Türkiye’de, 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşanan terör olayları devam ederken, şehit cenazeleri ülkenin her yerini kor gibi yakıyor. Kırşehir de bu süreçte bir çok şehit verdi, analar ağladı, geride gözlü yaşlı analar, babalar, eş ve çocukları kaldı.
Türkiye’de, 7 Haziran seçimlerinden bu yana yaşanan terör olayları devam ederken, şehit cenazeleri ülkenin her yerini kor gibi yakıyor. Kırşehir de bu süreçte bir çok şehit verdi, analar ağladı, geride gözlü yaşlı analar, babalar, eş ve çocukları kaldı.Bir başka mesele ise, sayısını devletin bile bilmediği Suriyeli sığınmacılar nedeniyle kentlerin göbeğinde yaşanan dramatik sahneler yürek burkuyor.
Tüm bu olaylar hız kesmeden devam ederken, ülkeyi yönetenler çözüm üretmek yerine sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi davranarak tozpembe bir tablo çizmekten geri durmuyorlar. Sorunlara çözüm üretmek mi, o da ne ki! Çok fazla umurlarında olmuyor bile…
Güneydoğu Anadolu bölgemizde meydana gelen olayları hemen herkes basın ve medyadan seyrediyor. Ne zaman televizyon karşısına geçsek önce gelen şehit haberlerini ardından bombalamaları, ölümleri izliyoruz.
Ülke gündemi o kadar çabuk değişiyor ki, adeta insanın başını döndürüyor. Ülkede meydana gelen olaylar biçare seyredilirken, AKP’yi kuran ve bugünlere taşıyan eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç televizyona çıkıyor ve hükümetin tutumunu eleştiriyor. Güneydoğu Anadolu bölgemizde yaşanan ölümlerin bu yöntemle çözülemeyeceğini anlatıyor.
Bülent Arınç aslında bugün için doğruları dile getiriyor diyebiliriz. Ancak, Bülent Arınç daha önceki hükümetlerde Meclis Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yaptı dolayısıyla bugün yaşananların sorumlularından biri olduğunu unutmamak gerek…
Artık, Bülent Arınç’ın ortaya çıkıp geçmişte yaşanan olumlu ve olumsuz gerçekleri tüm çıplaklığı ile anlatması, hükümetleri döneminde yaşanan hukuksuzlukları, baskıları, sindirmeleri, kumpasları ve topluma saldıkları korkuyu kamuoyuna açıklaması gerekmektedir. Yoksa yaptığı son açıklamalar da fazla samimi bulunmayacaktır.
Güneydoğu Anadolu bölgemizde bombaların, silahların susmadığı, ölümün adeta kol gezdiği, Batı’da ise Suriye’den kaçıp gelen ve denizlerin girdabına kapılarak ölenlerin hesabını kimsenin veremediği, vermeyeceği aşikâr.
Öyleyse bu dramatik sahneleri yaşamak istemeyen yurtseverlerinde seyretmek yerine, elbette daha çok duyarlı davranmaları ve sorumluluk üstlenmeleri kaçınılmazdır.