Günler, haftalar, aylar o kadar hızlı geçiyor ki… Bir bakmışsınız yaz, bir bakmışsınız kış, bir bakmışsınız bahar gelmiş… Ömür dediğin ne ki, sayılı ömür de öyle işte. Dün annemin kucağındaydım, bugün 53 yaşını doldurmak üzereyim.

Günler, haftalar, aylar o kadar hızlı geçiyor ki…
Bir bakmışsınız yaz, bir bakmışsınız kış, bir bakmışsınız bahar gelmiş…
Ömür dediğin ne ki, sayılı ömür de öyle işte.
Dün annemin kucağındaydım, bugün 53 yaşını doldurmak üzereyim.
Dile kolay yarım asır geçmiş.
Henüz hayatın yükü omuzumda, ne yaptığımı biliyor, ne de yaşadığımı…
Kırşehir’de 57 yaşında kaybettiğim canım annem gözlerimin önüne geliyor hemen… Babam hep derdi, “annen hayatı şöyle bir doyasıya hiç yaşamadı ki” diye…
Ne kadar doğru bir tespit olduğunu çok iyi anlıyorum.
Evet, benim annem çocuk denecek bir yaşta 14 yaşında evlenmiş, benimle birlikte 5 evladını dünyaya getirmiş, büyütmüş, okutmuş, iş güç sahibi yapmış, evlendirip yuvasını kurmuş ve tam yaşayacağı bir yaşta hayata veda etmiş.
Ah canım annem ah…
Hiç aklımdan çıkmıyorsun ki sen…
Daha dün gibi 10 yaşındayken kucağından hiç inmez, al yanaklarından nasıl da öperdim be anne…
Yıldırmıştım belki seni öpmekten, ama ne yapayım be anne çok seviyordum seni…
Dün seni yine rüyamda gördüm, o gülen yüzünle beni uyandırmış, okula gönderiyordun be anne…
Ne günlerdi o günler…
Yokluk, yoksulluk içinde geçen bir yarım asırlık ömrüne çileli bir ömür sığdırmışsın be anne…
Beyin kanaması geçirip, Kırşehir Devlet Hastanesi’nde bir gece yatıp, vefat ettiğin günü nasıl unuturum be anne…
Oysa ne güzel günler yaşamayı umut ediyordun babamla anne…
Hacca gidip, umre hazırlığı yaparken göçüp gittin bu dünyadan, bizleri de yetim bıraktın be anne…
Zaman zaman söylerdin bize babam kalp rahatsızlığı yaşadığı için “O ölürse ben de onun maaşını yer otururum” diye…
Demek ki öyle olmuyormuş be anne…
Sen babamdan önce öldün, babam senden 20 yıl sonra bu fani dünyadan göçtü...
Şimdi sen babamla Aşıkpaşa Mezarlığı’ndaki ebedi istirahatgâhında yatarken, bizleri görüyor ve izliyorsunuz be anne…
İşte hayat boş, dünya yalan…
Er ya da geç biz de oralara geleceğiz.
Ama gönül ister ki hayatı biraz yaşayarak…
Bazen Kırşehir’de yaşlı bir çift görsem, sen ve babam hemen gözlerimin önüne geliverirsiniz. Yaşadıklarınızı hatırlar üzülürüm.
Yokluk ve sıkıntı içinde geçen günlerinizin ardından tam rahatlayıp yaşayacağın sıra aramızdan ayrıldın be anne…
Ah annem, vah annem…
Ben çocukken ne çok hastalanırdım bilirsin.
Baş ucumdan beklediğin sabahların sayısını ben unuttum, sen hatırlıyor musun?
Bugünkü ki burnu akınca doktora götürecek kimsemiz de yoktu be anne…
Hem ben çeker, hem de sana çektirirdim be anne…
Şimdi ben de senin gibi kendi hastalığımı unutup, çocuklarım için yaşıyor ve koşturuyorum be anne…
Seni ne zaman hatırlasam gözyaşım süzülür, mazilere dalar, pişmanlıklar gelir aklıma.
Ah annem, canım annem
Ne zorluklar aştın, beni büyüttün, imkânsızlık denizinde gemi yürüttün.
Senin sevgi ve şefkatini arıyor, bulamıyorum be anne…
Sensiz gecelerimi gel de say annem, rüyalarda görünce sevinir oldum ne yazık ki…
Zaman acımasız, yıllar su geçip gidiyor, tükenmez acılarımı nasıl anlatayım be annem…
Ah annem, ah!
Seni benden ayıran Allah annem. O yüzden isyanım yok kadere anne…
Seni bir Anneler Günü’nde, yani 14 Mayıs 1989’da kaybettim anne…
Seni her Anneler Günü’nde yazarak yad ederken, bu kez 2017 yılının ilk ayında, karlı bir kış günü Kırşehir’de kolum kırık iken yazmak istedim be anne…
Bir kez daha sensiz ve sessiz olduğumu hatırlıyorum. Gözlerime yağmur bulutları döşeniyor. Annesi olanlara bakıyor ve kıskanmıyor da değilim be anne…
Bazen yüreğimin yandığını, gözyaşlarımın süzüldüğünü bile fark edemiyorum be anne…
Bir senin gidişine yanıyor, bir de sensizliğime yanıyorum be anne…
Sen gideli tamı tamamına 28 yıl olmuş, hâlâ unutamadım be anne…
Sana olan özlemim hiç bitmedi, bitmeyecek gibi anne…
Seni seviyor, saygıyla, özlemle anıyorum.
Ruhun şâd, mekânın cennet olsun anne…

***

Vali Şentürk altın dağıtırken!

Vali Necati Şentürk son günlerde bazı tören ve toplantılarda öğrencilere altın dağıtmaya başladı.
Altından Kırşehirspor futbolcuları da tabi maç kazandıkları için nasiplendi.
Ne de olsa “Vali Baba” kesenin ağzını açtı bir kere durur mu, gelene altın, gidene altın!
Altın da yetmiyor “Vali Baba”ya bazen öğrencileri teşvik etmek amacıyla laptop bile dağıtıyor.
Gerçi “Vali Baba” basının laptop isteklerini “Yasin Suresi” ezberlemeye bağlasa da yüreği yufkadır, belli mi olur yarın basın mensuplarına da laptop dağıtırsa şaşmamak lazım.
Neyse geçtiğimiz hafta Cuma günü yarı yıl tatili öncesi Süleyman Türkmani İlkokulu’nda karne dağıtım töreni vardı. Okulu “Vali Dede” sloganları ile giren Vali Necati Şentürk, burada başarılı öğrencileri altınla ödüllendirirken, Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci ile bir sınıfa girdi ve öğrencilerle sıraya oturdu, sonra öğrencilere bir soru yöneltti, “Süleyman Türkmani kimdir?” diye…
İlkokul ikinci sınıfı öğrencilerinden çeşitli cevaplar geldi. Birisi “okulumuzun adı” dedi. Vali Şentürk güldü, “Doğru, ama bu değil” dedi.
Ardından başka bir öğrenciye sordu o da “Babamın adı Süleyman!” dedi.
Vali Şentürk, öğrenciyi kutlayarak ‘Bravo!” dedi ve bir altın verdi.
Ne de olsa “Vali Dede” doğruyu söyleyeni altınla ödüllendiriyor.
Vali Şentürk, hiçbir çocuktan okulun adını bilmediklerini gördü, ama nedense bu konuda okulun öğretmenlerine, müdürüne, Milli Eğitim Müdürü Şevket Karadeniz’e “Ya arkadaşlar çocuklarımıza okullarının adının nereden geldiğini neden öğretmiyorsunuz?” diye sormadı.
Düşünebiliyor musunuz çocuklarımız okuduğu okulun adının nerden geldiğini bile bilmiyor. Bu durum çocuklarımızın suçu mu, yoksu bunu öğretip anlatmayanların mı?
Takdiri sizlere…

***

Biraz da gülelim!

Canım Damat

Adamın karısı ve kaynanasıyla tekne turuna çıkmış.
Sohbet ederlerken kaynanasının ayağı kaymış ve denize düşmüş.
Damadı hemen atlayıp kurtarmış.
Ertesi gün evinin önünde bir araba ve üstünde bir yazı görmüş damat:
"Canım damadım; hayatımı kurtardın; kaynanan!" yazıyormuş.
Kadın çok merak etmiş acaba diğer damadım beni kurtarır mıydı diye?... Ona numara yapmaya karar vermiş ve dereye atmış kendini...
Diğer damadı da kurtarmış kadını. Diğer damat da ertesi gün bir bakmış evin önünde bir Mercedes üzerinde bir not: "Canım damadım; hayatımı kurtardın; kaynanan!" yazıyormuş.
Üçüncü damadına da bunu yapmaya karar vermiş, kadın. Kendini tekrar dereye atmış ama damadı onu kurtarmamış kadın ölmüş.
Ertesi gün evin önünde bir araba görmüş çok şaşırmış ve üstünde şu yazıyormuş:
“Canım damadım; hayatımı kurtardın; kayınpederin!..."

***

Sevdiğim bir söz
“Menfaat sandalyeye benzer, başında taşırsan seni küçültür, ayağının altına alırsan yükseltir.”
Cenap Şehabeddin