Allah’ım seni bu kadar kızdıracak ne yaptık ki, bunca olmaz derdi kederi, imkânsızı, mucizeyi bize verdin.

Sabah kalkıyoruz akla hayale gelmeyecek kişilere operasyon; akşam yatıyoruz imkânsız, olamaz dediğimiz cezalar, mal varlığına el koymalar, siyasi yasaklar, bir çift söze yüzlerce yıllık mahkumiyet talepleri…

87 milyonluk toplum öyle hâle geldik ki;

Ben suçluyum, sen zanlısın, o şüpheli.

Biz mahkûmuz, siz tutuklusunuz, onlar gözaltında…

Hangi sözün, hangi eylemin suç sayılacağı, ceza kanununun hangi maddesiyle yargılama yapılacağı, sonuçta nasıl bir hüküm verileceği konusunda en uzman hukukçuların dahi en küçük bir fikri yok… Bir bakıyorsunuz hakkında 103 yolsuzluk iddiası olan adam kalabalık koruma eşliğinde ağzında sakızla, sağa sola gülücük dağıtarak adliyeye geliyor, aynı laubalilikle çıkıp gidiyor. “Hiç mal varlığım yok, 150 bin lira emekli maaşıyla geçiniyorum” diyor da “6 sene önce kayıtlarda üzerinizde 23 tapu görünüyor. Bunlar noldu, kime verdin. Sattıysan paraları nerde? Bu maaşla bu kadar korumaya nasıl maaş verip bir de Mersedes’e nasıl biniyorsun? 500 kere nasıl zıpladın” diye soran yok, üstelik adam hakkında hiçbir yasal yaptırım yapılmadan uğurlanıyor. Ama “Planlayarak adam güldürmekten” komedyen Deniz Göktaş iki cümlelik espri yaptığı için aylardır kuyu tipi cezaevinde.

Onlarca yazılı ve görsel medyada, muhaliflere yönelik iftiralar, yalanlar, hakaretlerle ilgili tek bir işlem yapılmazken, hiçbir çıkar gözetmeyen ve kimseyi hedef almayan masumane söylenmiş birkaç kelime için, ucu yoruma açık “yalan haberi halka yaymak” suçlamasıyla davalar açılıyor, tutuklamalar yapılıyor, yasaklar konuyor. Hatta o kadar dibe vurdu ki suçlamalar, “Bir futbolcu sözleşme imzalamak için İstanbul’a geldi” haberini yapan muhabir, yalan haber yaymaktan ifadeye çağrıldı.

Fakat bakıyorsunuz, hakkında bahis, ihale yolsuzluğu, uyuşturucu ticareti suçlamalarıyla onlarca, hatta yüzlerce yıl hapis istenen zanlılar bir sabah ansızın tahliye oluyor. Ya da örgüt kurmakla suçlanan çete lideri (!) “itirafçı” olup elini kolunu sallaya sallaya gezerken, kurduğu varsayılan örgüte üye olduğu iddia edilen onlarca kişi zindanlarda.

* * *

Yaşadığımız inanılmaz gerçekler sadece adli konularda değil tabi. Elbette konu özgürlük olunca, en önemlisi bu ama insanların en önemli ihtiyaçlarının başında beslenme ve barınma da geliyor. En son okuduğum bir araştırmada milli gelirin yüzde 15’ini toplumun yüzde 0.5’i alıyormuş. Yani yüzde yarımı. Bu, korkunç bir gerçek. Ve tüm suçların, kötülüklerin kaynağı olabilecek bir tablo. Düşünün ülkenin 100 trilyon lira geliri var. Bunun 15 trilyon lirasını 87 milyon nüfusun yüzde 0.5’i olan 435 bin kişi alıyor. Milli gelirin geri kalan kısmının paylaşımı da içler acısı. Toplumun yüzde 10’u ölüm sınırında, yüzde 20’si yoksulluk sınırında, yüzde 40’ı açlık sınırının altında. Geri kalan yüzde 30’a yakın bir kesim de kademe kademe kendi halinde yaşamaya çalışan, biraz normal yaşayan, sıkıntı çekmeden yaşayan, rahat yaşayan, biraz lüks yaşayan gibi pozisyonlarda… Bu toplum bu bölüşüm adaletsizliğini kaldıramaz. Onun için insanlar burnundan soluyor. Bu zulme daha fazla dayanılmaz. Çünkü nerde zulüm varsa direnmek haktır.

* * *

Önüne gelene saldıran, hakaret eden, yalan üstüne yalan söyleyen Trump gibi bir şaklaban Dünyanın başına bela oldu. Ne zaman kime savaş açacağı, nereye bomba atacağı belli değil. Bu dengesiz de tam bizim dönemimize geldi. Bu ülkede biz entel özentili bir geri zekâlının 12 Eylül’de darbe yapıp milyonlarca kişinin hayatını mahvettiğini yaşadık. Yine bir sümüklü cahil şarlatanın 15 Temmuz’da darbeye kalkıştığını gördük. Bu topraklar, sahte doktorların, avukatların, öğretmenlerin yıllarca halkı aldattığına şahit oldu. Bizler “G” ile “Ğ”yi ayıramayan bir başbakan gördük bu ülkede. “Heteredoks ekonomi, ortadoks politikalar” diye sela veren Nebati gibi bir maliye bakanı geldi geçti. Geçti dediğime bakmayın, kur korumalı mevduat adlı bir saçmalıkla 400 milyar dolar yükü sırtımıza yükleyip kaçtı. Kendi bakanlığına dezenfektan satan bakanları mı saysak, yüzlerce kilo altını yurt dışına kaçıran tarikatlardan mı bahsetsek, ne kadar sıralasak bitiremeyiz.

* * *

Ekonomisinde, adaletinde bu denli inanılmaz olayların yaşandığı bir ülkede siyaset normal olur mu? Tabi ki olmaz ve diğer alanları 3’e, 5’e katlayacak skandallar yaşanıyor. Fakat, her gün vekil pazarının kurulduğu, belediye başkanı, meclis üyesi transfer bonservis bedellerinin açık artırmaya çıktığı bir ortamda siyaset arenasına girersek, hele bir de butlan rezaletini düşünürsek, ne moral kalır, ne umut. Onun için bu konuya hiç değinmeyelim.

Allah’ım günahlarımız bu kadar mı çoğaldı da bize bunları yaşatıyorsun diyeceğim ama biliyorum ki, yaradan bu denli çapsız, utanmaz, gözü doymaz, vicdandan yoksun insanların yaptığı adaletsizliklere, zulümlere karışmaz. (O, mahşerde hesap sorar). “Size akıl verdim, zeka verdim, güç verdim. Her türlü nimeti yarattım. Siz de bölüşmeyi, sulh içinde yaşamayı kendiniz inşa edin” der. Çok doğru, onu da biliyorum da yine de bu kadar haksızlığı, yolsuzluğu, zulmü engelleyecek insanların direnecek, sabredecek takâtinin kalmadığını, bu işin sonunun kötüye varacağını bir bildireyim, şikayet edeyim dedim. Arz ederim.