Türkiye 24 Haziran’da Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine hazırlanmaya başladı.
Yaklaşık 50 gün sonra yine sandık başına gideceğiz.
Kırşehir’de bakıyoruz seçim var mı, yok mu bazen kendi kendimize soruyoruz.
Seçim yokmuş gibi geliyor insana.
Nerede o eski seçimler?
Nerede o eski çekişme?
Millet seçimden çok kendi derdine düşmüş, yarınının ne olacağı endişesinde...
Esnafı sorsanız tümden bitmiş, geleceğinden umut kesmiş.
Kamu çalışanlarına sorsanız, ölüsü gidiyor çalıştığı kuruma. Çünkü kurumlar siyasallaşmış, makamlar layık olmayan insanların eline geçmiş, partizanlık diz boyu…
Sıkıntı ve stres içinde ömür geçiren, hiçbir zaman hatırlanmayan, ancak seçim öncesi vaadlerle uyutulan insanlar umutsuz…
Gençlerimiz geleceğe karamsar bakıyor.
Yaşlılarımız ise adeta ununu elemiş, eleğini asmış, kara toprağa gideceği günü bekliyor.
Yıllardır geçim derdinde olan emeklilere hükümet seçim öncesi iki bayram öncesi biner lira ikramiye vereceğini duyurdu.
Asgari ücretle çalışanlar, son yıllarda artan hayat pahalılığı ile büyük sıkıntı içinde.
Asgari ücretle işçi çalıştıran, esnaf, sanayici iş yapamadığı için çalışanlar kadar büyük sıkıntı içinde… Kırşehir’de her gün bir işyeri kapısına kilit vuruyor.
Şimdi Kırşehir gibi küçük bir ilde yaşayan insanlara sorun bakalım seçim mi, geçim mi diye…
Ne cevaplar alacaksınız, neler?
Çünkü onlar bırakın asgari ücretle çalışıp evini geçindirmeyi de özel sektörde çalışıp haftalarca, aylarca haftalığını, aylığını almadığı için kıvranan bu insanlar nasıl seçimi düşünecek?
Şimdi söyler misiniz onların seçimi düşünecek hali kalır mı?
İşte böyle bir tablo içinde Kırşehir seçmeni 24 Haziran seçimlerinde bir kez daha sandığa gidecek.
Kırşehir’den kim seçilir, kimler milletvekili olur onu bilmem ama Kırşehirliler öyle yıllardır verilen ve bir türlü gerçekleştirilmeyen vaadlere inanmıyor artık.
Siyasetçilerden umudunu kesmiş, kendisine uzanacak bir el bekliyor o kadar…
Yani Kırşehir ölmüş te ağlayanı yok misali…
Üç dönem Kırşehir’den milletvekili seçilen Mikâil Arslan ile Salih Çetinkaya 1 Kasım seçimlerinden bu yana birlik ve beraberlik içinde oldular, birbirlerine kızıp küsmediler. Tabi her konuda tam mutabakat olmasa da Kırşehir’in ortak menfaatinde birlikte hareket ettiler. Birbirlerine cephe alıp, Kırşehir’e gelecek yatırım ve hizmetlere engel olmadılar.
Mikâil Arslan ile Salih Çetinkaya kendilerinden önceki bazıları gibi “Kırşehir Milletvekiliyim” diyerek hava atmadılar, istedikleri gibi at oynatmadılar.
Bakalım Ak Parti bu dönem kimleri Kırşehir’den aday gösterecek önümüzdeki günlerde bekleyip göreceğiz.
Şimdi Ak Parti’den iki kez milletvekili seçilen Salih Çetinkaya yeniden aday. Mikâil Arslan’la birlikte ele ele verdiler, Kırşehir için çalıştı, proje üretti, Kırşehir’de kimseyi kırıp dökmedi. Mütevazı bir milletvekilliği yaptı. Elinden gelen çabaya gösterdi, desteği verdi. Kendilerinden öncekileri bazıları gibi halka tepeden bakmadı, Kırşehirlilerin iyi gününde, kötü gününde hep yanında oldu. Kırşehirlilerin sevgi ve saygısını kazandı.
Diğer Milletvekili Mikâil Arslan da yeniden AK Parti’den aday adayı. Gösterilir mi, gösterilmez mi, bilinmez ama Mikâil Bey şunu ortaya koydu. Kırşehir için kafa yordu, bir takım projeler sundu. Bu projeler artık Kırşehir’in gündeminden hiç düşmeyecek ve hep dillendirilecektir.
Tabi gönül ister ki Kırşehir’de siyaset yapanlar, yapmak isteyenler hep Mikâil Arslan gibi bugünü değil, geleceği düşünerek projelerle karşımıza çıksın. Ama ne yazık ki böyle olmuyor.
Önceki gün gazetemizi ziyaret eden Mikâil Arslan bazı kişilerin kendisini bu dönem milletvekili aday olmayıp, Kırşehir Belediye Başkanlığı’nı düşündüğünü söyleyerek Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci ile karşı karşıya getirmeye çalıştıklarını ve bu durumdan çok rahatsız ve üzüntü duyduğunu ifade etti.
İşte Kırşehir’de böyle politika yapanlar da var ne yazık ki!
İnsanları karşı karşıya getirmekte, aralarına nifak sokmakta üstümüze yok!
Kırşehir için çalışan, proje ürüten milletvekili ile belediye başkanı arasına nifak sokup, aradan sıyrılmanın hesabını yapanlar da ne yazık ki Kırşehir’de AK Parti’den politika yapanlar, bir yerlere gelmek isteyenler…
AK Parti eğer bu tipleri, yani bulanık suda balık avlamak isteyenleri içinden temizlemezse, bu durum partiye ve Kırşehir’e büyük zarar vereceği ortadadır.
Siyasi partilerin genel başkanları ya da kurmayları Kırşehir’in milletvekili adaylarını yıllardır tepeden atadılar, “işte milletvekili adayımız bu!” diyerek karşımıza diktiler, biz de onların bu dayatmalarına tepki göstermediğimiz için hep seçip Ankara’ya gönderdik. Onlar da Kırşehir’e değil, liderlerine itaat ettiler, onlar için Meclis’te parmak indirip, parmak kaldırdılar, kendi hayatlarını garanti altına aldılar!
Kırşehir mi geçiniz? O da neresi?
Seçilene kadar Kırşehir’in yolunu bilmeyenler, Kırşehir’in sorunlarından bihaber olanlardan biz Kırşehirliler de saf saf hizmet ve yatırım bekleyip durduk!
Ne oldu?
Hep kaybeden biz olduk.
Hep kaybeden Kırşehir oldu.
Ama onlar milletvekili olmayı öyle çok sevmişler ki şimdi ikide bir utanıp, sıkılmadan her seçimde karşımıza “adayım” diye çıkıyorlar, biz de onları hayret ve ibretle izliyoruz.
Onlar hiç mi düşünmüyorlar acaba?
“Ya ben Kırşehir’den milletvekili seçildim. Hem de bir yetmedi iki kez seçildim. Bugün binlerce lira maaş alıyorum. Benim Kırşehir’de bir dikili ağacım yok. Kırşehir benden önce üç milletvekili çıkarıyordu, şimdi küçüldü, nüfusu düştü, milletvekili sayısı ikiye düştü. Ben doğru düzgün hizmet getiremedim, ‘Kırşehir’in makûs talihini yeneceğim’ diyerek kendimden büyük vaadlerde bulundum, hiçbirini gerçekleştiremedim. Şimdi seçmenlerin karşısına yeniden adayım desem, bu halk bana ne der?” diyemediler.
Niye desinler ki nasıl olsa biliyorlar ki Kırşehir halkı gelene ağam, gidene paşam diyor!
O zaman aday olmaya devam.
Durmak yok yola devam!
Kırşehir’de siyaset yapmak isteyenler, milletvekili seçilmek isteyenler gelin Kırşehir’e, binin bu halkın sırtına gideceğiniz yere kadar götürmeye hazır insanlar var!
Hatasını kabul eden, ancak aynı hataları tekrarlamaktan da vazgeçmeyeceğinin farkında olan insanlar ne dermiş kendine “sen eşek olduktan sonra semer vuran çok olur!”
Ne diyelim artık bizler eşek olmadığımızı farkına varalım ve adam gibi adamları seçip Meclis’e gönderelim.
Yoksa bu kafa ve mantıkla daha çok semer vururlar bize!

Biraz da gülelim!

Tanıyormuş!

Dalkavuğun biri, paşanın evine iftara gidiyordu. Sokakta bir arkadaşına rastladı.
Adam “İlle beni de götür” diye yalvarınca:
“Eh, hadi amcamın oğludur” derim, diye düşünerek yanına aldı.
Biraz sonra bir başka ahbabı ile karşılaştı. Zengin bir sofrada iftar etmek zevkine o da katılmak isteyince:
“Eh dayımın oğludur” derim, diyerek onu da peşine taktı.
Biraz sonra ipsiz takımından üçüncü bir tanıdığına rastladı. Nereye gittiklerini öğrenince, bu da beraber gelmek için yalvarıp yakardı.
Bunun üzerine dalkavuk:
“Hadi birini amcamın oğlu, ötekini de dayımın oğlu diye yutturacağım. Ya senin için ne diyeyim?” diye sorunca, külhanbeyi “Sen hiç merak etme, paşa beni tanır” dedi.
Böylece cümbür cemaat konağa vardılar. İçeri girip de paşanın karşısına çıktıkları zaman, paşa, “Bu ne ulan?” dedi. “Peşine taktığın iki hergele yetmiyormuş gibi bu eşşoğlu eşşeği de nereden buldun?” diye sordu.
Dalkavuk hemen, külhanbeyine döndü.
“Sahi be, yalnız seni değil, babanı bile tanıyormuş.”

***

Sevdiğim bir söz

Demiri pas, insanı hırs kemirir. Az tamah, çok ziyan getirir.