Yedi yaşındaki oğlum geçen haftalarda Messi’nin dünyanın en pahalı futbolcular arasında ilk sırada yer almadığını öğrenmiş, bana gelip: “ Anne, dünyanın en iyi futbolcusu neden dünyanın en pahalı futbolcuları sıralamasında birinci değil?” diye sormuştu. Oğlumun masallardan öğrendiği ‘hayatta iyiler kazanır’ öğretisi gerçek hayat ile kendisini yalancı çıkarmıştı. Bu, oğlumun hayatla ilgili ilk farkındalığıydı.

 Ona: “Futbol kurallarını bilmiyorum. Bunun kurallarla açıklanan bir sebebi varsa baban sana daha iyi açıklar ama sana hayatın gerçeklik kurallarıyla ilgili bazı şeyler söyleyebilirim. İşinde iyi olmak ile iyi şartlara sahip olmak farklı şeylerdir. Dünyada çok az insan hak ettiği değeri görür. Dünyada pek çok insan hak etmediği halde değer görür. Önemli olan sevdiğin ve yetenekli olduğun işi en iyi şekilde yapmaktır. Ya da iyi olanlar hak etmedikleri değeri kabullenerek iyi olmayanların önlerine geçmelerini sağlar.” Konuşmanın bu kısmını sosyal medya hesabımda da paylaşmıştım.

 Konu güzel, ilham verici ve hayatın çarpıcı gerçekliği ile ilgili olunca kendimi düşünmekten alamadım. Gerçekten de öyleydi. İyi olanlar hak ettikleri değeri görmüyorlardı. İyi oldukları ölçütler ve kurallar ışığında keşfedilince -ki bu belki iyilerin bir gün kazanacağı gerçeğiydi- değer gördüklerine yaşamları süresince şahit olamıyorlardı. Edebiyat fakültesinin özellikle yeni Türk edebiyatı kısmında işlenen şair ve yazarların pek çoğunun hayatı iyi oldukları halde değer görmedikleri, sonradan fark edildikleri ile ilgiliydi.

 Mozart, Da Vinci’, Einstein, Nesimi, Nazım… farklı alanlarda ama ortak noktalarında iyi olanlar neden zamanlarında hak ettiği değeri görememişti? Galiba önemsenmenin popülarite  otorite, algı ve ün ile yakından bir ilgisi vardı. Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları romanını hiçbir yayın evi basmamıştı. Bunun üzerine roman dosyası için gazeteye ironik bir ilan vermişti. Harry Poter- J.K.Rowling’in Harry Poter serisi de ilgi görmemiş, yüzüne bakılmamıştı. Şimdi dünyanın en çok kazanan yazarı olarak tarihe ismini yazdırdı.

 Gözüm kitaplığımda Dostoyevsky’e kaydı. Ona içimden şöyle dedim: “ Sevgili Dostoyevsky, eğer bu gün yaşasaydın hiç şüphesiz imza kuyrukların rekorlar kitabına girerdi. Hayranın olan pek çok insan neden iyi olduğunu açıklayamazdı. Pek çok insan kalabalık olduğun için iyi olduğunu düşünürdü. Pek çoğunun aklında lise edebiyat kitaplarına girdiğin için iyi kabul ediliyorsun çünkü. Ben de özellikle futbol konusunda bilmediğim için o eleştirdiğim insanlar gibiyim. İyi olanda tek ölçütüm benim de futbol konusunda sürü psikolojisidir. İnsanlara müzik, edebiyat, spor, bilim konusunda iyi olanlarda ne gibi ölçütler bulunur? Gibisinden ders verilmeli diye düşünüyorum çünkü bu ölçütlerden insanların haberdar olmaması iyi olanların haklarını yemeye sebep oluyor. İyi olanlar hak ettikleri değeri göremiyor. Bu, acımasızca geliyor bana.”

Bu noktada ölçütleri önemsiyorum. Çünkü bir şeyin ne olduğu ya da olmadığını ortaya koyan şey kesinlikle ölçütlerdir. Kuru fasulye yemeğinin bile kendisini ortaya çıkaran ölçütleri vardır. Salça ya da domates sosuyla suyuna kırmızı renk verilmezse adı piyaz olacaktır. Üzerinde yeşillik, sarımsak, sirke yoksa eğer piyazın bazı ölçütlerinden eksik olacaktır. Edebiyat konusunda eğitim aldığım için edebi konudaki tür ve ölçütlerine hakimim ve bu doğrultuda şahit olduğum bazı şeyleri hak yeme noktasında üzücü buluyorum. Mesela edebiyatın postmodern türünde ölçütleri gereği kafa karıştırıcı özelliği vardır. Tarihsel bir olayı, efsaneyi, mitolojiyi, masal türünü yeniden ele alarak bireyi anlatmaya çalışır. Yazarın anlatım dili en önemli unsurudur. Eserini diğer türlerde yaptığı metinlerarasılıkla süslemelidir. Ana fikri olsa da olur, olmasa da olur denilen tek türüdür. Bu ölçütler ışığında postmodern bir kitap alan okur eğer yazarı ünlü değilse postmodern ölçütleri bilmediği için esere haksızlık ediyor. Sebepleri arasında ise türün özelliklerini gösteriyor aslında. “ Kafa karıştırıcı, bir oraya bir buraya atlıyor, ne anlattığını anlamadım. Tavsiye etsem mi bilemedim.” O kitap artık türünün ölçütlerini yerine getirmesine rağmen “kötü kitap” kabul ediliyor. Kısacası yazara ve kitabına haksızlık etmiş olunuyor. Bir yandan da Elif Şafak’ın bu türde yazmış olduğu Mahrem adlı eserini çok beğendiğini ifade ederek de kendisini tekrardan tezata, komik duruma düşüyor. İnandırıcılığını yerle bir ediyor.

  Bu gün bazı kişisel gelişimciler, astroloji uzmanları, ekran yüzü olunca ya da sosyal medyada bir şekilde parlayınca sponsor ediniyor. Satışa çıkan kitapları sponsorlar tarafından tekrar tekrar toplu olarak alınıyor. Böylece çok satan kitaplar arasına giriyor. Çok satanlar diye reklam vermeye başlıyorlar ve halk bu andan itibaren alım yapmaya başlıyor. Aslında algı yoluyla ölçütlerden habersiz insanlar ve farkında olmayanlar tuzağa düşürülüyor.

   Ölçütler ışığında geçersiz olan ama sırf kalabalığı var diye değer görenlerle çevrelendik. İşte bu yüzden pek çok şey günümüzde önemini yitirdi. Dertleri tutkularından ziyade iyi yaşam aşkı olanlar olmayan tutkuları ve meziyetlerinin üzerini örtmek için sosyal medyalarda boşluğa öpücük uzatıyor.  Sürü psikolojisi algısı ve cahil olmak gerçek yeteneğin iyi ve hak ettiği şekilde yaşamasının önündeki en büyük engel.

  Ben masallar gibi iyi olanların mutlaka kazanacağına inananlardanım. Bu kazanç eninde sonunda yetenek sahibinin er ya da geç “iyi” olarak tescillenmesiyle ilgilidir. Alkış, beğeni, takipçi gibi şeyler ölçüt değildir. İyi olanı ortaya çıkarmaz. Alkış almadı ya da beğeni almadı diye kötü değildir. Büyüleyici bir sesin karşısında bir çıt sesi çıkmaz.  Bazen alkış, etki geçtikten sonra yapılır.

 Yetenek tutkudur. Tutkunun değeri ise sahibine aittir.  Gerçek tutku paraya, statüye, alkışa, hayal kırıklığına bakarak kendini gerçekleştirmekten vazgeçmez. İstese de vazgeçemez çünkü o yetenek sahibinin olmazsa olmazıdır.  Annesi bebeğe kızar ama bebek gider yine annesinde teselli bulur. İyi olan ile olmayan arasındaki fark inanç, ölçüt ve vazgeçip geçememekle ilgilidir.

 İyi olarak tescillenenler gerçek anlamda tutku sahibi olanlardır. Yeteneksiz olanlar ama yetenekli gibi davrananlar ise para kazanmanın peşinde olanlardır. Çıkarlarını elde edemezlerse kolayca vazgeçeceklerdir.

 Hayata, edebiyata, müziğe, her şeye bilinçli ve dürüst bir açıdan bakmaya çalışın. İşte o zaman kendini yıldız diye pazarlayanların aslında asıl yıldızların önünü kapatan bulutlar olduğunu ve koşullara göre çabucak şekil değiştirip dağıldıklarını fark edeceksiniz. Oluşumlarına katkı sağladığınız için belki belli bir zaman sonra vicdan bile yapacaksınız.

 Sevgilerimle…