Çok sevgili arkadaşlarım, can dostlarım. .
Çok sevgili arkadaşlarım, can dostlarım...Gurbet elde bana selamın yok mu diyen hemşehrilerim...
Yurdumun gül yüzlü pürüpak insanları...
Merhaba! Dağlarım…Taşlarım... Irmaklarım... Ovalarım... Esen tatlı rüzgârlar... Denizlerim... Şehirlerim... Kır çiçeklerim...Sarı papatyalarım...Mor menekşelerim..Kırmızı ve rengârenk güllerim. Hepinize merhaba...
Yeni bir Eğitim-öğretim yılı daha başladı. Kırşehir’deki çok değerli öğretmenlerimize, genç ve minik öğrencilerimize, bizleri yetiştirerek emekli olup köşesine çekilen unutulduğunu sanan tüm vefakar öğretmenlerimize , pek saygı değer velilerimize merhaba...
Yüce Allah hepinize sağlık versin, huzur versin.Zihin açıklığı versin. Evlerinizden huzur hiç eksik olmasın.
Yurdumuza ışık saçan öğretmenlerimiz, geleceğimizin teminatı çok sevgili öğrencilerimiz. Yurdumuzun kalkınması, ilerlemesi, diğer devletlerden daha ileri gitmesi sizin çalışmanıza,azim ve emeğinize bağlı.
Bizler yaşlandık artık. KURU AĞAÇTAN DÜDÜK OLUR MU hiç? Ama sizlere dua ediyoruz.
"MESAFELER UZAK OLSA DA, DUALAR DA BULUŞAN YÜREKLER VAR."
İşte o duaları yapan bizleriz. Sizler için, memleketimiz için dua ediyoruz.
"HAYAT KORKAKLARI AFFETMEZ, BUGÜN CESARETİN OLMADIĞI İÇİN YAPAMADIĞIN ŞEYİ, YARIN ZAMANIN OLMADIĞI İÇİN YAPAMAYABİLİRSİN."
Haydi gençler bu gün şimdiden cesaretli olun ki yarın yarınınızı aramayın. Çalıştığınızda yarınlar sizin olacak. Hepinize başarılar diliyorum.
Hayat ; bazı şeyleri kafana vura vura... Bazı şeyleri de, kalbini kıra kıra öğretir. İnşallah kalbi kırılanlardan olmazsınız.
Sevmek ve sevilmek öyle güzel bir duygudur ki sormayın gitsin.
İnsan sevdiğini unutabilir mi?
Kırşehir’de yaşanmış bir hikâyeyi yeri gelmişken siz değerli “Kırşehir Çiğdem” okurlarıyla paylaşmak istiyorum.
Onlar köylerinde beraber büyümüşlerdi. Okulda beraber okuyorlar. Okudukları sırada gözleri birbirine takılıyordu. İçlerinden ılık ılık bir şeyler akıyordu. Bazen karşılaştıklarında yutkunuyorlar, sevgilerini söyleyemiyorlardı. İkisinin içinde de; ya ters cevap verirse korkusu vardı. Ama yine de söylemeseler iyi olurdu. Sevgileri içlerinde kalmalıydı. Küçüktüler ama sevgileri her şeyden büyüktü.
Baba ve annelerine söyleyemiyorlardı. Kurallar çok katı idi. "Alem duyarsa" ne derdi. Dışarı çıkınca, bir yere gidince, hep birbirlerini takip ediyorlar, birisi habersiz bir yere ayrılsa, diğeri göremediğinden deliye dönüyordu. Çocuk olmalarına rağmen, yüreklerine bir ateş düşmüştü. Birbirlerini ölesiye seviyorlardı.
Oğlan biraz çekingendi. Üstündeki aile baskısı son derece sertti. Kız her şeyi göze almıştı. Ona olan sevgisini söylemeliydi. İçindeki bu heyecanı dindirmeliydi. Ama o da söyleyeceklerinin yanlış anlaşılmasından çekiniyordu. Gönlünü meşgul eden genci takip ediyordu. Baktı ki sokakta yalnız yürüyor, bir anda koştu, yolunu kesti. İçindeki sevginin tüm ihtişamıyla önünde diz çöktü. Demek istediğini söyledi.
"Daha beni anlamıyor musun? Sevdiğimi sana nasıl anlatmalıyım?" dedi.
Beklemediği bir zamanda bu durumla karşılaşan oğlan çok heyecanlandı. Sanki kalbi yerinden fırlayacaktı. Etrafına baktı, "ya gören olursa" diye durakladı. Görürlerse akıbetleri belki de kötü olurdu.
Düşüncelerini dizginleyemedi. Söyledi. Ölümüne sevdiğini, onsuz yapamayacağını, görmediği zamanlarda dünyasının karardığını anlattı. Artık gizleyecek bir durumları kalmamıştı. Her şeyi göze almışlardı.
Bu sevdayı herkes bilmeliydi. Günlerce gizli gizli buluştular. Ama bir türlü huzur bulamıyorlardı. Ailelerden birisi, bilmeden çocuğunu başkası ile evlendirirse, sonları ne olurdu? Her ikisi de anne ve babalarına büyük aşklarını anlatmaya karar verdiler. Anlattılar. Daha önceden gençlerin hareketlerini takip eden anne ve babalar bu duruma karşı çıkmadılar. Sevgilerinin önüne çıkmak hata olurdu. Her iki taraf da "evet" dedi.
Büyük sevgi mutlulukla sonuçlandı. Herkes gibi onlar da mutlu bir şekilde düğün yapıp evlendiler. Günler güzel geçiyordu. Ama bu işin içerisinde geçim vardı. Öyle az bir para ile evi geçindirmek hiç kolay değildi.
Yoksulluk, sevgilerinden bazı şeyleri eksiltmeye başladı. Genç Avrupa'ya gitmeye karar verdi. Düşüncesine göre orada kazanç çoktu. Şansı gülmüş, işlemlerini yaptırmış ve Avrupa'ya gitmişti. Çalışıyordu. Epeyce para biriktirmişti. Oralarda yeni yeni şeyler öğrenmiş, yaşam şeklinde değişiklikler olmaya başlamıştı. Oradaki yaşantı, buralara uymuyordu. Burada kalan eşi, bağrına taş basıyor, çocukları ile birlikte her şeye katlanıyordu. Nasıl olsa gelecek!
Kadının buradaki hayatı aynen devam ediyordu. Para gönderilirse bir şeyler alacak geçimini temin edecekti. Sevgi unutulmuş gibiydi. Çünkü geçim ağır basıyordu. Eşine ihanet etmiyor, çoğu zamanlar aç kalıyor, sırrını hiç kimseye vermiyordu. Mektup ve haberler gün geçtikçe azalmaya başlamıştı. Eşi buraları aramaz, anmaz olmuştu. Uzun bir zaman sonra aile ısrarlarına dayanamayarak, izne gelmişti.
Büyük bir umut ve aşkla bekleyen eşi, hayal kırıklığına uğramış, büyük aşkından hiçbir eser kalmamıştı. İzne gelen eşinin üzerinde değişik bir tip elbise, cebinde üç, beş kuruş para vardı. Şivesi bile değişmişti. Çok kişi ile konuşmak istemiyordu. Kadın bir an yalnız kalan eşine yaklaştı. Ela gözlerinden damlalar düşüyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. Söyleyeceklerini bir türlü söyleyemedi. Çünkü eşi bundan kaçar gibiydi.
"Ne oldu sana" diyecek oldu. Eşinin gözleri başka yöne kayıyordu. Bakmak istemiyordu. Sanki bir yabancıydı o. Nasıl bu kadar değişmişti? Hani çocukluk yılları? Hani o büyük aşkları? Ne olmuştu da böyle olmuştu? Kendisi ile ilgilenmeyen eşi karşısında şaşkın kalan kadın, boynunu büktü, yutkundu, hıçkırıklara boğuldu. Gözlerinden akan yaşlar sel oldu. Yürekler dayanmazdı bu duruma.
Her şeye rağmen eşi acımadı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi dudak büküyor, değersiz bir pul gibi eliyle iteliyordu, onu. Para, giyim ve diğer olaylar insanları bu kadar mı değiştirirdi? Boynu bükük kadın geçen günlerini hatırladı. Hiçbir zaman ölmeyeceğini sandığı aşkından olan çocuklarına baktı, yapacağı bir şey yoktu. Çocukların da boynu bükülmüştü. Uğruna ölmeye hazır olduğu, çocukluk aşkını kaybetmişti. Keşke paraları olmasaydı. Birlikte çalışıp, aç susuz kalsalardı da aşkları ölmeseydi.
Kendisine hiçbir değer vermeyen eşi, izin bitiminde bile sevgisinden hiç bahsetmeden gitmiş, zavallı kadın çocukları ile birlikte, çaresiz bir vaziyette burada kalmıştı. Sevgisiz kazanılan para, bir anda bu ocağın sönmesine, aile birliğinin dağılmasına, ufacık yavruların babalı, yetim kalmalarına sebep olmuştu.
Bizler, o sevdalılara bakar, büyük üzüntü duyarız. Keşke paraları olmasa da çocukları ile birlikte düzenli bir hayat sürselerdi. Kazancımız ne kadar çok olursa olsun, içimizdeki sevgiyi asla kaybetmeyelim. Para hırsı hiçbir zaman insanı huzurlu kılmaz. Hırs insanı bitirir, çok yuva yıkar. Sevgi ile kazanıp, sevdiklerimizi unutmayalım. Onların gözünden yaşlar akmasın. Onların sevgisinin her şeyin üzerinde olduğunu unutmayalım. Hırsımıza yenilirsek, yoldan çıkar, tüm sevdiklerimizi kaybederiz.
Son bir not…
Kırşehir’deki sevgili arkadaşlarım, can dostlarım... Gurbet elde hasretle sevgi ve selam bekleyen yiğit hemşehrilerim... Yurdumun gül yüzlü in sanları… Bizleri uyandıran, gözlerimizi ışıklandıran, dizlerimize derman veren, akıl sağlığımızı yerinde tutan, bedenimizin sağlığını koruyan Allah'a hamdolsun. Evlerinizden huzur ve mutluluk hiç eksik olmasın. Gözlerinizden acı yaşlar çıkmasın. Sizleri aramayan ve gelmeyen evlatlarınıza ve yakınlarınıza Allah hidayet versin.
Hiç merak etmeyin. Bir gün onların da gözleri yollara bakacak. Büyüklerinizin ahını almayın. Hepinize en kalbi saygılarımı sunuyorum. Bu gününüz ve gelecek günleriniz geçen günlerinizden daha huzurlu ve aydınlık olsun. Geçmiş Kurban Bayramınızı kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyor, huzur ve mutluluk içinde nice bayramlar niyaz ediyorum.