Geçtiğimiz hafta hepimizi derinden üzen sel felaketini yaşadık.

Genelde bizim bölgemizde haziran ayı, sağanak yağış ve dolu ayıdır. Uzun yıllardır bu denli şiddetli yağmur ve selle karşılaşmamıştık. Kısa bir sürede metrekareye 45 kilogram yağış düşmesi, özellikle kapatılan dere yataklarının bulunduğu bölgelerde ciddi tahribat yaptı. Can kaybı olmaması bir tesellimiz ama gerek selden etkilenen işyerlerindeki maddi hasar, gerekse köylerimizde yıkılan köprüler ve sular altında kalan tarlalar çok sayıda vatandaşımızı olumsuz etkiledi.

Bu selin neden bu kadar hasar yaptığı konusunda günlerdir arkadaşlarımız tüm yönleriyle tespitlerde bulunuyor. Dere yataklarımın bilinçsiz kapatılıp imara açılması, çarpık yapılaşma, altyapıdaki eksiklikler gibi tüm sorunlar dile getirildi. Bunları tekrar etmemek için ben felaket sonrası yapılan bazı değerlendirmelerle ilgili dikkatimi çeken bir kaç konuyu kısaca paylaşmak istiyorum.

Sosyal medya paylaşımlarında en dikkatimi çeken; “Burada sel felaketi var, belediye başkanı İstanbul’da İmamoğlu’nu ziyarete gitti” suçlaması oldu. Sanki selin geleceğini biliyordu kaçtı ya da burda olsa seli durdururdu. Bu mantığa göre belediye başkanı, vali, milletvekili, kurum başkanları ve tüm yetkililer, hiç yerinden ayrılmamalı. Hiç biri, cenaze, düğün, toplantı, ziyaret için de olsa yerinde oturmalı, bir yere gitmemeli. Gittiklerinde olumsuz bir şey olursa tek sorumlusu onlardır. Nasıl bir eleştiri bu? Bunu söyleyen kişiye şunu sormak lazım: “Siz hiç düğüne gittiniz mi? Gitmişsinizdir. Örneğin siz en son gittiğiniz düğündeyken Allah korusun en yakın aile bireylerinizden birisi bir kaza geçirse de; size ‘en yakının burada ölümle pençeleşiyor, sen orda göbek atıyorsun, utanmıyor musun?’ deseler, ne yanıt verirdiniz? Rakip olduğunuz, muhalif gördüğünüz kişilere eleştiriler yönetmek kadar doğal bir şey yok. Doğru ve yerinde olursa çok da yararlıdır. Ama ayakları yere basmayan, gülünç derecede güya eleştiriler yaparsanız, doğru ve yerinde yaptığınız eleştiriler de dikkate alınmaz, tüm söylediklerinize kuşkuyla bakılır. Böyle ucuz eleştirilerle doğru yaptıklarınızı da siler atarsınız.

Bir başka hemşerimiz de “Özbağ belediyesinin personeli Kentpark’ta selle mücadele ediyor” diye yazmış. Elbette yapacak. Özbağ’da, Kaman’da, Mucur’da Allah korusun olumsuz durumlar olsa Kırşehir Belediyesi gitmeyecek mi? Burada güya “Özbağ çalışıyor da Kırşehir Belediyesi çalışmıyor” demeye getiriyor. Ama İlahi adalet öyle bir şey ki tam bu yazının yazıldığı sayfanın altında Selahattin Ekici’nin, yağmurluğuyla, çizmeleriyle sahada çalışırken fotoğrafları var.

Bu felaketin kesinlikle yıllara yayılan sorumluları var. Eğer belediyeler sorumlu tutulacaksa son 30 yılın hesabının 23 yılını AKP ve MHP’ye, 7 yılını da CHP’ye soralım. Hastane deresini, Maşaderesini kim kapatıp imara açtı? Yetersiz altyapıları kim yaptı? Nasıl rantlar elde edildi? Kimler ne yaptı geriye dönüp bakalım faydası olacaksa. Ama bence ileriye bakıp bir daha bunların yaşanmaması için neler yapmak, ne önlemler almak lazım, onlar üzerinde bir çalıştayla çözüm arasak daha yararlı iş yapmış oluruz.

Bir felaketten bile pay çıkarıp CHP’ye ve belediyeye olmadık laflar edenlere bir hatırlatma yapayım. Bu felaketlerin öncesinde, sırasında ve sonrasında belediyeler tek sorumlu değildir.

Bakın yasa ne diyor:

AFAD, afet öncesi hazırlık, koordinasyon, arama kurtarma, tahliye, geçici barınma, ve afet yönetiminin GENEL KOORDİNASYONU’ndan sorumludur.

Belediyeler, imar planları, yapı denetimiyle, ilgili yerel yerel görevler, altyapı, yolların açılması, itfaiye hizmetleri ve yerel afet hazırlıklarından sorumludur.

Ayrıca valilikler, bakanlıklar ve diğer tüm kamu kurumları da görev alır.

Mantıklı, vicdanlı yaklaşımlarla yaraları sarmaya çalışmak yerine selin önünden kütük kapmaya çalışarak canıyla, malıyla uğraşan insanların acısına acı katmak pahasına yapılan haksızlıkların kimseye faydası olmadığı gibi, canhıraş çalışan itfaiye personelinin, belediye personelinin fedakarca emeklerine de saygısızlık edilmiş olur.