Ülkemizde son yıllarda yaşanan tabloya bakınca karamsarlığa düşmemek elde değil tabi. Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaptığı pislikler, hainlikler ve şerefsizlikler su üstüne çıkan FETÖ terör örgütüne bakınca herkesin “vay anasına!” dediklerini duyar gibiyim.
Ülkemizde son yıllarda yaşanan tabloya bakınca karamsarlığa düşmemek elde değil tabi.Özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaptığı pislikler, hainlikler ve şerefsizlikler su üstüne çıkan FETÖ terör örgütüne bakınca herkesin “vay anasına!” dediklerini duyar gibiyim.
Bu hainler Büyük Önderimiz Atatürk’ün kan ve gözyaşı ile kurduğu ülkemizi ne hale getirmişler hepimiz gördük.
Şimdi Kırşehir sokaklarında kimle karşılaşsanız, ya da kiminle konuşsanız tam bir karamsarlık içinde olduğunu görürsünüz.
Gerçekten karamsar olmamak için o kadar çok neden var ki!,.
Bazı kasvetli, karamsar kişiler vardır. İnsanlarla, olaylarla, gelecekleri ile ilgili olabildiğince kötü beklentilere sahiptirler. “Ben çok şanssızım, hiçbir işim yolunda gitmez, çok mutlu zamanlarımda bile mutlaka hemen ardından bir üzüntü yaşarım, güvendiğim insanlardan hep darbe yedim, kimse beni anlamadı, herkes beni kullanmaya çalıştı, neye elimi atsam kuruyor” gibi sözleri sıklıkla kullanırlar. Siz de tanımışsınızdır böyle birisini mutlaka.
Acaba nedir bu insanların problemi?
Gerçekten bu kadar felaketin, sıkıntının yaşandığı bir süreçten geçerken karamsar olmamak mümkün mü?
Neden ülkemizde hiçbir şey yolunda gitmez?
Neden insanlar sorunlar yumağı altında boğuşur, işleri rayına girmez?
Neden hiç kimsede aradıklarını bulamazlar da devamlı şikayet ederler?
Neden ülkemi idare edenler bu sorunları çözmek için çaba harcamaz, ya da çözemez?
Bilirsiniz, alkol kullananların klasik sözüdür: “İçiyorsam sebebi var.”
Evet, bu dünya cennet değil, ama cehennem de değil.
Evet, insanlar melek değiller, ama şeytan da değiller. Her şeyin ya beyaz ya siyah olması da gerekmiyor zaten. Gri tonları da var, unutmayın.
Elbette demiyorum her şey güzel.
Burası cennet olmadığına göre çirkin, üzücü şeyler olacak muhakkak. Ama güzel şeyleri görüp moralimizi yüksek tutalım ki daha güzellerini de bulabilelim. Ve biz, insan olduğumuza, melek olmadığımıza göre mutlaka hatalarımız, eksiklerimiz olacak. Ama en günahkâr insanların bile birçok faziletleri, yetenekleri vardır mutlaka. Onları da görmeye çalışmalıyız.
Neyse fazla edebiyat parçalamadan asıl konumuza girelim. Dedim ya ülkemiz ve milletimiz çok zor bir dönemden geçiyor.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın de dediği gibi “at izi, t izine karışmış” durumda.
Kuruyla, yaş ayırt edilmeli. Herkes cezasını çekmeli.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşananlara bakıyoruz.
Kurunun yanında yaş da yansın denecek olursa biliniz ki bundan öncelikle FETÖ yararlanacaktır. Çünkü yapılan yanlışlar ilerde bir bir ortaya çıktığında emin olun suçlu suçsuz çizgisi tamamen birbirine karıştırılacağından, gerçekten suçlu olan FETÖ üyeleri bu izlerin birbirine karıştığı ortamdan istifade etmeye çalışacaktır.
Şimdi Kırşehir’de herkes te bir endişe olduğu ortadadır. Gerçek FETÖ’cüler yerine muhaliflerin devlet kadrolarından temizlendiği, ya da temizleneceği endişesini yaşayanların olduğu da bir gerçek.
FETÖ’nün Türkiye’de kazınmasında kim suçlu kim suçsuz bunun ayrılması zorunludur.
FETÖ işgalcileri 15 Temmuz'da başarılı olsalardı ülkemizin geleceğinin ne olacağını kestirmek mümkün değildi.
Ülkemizin geleceği, devletimizin varlığı, milletimizin birliği açısından, iktidarı da, muhalefeti de birlikte olmak zorundadır.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyemez kimse.
Bugün bana, yarın sana.
Bu hainler devletten temizlensin ki, ülkemiz bir daha böyle acı süreçleri yaşamasın.
Mehmetçiğin kıyafetlerinin arkasına gizlenen teröristler tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminde asker, polis ve sivil vatandaşlarımızı şehnit verdik. Bunları unutmamız mümkün mü?
Kendi meclisini bombalayan, kendi halkına ateş açan, günahsız Mehmetçikle polisi, halkı karşı karşıya getirmeye çalışan bu hainler asla Türk askeri olamaz, bunlar olsa olsa terörist olur.
Şu anda hala ülkemizin bu tehlikeyi atlatmadığı bilinen bir gerçek. O halde birlik ve beraberlik ikliminin sarsılmaması daha da güçlendirilmesi gerekiyor.
1980’li yıllardan bugüne kadar geçen sürede Fetullahçı Terör Örgütünün artan bir oranda devletin tüm kurumlarını içerisine göz göre göre sızdığını herkes biliyordu, ama bu kadar hain olacaklarını kimse düşünmüyordu.
Bundan elbette tüm iktidarlar gibi bugünkü AK Parti iktidarının da vebali vardır. Bunun hesabını elbette herkes vermeli. Ancak bu hesaplaşmanın yapılacağı gün bugün değildir. Bugün yapılması gereken yanlışlardan kurtulma adı altında yeni yanlışların yapılmamasıdır.
Kamuda yaşanan tasfiyeler de gösteriyor ki, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri liyakat sistemini dışlayan, “kayırma sistemi”nde yatıyor.
“Benim adamım olsun da, isterse çamurdan olsun” mantığıyla hareket edilirse bu yanlığın faturasının çok ağır olacağı da ortadadır.
Eğer ülkemizi idare edenler hala 15 Temmuz darbe girişimlinden ders almayarak belli bir ideolojiye, siyasal partiye, bağlılık ölçütüne göre devlet kadrolarına atama yaparsa bu büyük hata olur.
Kırşehir’deki hemşehrilerimiz kamudan tasfiye edilen FETÖ mensuplarının yerine, liyakatin göz ardı edilerek başka bir cemaatin, başka bir tarikat mensuplarının yerleştirileceği endişesini taşıyor. Böyle bir girişim bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir. Devlette görev almanın kıstası mutlaka liyakat olmalıdır.
FETÖ’cü hainlerin ülkemize verdiği zarardan tüm ülkemiz olduğu gibi Kırşehirimiz de nasibi aldı.
Kırşehir’de doğru dürüst kimse yatırım yapmıyor. Her sektör büyük bir çıkmaz içinde. İşsizlik artıyor, insanlar geleceğinden umudunu kesiyor. Piyasalarda yaprak kımıldamıyor. Kimse mecbur olmadıkça alışveriş yapmıyor, daha da doğrusu yapamıyor. Her şey durmuş durumda. Bunu göre hükümet te piyasaları canlandırmak adına bir dizi kararlar alıyor.
Bırakalım Kırşehir’deki piyasaları, halkın yaşadığı sıkıntıları da ülkemiz bürokrasisinde de tam bir durgunluk ve tedirginlik var.
Geçtiğimiz günlerde Kırşehir Milletvekilleri Sayın Mikâil Arslan ve Salih Çetinkaya da bu durumdan şikâyetçiler. Ülkemiz bürokrasisi FETÖ soruşturmaları nedeniyle bir türlü asıl gündemine dönemiyor.
Kırşehir’e yapılması kararlaştırılan yatırımlarla ilgili çalışmalar da bir yerde durmuş durumda. Kimsenin yatırımlarla ilgilenecek hali kalmamış. Biran önce devletimizin tam kademelerinde yürütülen soruşturmaların tamamlanarak FETÖ’cüler temizlenmeli ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sorunlar çözüme kavuşturulmalıdır.
Ülkemizin ve milletimizin kaybedecek bir günü bile yok.
***
Biraz da gülelim!
Mustafa Ağabey
Bir gün köy ahalisi, köy kahvesinde bir yandan haberleri izliyorlarmış; bir yandan da pişpirik çeviriyorlarmış. Mustafa Ağabey, televizyonda Ecevit'i görmüş ve demiş ki:
- Ulan, başbakan oldu yüzümüze bakmıyor. Eskiden böylemiydi be! Etrafımda dolanırdı! Hey be... Zaman ne çabuk geçiyor!
Tabii kahvedekiler merakla sormuşlar:
- Mustafa Ağabey, sen nereden tanıyorsun başbakanı yahu?
Mustafa Ağabey istifini bozmadan cevap vermiş:
- Ulan üniversite yıllarında ağabeylik ettim ona! Az ekmeğimi yemedi! Gel gör ki şimdi bizi unutmuş baksana!
Kahvedeki ahali inanmamışlar tabii ki. Mustafa Ağabey de inandırmak için demiş ki:
- Gelin ulan! Meclisin önüne gidiyoruz. Çıkışta yakalayacağız Ecevit'i. O zaman anlarsınız yalan mı değil mi?
Hep birlikte T.B.M.M.'nin önüne giderler ve çıkışta Ecevit'i yakalarlar. Ecevit hemen Mustafa Abi'nin elini öpmeye kalkışır ve der ki:
- Ağabeyim... Mustafa ağabeyim, kusura bakma başbakanlık bir dakika boş bırakılmıyor ki! Kusuruma bakma abi!
Mustafa Ağabey kahve ahalisine şöyle bir bakar ve ahalinin acayip şekilde etkilendiğini görür. Başka bir gün yine kahvede ahali ile televizyon seyreden Mustafa Ağabey televizyonda Süleyman Demirel'i görür ve der:
- Bu da öyle. Cumhurbaşkanı olunca kendini bir şey zannetti. Hayırsız çıktı bu da!
Ahali:
- Hadi canım. Ecevit'i belki şans eseri tanıyorsundur ama buna inanmıyoruz!
Mustafa Ağabey hemen ahaliyi toplar ve Çankaya'ya gider. Mustafa Ağabey'i gören Demirel, hemen Ecevit gibi Mustafa Ağabey'in ellerine sarılır ve öpmeye kalkışır. Mustafa Abi buna izin vermez tabii. Demirel der ki:
- Ağabey vallahi billahi kusura bakma! Uzun yıllardır göremiyordum seni. Tam da seni ziyarete gelecektim!
Mustafa Ağabey tekrar ahaliye dönerek bir bakış atar ki artık ahalinin gözündeki forsuna diyecek yoktur, kendisinde ise haklı olmanın gururu... Tekrar bir gün kahvede televizyon izlerken bu sefer televizyona Clinton çıkar. Mustafa Ağabey söze başlar ve der ki:
- Ulan ne çabuk unuttun o sefalet dolu günleri? Tabii zengin oldun, Amarika'nın da başına geçince unuttun bizi... Hayırsız herif!
Ahali bu kadarının da fazla olduğunu söyler ve diğerlerinin belki bir şans eseri olabileceğine ama Clinton'u tanımasının imkânsız olduğuna imece usulü karar verirler.
Mustafa Ağabey'in tabii ki kafası atar ve bazı köylüleri alarak Beyaz Saray'a giderler. Kapıdaki görevliye Clinton ile görüşmek istediklerini söylerler. Görevli de sadece bir kişinin girebileceğini söyler. Köylüler düşünürler ve sadece Mustafa Ağabey'in Clinton'u tanıdığını söyleyerek Mustafa Ağabey'in gitmesini isterler. Güvenlik Mustafa Ağabey'i iyice arayarak içeri sokar. Saatler geçer ama kapıdan kimse çıkmaz.
Köylüler sıkılır. Pencereden de bakma olanakları olamadığı için oradan geçen uzun boylu birine sorma kararı alırlar. Şans eseri orada o anda Michael Jordan geçmektedir.
İngilizce bilen bir köylü Michael Jordan'a döner ve der ki:
- Ya Jordan Ağabey, senin boyun uzun... Camdan içeri bakıp neler oluyor, kaç kişi var bir bize söyler misin?
Jordan camdan bakar ve cevap verir:
- Vallahi ne olduğunu bilmiyorum. İçerde 6 kişi var. Biri Mustafa Ağabey, diğerlerini tanımıyorum!...
Sevdiğim bir söz
“Cesarete sahipsen, bir şeyi başaracak kadar peşinde kalabilirsin. Tahmin ettiğinden iki, üç ya da dört kat uzun sürdüğünü görsen de.”
Earl Nightingale