Yıllardan 1962-63 olmalı baharın topraktan buharlar çıkarttığı, çiğdem çiçeklerinin narin narin kendini gösterip Öksüz çiğdemlerinin baş verdiği bozkırın ortasında taşın, kayanın topraktan çok yer tuttuğu Yağmurlu Kale Köyden Cevcet oğlan ergenliğin başına vurup evlere sığdırmadığı karayağız bir delikanlıdır.

Eve girse ev dar gelen kaleye çıksa kaleye sığmayan gecesi gündüzüne karışmış ne yaptığını ne yapacağını bilemez görenlerin delirdi mi, divane mi oldu diye şüpheler duyup işkillendiği kimi köylülerin de kara sevdaya uğramış zavallı herhal diye uğrun uğrun konuştuğu bilinmez derdin muzdaribi bir oğlandır. Babası merak edip anasını sıkıştırır sorar, anası gurban olduğum ne derdin varsa di hele gadasını aldığım diye diller döktüğü Cevcet oğlan ser verir sır vermez deli danalar gibi ayağında kara lastik kale köyün bıçak gibi keskin taşlarını, meşeliğin altından sarıkaya'nın üstünden sağındaki sahipsiz otuz kadar başında yazısız taşları dikili mezarlığı farketmeden, göbek kaya yaylasını soluna pusluk kuyuyu sağına alıp kah koşarak kah yavaşlayıp soluklanarak sanki acelesi varmış gibi Kirşehire doğru ham şose yolda yürümektedir. Aklında bilinmezler ile aceplerin mücadelesi tabanlarında sivri taşların batma ağrıları ile imirburnunun altını dönünce uzaktan sıdıklıdan gelen yolla birleşen yolağzına kadar indiği çıktığı dereleri çıktığı bayırları hiçte farketmeden aklındaki soruların cevabını aramaktadır. Sabah çıktğı yolu kuşluk vaktine yakın derin dereyi geçip uzaktan Kırşehir'in doğu sırtlarındaki bağlarının, kavaklarının yeşil liğini seçmeye başlamasıyla adımlarını daha da sıklaştırıp öğleye yakın kızılenişten şal gösteren bağlarına inerken deredeki köprüye gelmeden sağdan bağ yoluna girer. Köyünün taşlık, kayalık bozkırına tezat şalgösterenin yeşilliği, küngülcede bekçi alaçığının altında yemyeşil dizboyuna çıkan çayırı çimeninin arasında Nazlı nazlı akan çeşmenin suyundan susuzluğunu giderip azığındaki çömlek peyniri sarılı dürümünü hızla yer. Geç kalmış gibi hızla koşar adım sıra sıra söğütlerle süslenen şal gösteren deresi solunda bağların kelisinde sınır olan kuş iğdelerinin arasında dereyi geçip bağları, iğdeleri soluna dereyi söğütleri sağına alır eşek, araba, kağnı teker izlerinin iki çizgi halinde uzandığı kenarında ortasında kuş yemeği (madımak) otu, çayırlar arasındaki toprak yolda şehrin ilk evleri olan Yağmurlu armutlu'lu kutu Süleyman'ın evinin yanında büyükobalı Mülazım, sağda derenin sağında öte yanda Sayobalı Selim, Armutlu'lu üdü Bektaş, Bekir, Derviş, Sarıuşağı'lı Telkenler'in Al'nin evinin önünden taşlara basarak iki değirmen döndürecek kadar su akan dereyi ayaklarını ıslatmadan geçer.

Göğsünde sıkışma, yüreğinin çarpıntısı sanki sokakta duyulacakmışsana güzel Ali'nin evinin karşısında Sayobalı Gülbey'in İbrahim'in evinin yanına varınca evin duvarına yaslanıp, duldalanarak aradaki çalı çırpının oluşturduğu bahçe sınırından anlaştıkları haberleşme işmarı keklik ötüşü ile seslenir. Birkaç dakika içinde çırpıların ötesinden saklanıp kuş iğdesinin dibine sinerek gelen yavuklusu ile hasret dolu sevda sözcüklerini fısıldaşarak alacakları büyük kararı kavilleşirler. Kaçacaklardır. Fakat nasıl olacaktır. Eniştesi Mustafa emmi, teyzesi Kerzi ve böleleri farketmeden nasıl olacaktır. Hem ev halkı hem komşu müdür Duran bey hem karşıdaki ŞabanAli 'nin evi farketmeden nasıl olacaktır bunları tek tek hesaplarlar.

Cevcet oğlan yaptığı hesaba uyarak avgun'dan ağalar sokağına oradanda Kayabaşı mahallesinin Arnavut kaldırımlı yollarından aklındakini sokakta kapı ağzındaki taşlara oturmuş şehrin kadınları anlayacakmış gibi gözlerini kaçırarak hızla şehir hamamının önünden aşağı ırmak kenarından kadı'nın hanının önünden kalın köprüyü geçer geçmez sağda buğday ceclerinin yanında bekleyen yeşil cip'in şoförüne varır. Kale Köye gideceğini cip'in kaç lira olduğunu konuşur fiyatıda pazarlık etmeden kabul edip yeşil çadır, şeffaf muşamba'dan kapısı olan cip'in ön koltuğuna oturur. Cip'in şoförünün Sıdıklı büyük oba köyünden İbrahim lakabınında bebe olduğunu öğrenir. Cip'in horultulu sesi ile buçuklu üzerinden meteres yokuşunu çıkar çıkmaz sağa hatıplar sokağını geçer Sayobalı Mustafa emmi nın evini geçip sağda güzel Ali'nin evinin önünde dururlar. Cipten inen Cevcet oğlan yine keklik ötüşü ile yavuklusu Kiraz'ı ünler. Elinde bohçası ile koşaradım gelen Kiraz cip'e biner binmez hızla hareket eder. Bebe'de olayı anlamış ama hem cip'in iyi paralı iş alması hem de aşıkların kavuşturulması iştiyakı ile son sürat gençleri Kale köyüne götürür emaneti sağ salim teslim ederek parasını alır gelir.

Cip'e elinde bohça ile Kiraz'ın binmesi ve horultu ile cipin hareketi Kiraz'ın teyzesi Kerzi teyzenin bağırtısı mahalleliyi kapıya döker. Anlaşılırki Kiraz kaçmıştır. Hemen jandarmaya gidilir. Araç tarifi ile cipin bebe'nin cipi olduğu Kerzi teyzeden oğlanın Kale köylü olduğu da öğrenilince Jandarma müfrezesi de yola çıkar.

Akşam olmakta gün aşmaktadır. Kiraz'ı eve anasının yanına koyan Cevcet oğlan geceyi beklemekte köyde meydandan camiye doğru yürümektedir. O esnada aşağıdanda jandarmalar camiye doğru gelmektedir. Caminin önünde taşın üzerine çıkan Yaşar (Şahin) hoca jandarmayı görmüş, Cevcette jandarmayı görünce orada evin önünde ters dönmüş at arabası teknesinin altına saklanmıştır. Yaşar hoca jandarmanın araba teknesine yaklaştığını görerek;

"Allah-u ekber Allah-u ekber

Cevcet kaç Cevcet kaç" diyerek ezana başlar.

Tabii kaçınılmaz son Cevcet yakalanır, Kiraz Kerzi teyzeye teslim edilir.

Cevcet ve jip'in şoförü bebe (İbrahim Parlak) gözaltına alınıp mahkeme ve dava sürecine girerler.

Bu hadise geçen yıllara rağmen hala

"Allah-u ekber Allah-u ekber

Cevcet kaç Cevcet kaç..." diye tebessüm ve esprilerle söylene gelir.

Hani Yaşar Kemal der ya "o güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler". Hikâyenin içindeki kaybettiğimiz tüm geçmişlerimize rahmetler diliyorum.

Başarısız bir kız kaçırma ve kavuşamayan sevdalıları yazmakta bana düştü, sürçi lisan ettikse affola...