memleketlerinin hikâyesini anlatabiliriz.
Neşet Ertaş’ı, Ahi Evran’ı, Kırşehir’in türkülerini, geleneklerini ve insan hikâyelerini tanıtabiliriz.
Bunun yolu da sadece anlatmaktan değil, yaşatmaktan geçiyor.
Bugün Ankara’da Kırşehirliler tarafından kurulan derneklerin de önemli bir sorumluluğu var.
Kırşehirli Dernekler Federasyonu (KIRFED), farklı alanlarda faaliyet gösteren Kırşehirli dernek ve oluşumları bir araya getirerek hemşehrilerimiz arasındaki dayanışmayı daha geniş bir zemine taşıyor.
Federasyon çatısı altında Kırşehirli Sanayici ve İş İnsanları Derneği (KIRSİAD) gibi iş dünyasına yönelik yapılanmaların yanı sıra, Bürokratlar Derneği, Hukukçular Derneği ve Eğitimciler Derneği gibi farklı meslek gruplarını bir araya getiren yapılanmaların bulunması da Ankara’daki Kırşehirli topluluğunun ne kadar geniş ve güçlü bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.
Aslında bütün bu çalışmaların ortak bir amacı var:
Kırşehir’in değerlerini yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak.
Ama bütün bunların temelinde aynı duygu var:
Memleket.
Sincan’daki o stantta benim dikkatimi çeken de tam olarak buydu.
İnsanların bir araya gelmesi, sohbet etmesi, Kırşehir’den konuşması ve memleket duygusunu paylaşması…
Belki küçük bir etkinlikti.
Ama bazen büyük şeyler küçük buluşmalarla başlar.
Bir stant sadece ürünlerin sergilendiği bir yer değildir.
Bazen bir şehrin kültürünü tanıttığınız yerdir.
Bazen geçmişle gelecek arasında kurduğunuz bir köprüdür.
Bazen de yıllardır birbirini görmeyen insanların yeniden buluşmasına vesile olur.
Sincan’da gördüğüm tablo bana bir kez daha şunu düşündürdü:
Kırşehir Ankara’dan uzak değil.
Çünkü Kırşehirli nerede varsa, Kırşehir’in sesi de orada.
Önemli olan bu sesi duyurmak, kültürümüzü yaşatmak ve gelecek nesillere aktarabilmek.
Belki de hepimizin yapması gereken çok basit:
Memleketimizi sadece özlememek, yaşatmak.
Bugün aslında Sincan’da küçük bir alanda büyük bir memleket hikâyesi vardı.
Ve o hikâyenin adı:
Kırşehir.