Değerli okuyucularımız,
İnsanlığın bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri, insanın insana karşı sorumluluğunu unutmasıdır.
“Bana ne?” anlayışı, artık sıradan bir umursamazlık cümlesi olmaktan çıkmış, giderek bir yaşam biçimine dönüşmüştür. Oysa insan yalnızca kendisinden ibaret değildir. İnsan insana emanettir. Komşu komşuya, anne babasına, evlat ailesine, yönetici topluma, güçlü zayıfa karşı sorumludur.
Bu yüzden artık açıkça söylemek gerekir:
Sadece kendisini düşünen, başkasının derdine sırtını dönen, toplumun ortak meseleleri karşısında “beni ilgilendirmez” diyerek kenara çekilen anlayışı terk etmek zorundayız.
Çünkü bencillik özgürlük değildir. Vurdumduymazlık modernlik değildir. Herkesin yalnızca kendi çıkarını düşündüğü bir toplum, gelişmiş değil; ruhunu, vicdanını ve dayanışma duygusunu kaybetmiş bir toplumdur.
Dinimizin ve ahlakımızın bize öğrettiği temel gerçeklerden biri, insanın sorumluluk sahibi bir varlık olduğudur. İyilik yalnızca kendimize yaptığımız bir yatırım değildir. Bir insanın sıkıntısını görüp görmezden gelmek, haksızlık karşısında susmak, ihtiyaç sahibinin yanında durmamak, toplumun ortak değerlerine zarar verilirken sessiz kalmak; bütün bunlar “kişisel tercih” denilerek geçiştirilemez.
Çünkü insanın ahlakı, yalnız kaldığında ne yaptığıyla değil, başkasının hakkı karşısında nasıl davrandığıyla ortaya çıkar.
Bugün birbirinden habersiz, birbirinin acısından bihaber, yalnızca kendi küçük dünyasına kapanmış kalabalıklar oluşuyor. Aynı sokakta yaşayan insanlar birbirini tanımıyor; aynı toplumun mensupları birbirinin derdini bilmiyor.
Herkes kendi kazancının, kendi rahatının, kendi itibarının peşine düştüğünde ortak hayatın temelleri sarsılıyor.
Böyle bir toplumda güven azalır, dayanışma zayıflar, merhamet körelir. İnsanlar birbirine yabancılaştıkça ortak hedefler de kaybolur.
Oysa hiçbir ülke yalnızca yollar, binalar, fabrikalar ve teknolojiyle kalkınmaz.
Bir ülkenin asıl zenginliği; insanlarının birbirine güvenmesi, birbirinin hakkını gözetmesi ve zor zamanlarda birbirinin yanında durabilmesidir.
Unutmamalıyız:
Bugün görmezden geldiğimiz bir haksızlık, yarın bizim kapımızı çalabilir.
Bugün “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyerek sustuğumuz kötülük, yarın bizim evimize kadar ulaşabilir.
Toplumda başkasının hakkını korumadığımız gün, aslında kendi hakkımızın da güvencesini ortadan kaldırmış oluruz.
Bir toplum, “Ben ne kazanırım?” sorusuyla değil, “Biz ne kaybediyoruz?” sorusuyla kendisini sorgulamaya başladığında yeniden ayağa kalkar.
Artık “Ben kendi işime bakarım.”, “Beni ilgilendirmez.”, “Herkes kendi başının çaresine baksın.” gibi sözleri normalleştirmekten vazgeçmeliyiz.
Bunlar masum cümleler değildir.
Bu sözler çoğaldıkça aramızdaki bağlar kopar, vicdanımız susar, güven duygumuz zedelenir ve toplum yavaş yavaş çözülmeye başlar.
Elbette insanın kendisini düşünmesi, kendi hayatını kurması ve emeğinin karşılığını alması yanlış değildir.
Yanlış olan, kendimizi merkeze koyup bütün insanlığı çevremizden silmektir.
Kendi hakkımızı ararken başkasının hakkına tecavüz etmemek; kendi mutluluğumuzu yaşarken başkasının acısına körleşmemek; kendi kazancımızı düşünürken toplumun geleceğini yok etmemek zorundayız.
Çünkü medeniyet, insanların birbirine karşı sorumluluk hissetmesiyle kurulur.
Bir yetimin başını okşayan el, bir yaşlının yükünü taşıyan omuz, haksızlığa karşı çıkan cesur bir söz, ihtiyaç sahibine uzanan bir yardım eli...
Bunların her biri toplumu ayakta tutan görünmez kolonlardır.
Şunu da unutmayalım:
İnsan insana emanettir.
Emanete ihanet etmek yalnızca bir malı korumamak değildir. Bir insanın onurunu, hakkını, güvenini, hayatını ve geleceğini hiçe saymak da emanete ihanettir.
Bu nedenle hepimizin kendisine şu soruları sorması gerekiyor:
Ben bu topluma ne katıyorum?
Benden sonra ne kalacak?
Bir insanın hayatını kolaylaştırıyor muyum, yoksa yalnızca kendi hayatımı mı düşünüyorum?
Bir haksızlık gördüğümde susuyor muyum?
Bir insanın derdini gördüğümde başımı başka tarafa mı çeviriyorum?
Eğer bu sorulara verecek cevabımız yoksa, sorunun yalnızca toplumda değil, biraz da kendimizde olduğunu kabul etmeliyiz.
Artık birbirimizin hayatına yabancılaşmak yerine birbirimize sahip çıkmanın; ayrışmak yerine dayanışmanın; bencillik yerine fedakârlığın; kayıtsızlık yerine merhametin zamanıdır.
Çünkü toplum dediğimiz şey başkaları değildir. Toplum biziz.
Herkes “önce ben” derse geriye “biz” diye bir şey kalmaz.
Ve “biz” yok olduğunda yalnızca birlik ve beraberliğimizi değil; ahlakımızı, vicdanımızı, güvenimizi ve geleceğimizi de kaybederiz.
Öyleyse artık kendimize gelmenin zamanıdır.
“Bana ne?” anlayışını terk edelim.
İnsanı insana emanet bilelim.
Komşumuzun derdini kendi derdimiz kadar önemseyelim.
Haksızlık karşısında susmayalım.
Güçsüzün yanında duralım.
Toplumun ortak değerlerine sahip çıkalım.
Çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı değil, iyi insan olmayı da öğretelim.
Çünkü geride bırakacağımız en büyük miras; ne malımızdır, ne makamımız, ne de sahip olduğumuz imkânlardır.
Geride bırakacağımız en büyük miras; birbirine güvenen, birbirini gözeten, merhametli, adaletli ve ahlaklı bir toplumdur.
Bunu başaramazsak çok şey inşa etmiş görünürüz.
Binalar yükselir, yollar yapılır, servetler birikir, makamlar değişir...
Fakat bütün bunların arasında insanlığımızı kaybedersek, aslında en büyük yıkımı gerçekleştirmiş oluruz.
Bugün birbirimize sahip çıkmazsak, yarın sahip çıkacak bir toplum bulamayabiliriz.
Bugün başkasının hakkını savunmazsak, yarın kendi hakkımızı savunacak kimseyi bulamayabiliriz.
Bugün bir mazlumun sesine kulaklarımızı kapatırsak, yarın kendi feryadımızı duyuracak vicdanları bulamayabiliriz.
Öyleyse seyirci kalmayalım.
Sessizliği alışkanlık hâline getirmeyelim.
Birbirimize sırtımızı dönmeyelim.
Çünkü insan olmak, yalnızca kendisi için yaşamak değil; gerektiğinde bir başkasının yükünü omuzlayabilmektir.
Bir toplumun gerçek gücü, en güçlülerinin ne kadar yükseldiğiyle değil; en zayıfının ne kadar korunduğuyla ölçülür.
Unutmayalım:
Birlik varsa güç vardır.
Dayanışma varsa umut vardır.
Ahlak varsa toplum vardır.
Vicdan varsa insanlık vardır.
Ve en önemlisi:
İnsan insana emanettir.
Emanetine sahip çıkmayan toplum, eninde sonunda kendisini de kaybeder.
Vesselam.