Şed Kuşatma Yamaklık, çıraklık kalfalık aşamalarını tamamlayan talibin, ustalığa yükselmek için Fütüvvet Divanı denen heyet önünde yapılacak törenine ( imtihana) denir. Doç. Dr. Erol Ülgen, Kırşehir Ansiklopedisi kitapçığında Şed Kuşatma töreni ile ilgili makalesinde geniş bilgi vermiştir. Bu konuya kaldığımız yerden devam ediyorum.

Şed Kuşatma Töreni, Bir erkan, usul ve teşrifat üzere icra edilir. Fütüvvet Divanı’ıda yer alan ulular, hazırlanmış olan özel mahfilde yerlerini alırlar. Ulular içinde yaşça en büyük ve saygın olanı, salonun orta yerinde, ayakta ve kıbleye karşı durur, euzü besmele çeker ve fütvvet hutbesini okur. Hutbede büyük günahlardan, yetim hakkından, ölçü ve tartıdan, kibirden ve şirkten bahseden İsra Süresinin 32’den 39’a kadar olan ayetleri okunur. Ardından Hz. Peygamber’e ve Ehl-i Beyt’e salavat verilir. Bu Protokolü “nakip” denilen ve Ahilikte yiğitbaşı olarak bilinen divan üyesi yürütür. Sadeliğin ve temizliğin bir işareti olarak nakip, süpürgeyi ıslatır ve ortalığı süpürür. Heyet arasında kısa bir hal hatır sorma, rıza almamın ve helalleşmenin ardından nakip tekrar kalkar ve merasimde bulunması gereken tu, toprak, su, süpürge, terazi, taş ve şeddin hazırlanmış olduğu sehbayı orta yere koyar. Bunları yaparken divan erkanına dönmemeye özen gösterir. Mekanın hazırlanmasından sonra nakip, şed kuşatılacak kalfayı huzura getirmek üzere sağ elini kalbine koyarak temenna ile huzurdan dışarı çıkar. Sonra Ahilere mahsus şalvar, külahını giymiş ve elleri çaprazlamasına göğsünde olan kalfa ile heyeti huzuruna gelir ve “Esselamü aleyküm ya erbab-l şeriat, ashab-l tarikat, esselamü aleyküm ya ehl-i şeddi ve’l-ahdi ve’l-vefa; Esselamü aleyküm ya ehl-i mürüvvet ve’l ikram ve’s-sehavet” diyerek özel selamlama ve takdim konuşmasını yapar. Bunu takiben “Gelişimiz Allah için, duruşumuz Allah için, sözümüz Allah içindir. Şu kardeşimiz huzurlarınıza gelip bu makam-ı insafta durmaktan meramı, uluların halkasına bağlanıp, adabını erkanını görüp, yiğitler kapısında er, işini ve sanatını hakkıyla icra edip insaniyet namına hadi olmak üzere şed kuşatmayı murad eder. Sutası kendisinden razı ve ustalığa yükselmesi için teklif getirmiştir. Bu aşık ve sadık hakkında ne buyurursunuz?” der. “ Ehlühu mahallühu (uygudur, yerindedir)” derler. Akabinde yiğitbaşı, talibi (kalfa) pir huzuruna götürür. Pir, kalfanın elini tutarak ahidleşmenin mesuliyetini bildiren ahde vefa (bey’at) atetini okur, tövbe ettirir, şehadet getirir. Fütüvvetin, esnafın ve kul hakkının önemini anlatır. Allah’a tüm insanlığa, ailesine, büyüklerine ve küçüklerine, yurduna, devletine karşı sorumluluklarını öğütler, varlıkları ve doğayı şefkat ve merhametle korumasını tembihler. Bu arada kalfaya yardımcı olacak, iş yaşam hayatında ona rehberlik edecek iyi bir yol atası ve iki yol kardeşi seçilir. Ustası ve aile büyükleriyle helalleştirilir. Ve elleri öptürülür. Bu arada kalfa divandaki ululara saygı, sevgi ve pek masraflı olmayan armağanlarını sunar. Yol atası artık manevi babadır. Yol kardeşleri, onun yakın olacağı, dayanacağı danışacağı bilgili, yetişkin ve güvenilir ağabeylerdir.

Bundan sonra sıra yol atası, yol kardeşleri ve talbin birlikte Allah için ahidleşmelerine gelir. Merasimi yöneten nakip, bunları bir araya getirip ellerini üst üste koydurup Yasin Süresi’nin kullarıyla yaratanın ahidleşme ayetlerini okurŞ: “Ey Ademoğulları! Şeytana tapmayın; çünkü o size apaçık bir düşmandır. Bana ibadet edin. İşte bu doğru olan yoldur diye buyurmadım mı?” Sonra İslam alimlerince İslam’ın özeti olark akabu edilen: “ Et-ta’zimü li emrillah veş-şefkatü ala halkkillah; ve’d-dünya bi – musamahatin, velahiretü bi- şefaatin (Allahın emirlerine itaat ; mahlukatına şefkat. Dünya anlayış ve hoşgörüyle, ahiret şefaatledir.” Vecizesini söyler. Ardından “”Hasbeten lillah, vuslaten ila merzatillah ( Allah için onun rızasına ulaşmak için) der Şuara Süresini’nin 88. Ve 89. Ayetlerini okur: “O hesap gününde ne mal fayda verir ne evlat! Ancak Allah’a şirkten ve şüpheden arınmış temiz inançlı bir kalple gelen kurtulur.”

Bundan sonra pir divandan ayrılıp iki rekat namaz kılar. Bu arada nakip şeddi hazırlar, onu beş kat olarak dürer ve pire sunar. O da salamü selam ve tekbir getirerek en az üç düğüm atmak üzere talibin beline bağlar. Bir düğüm Allah için, bir düğüm Cibril için, bir düğüm de Resulullah için atılır. Arkasından gene tekbirler, salavatlar ve Al-i İmran Suresi’nin 103. Ve 18. Ayetlerini okur. “ Ve hep birlikte Allah ipine yapışın, ayrılmayın; Allah size olan lütfunu hatırlayın: Hani siz birbirinize hasıpdınız; (Allah) kalplerinizi uzlaştırdı. Onun bu nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Yoksa ateşten bir uçurumun (felaketin) kenarındayken (Allah) sizi kurtardı. Ayetleri de böyle açıklıyor ki doğru yola gelesiniz.”, Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilah yoktur. O, mutlak küdret sahibidir. Hüküm ve hikmet sahibidir.”

Bundan sonra talib kalfanın omuzuna elini koyar ve şeddin kimlerin emaneti olarak kendisine tesli edldiğni anlatır Kulağına eğilir ve şu vasiyetlerde bulunur: bu mübarek emenet bize Hz. Muhammed’den, Hz. Ali’den, Selman’dan, yesevi’den, Ahi Evran’dan; ululardan ululara daha nice pirandan geçerek bize intikal etti ve geldi. Bu mübarek emaneti şimdi biz size tevdi ediyoruz. Bunu hiç aklından çıkarma. Unutma. Sıkı yapış. Sıkı tut. Ört. Götür, ver, al. Bu ahde vefa etmeyi unutma. Bu Şedde iyi tutun, iyi yapış; ayıpları kusurları ört, muhtaçlara götür, kardeş canlara ver.”

Meydan şed bağlanırken talibin ayakları bitişik, parmakları açık olarak elleri başının üzerindedir. Ardından kısa bir dua ile meslek pirleri olarak peygamberlere, Ehli Beyt’e sahabelere, pir-i pirana; erenlere, evliyaya; ahiyana, bacıyana, gaziyana, abdalana, ulemaya, sülehaya; şahid-i şühedaya, ustalara rahmet okunur. Ardından tabrikler el öpmeler, ikramlar, hediye takdimleri vb. güzellikler yerine getirilir.

Fütüvvet felsefesinde şed bağlamanın anlamları vardır. Şed kuşatılarak genç talibin ya da kalfanın belli ve karnı haramdan; dili yalan dolan, gıybet ve iftiradan, küfürden, laf taşımaktan, eli halka zarar varmaktan,ayağı Allah’ın rızasına ters mekanlara ve mevkilere gitmekten bağlanmış olur. Bunlara karşılık da cömertliği keremi, tevazusu, affı, hoşgörü kültürü, kanaati ve basireti açılır.