Yine birgün Bağbaşı mahallesinde ortağımızın benden 4-5 yaş daha büyük olan oğlu Hacı Macit Aydın ile şimdi akbayır sırtlarında Big termal otelin olduğu alanın elli atmış metre ilerisinde şimdi badem ağaçlandırması olan bölgede boz kepir toprakta yüzeyde sadece üç dört hafif tüylü tülü gibi ince yeşil yaprakları görülen yine çiğdem gibi kazıkla çıkarılan toprak yüzeyinden beş santim kadar aşağıda etrafı kara turp gibi grimsi siyah dış kabuğunu soyduğunuzda içinden beyaz sütü ile sizi yemeye davet eden süt beyaz renkte yuvarlak elips şekilli yaklaşık üç santimetre boyutunda "çalık" çıkartmış ve yemiştik. Bu da ilk ve son çalık denemesi oldu.

Çiğdemden eve geldiğimizde eğer ayakkabılar çamur içerisinde olursa yiyeceğimiz zılgıtın korkusuyla ağalar çeşmesi ya da çatal çeşmeden ayakkabılarımızı, çizmelerimizi içini ıslatacak kadar sular, yıkardık. Tabii ki çiğdemlerimizi de suda yıkar çamurundan, toprağından arındırırdık zaferle evin yolunu tutardık. Eve varınca ya komşu kadınlarla evde sobanın sıcağında ellerinde örgüleri demlenen çayın kokusu ile annemizin verdiği dürüm ya da denk gelirsek bol tereyağlı erişte pilavına pekmez ya da çömlek peyniri, ufalanmış ceviz içi serpiştirilmiş yanında turşu yada düğü lepe pilavı yada çiğköfte nin Kırşehir'deki o günkü adı ile kıyma (bugünün kısırının biraz daha kurusu), kısır kısmetimize ne denk gelirse tatlı bir yorgunluk ile iştah ile yerdik. Ha bu arada kız çocukları da bazan bize katıldıkları olsa da çoğunlukla akranları ile beştaş, cıncıktan atlama, ip atlama gibi oyunlar dışında annelerinin oya, nakış, dikiş, örgü, ev işleri bazan da nadiren yemek öğretme, öğrenme ile uğraşırlardı. Hele ki halı dokunan zamanlarda ıstar'dan gelen zıngır zıngır ipleri sıkıştırma vuruşları, makasın fazla uzantı ipleri keserek düzeltme kıyırtıları ev halinin güzellikleri idi. Tamda bu aralar sobanın dibinde minderin üstünde mırıltılarıyla miskin miskin yatan tekir kedinin sık sık ortadan kaybolup uzaklardan serenat seslerine pisi pisi diye eve çağırma seslerinin de çoğaldığı zamanlardı.

Bu günde aklıma o güzel her şeyin sade samimiyetlerin gözle görülür, yüreklerde hissedilir olduğu o günler geldi. O günleri yaşamanın bahtiyarlığı ile şimdiki çocukların on adım yere arabalar, servisler ile gidip tabiattan ve doğallıktan, doğal yaşamdan uzak kalmalarına üzülüyorum.

"O güzel insanlar o güzel atlara bindiler ve gittiler" Gidenlere Allah'tan rahmet diliyorum, kalanlara selam olsun.

Sürçi lisan ettikse affola...