Demokrasi dediğimiz unsurlarımızın başında seçimler geliyordu. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a gelinceye kadar beş ay geçmişti.
Demokrasi dediğimiz unsurlarımızın başında seçimler geliyordu.7 Haziran’dan 1 Kasım’a gelinceye kadar beş ay geçmişti.
Ülke meclisteki dört siyasi partinin temsilcilerinin açıklamalarıyla her gün geriliyor, her gün toplum patlamaya hazır hale itiliyordu.
Hatırlayınız 7 Haziran seçimlerinden sonra ne olmuştu da terör yeniden kaldığı yerden başlamıştı.
Ne olmuştu da yeniden şehitler geliyor, yeniden her ilde bir şehidin cenazesi kaldırılıyordu.
7 Haziran seçimleri muhalefeti tahrik etmiş, iktidarı da suskunluğa itmişti.
Hükümet kurulamıyordu, ne tek başına, ne de koalisyon olarak.
İktidar muhalefet, her iki cephe de ipe un seriyordu.
Cumhurbaşkanı anayasanın 116. Maddesini işleterek, 24 Ağustos tarihinde TBMM seçimlerini yenileme kararı aldı.
Sonunda 1 Kasım’da yeniden sandığa gidildi. Halk yaşananları, yaşatanları unutmadı. Sonuç iktidar partisi olarak AK Parti’yi yeniden kahir bir sonuçla iktidara getirirken, muhalefetteki üç parti olan CHP’yi de, MHP’yi de, HDP’yi de, elinin tersi ile iterek iktidar yapmak yerine sembolik olarak mecliste temsil edilmelerini sağlamıştı.
Bu seçimin sonucu bana 1950’li yıllardaki gibi Demokrat Parti’nin de böyle kahir bir sonuçla iktidara geldiği günleri hatırlatmıştı.
1Kasım seçimlerinin en büyük şoku da MHP ve HDP yaşamıştı.
Çünkü bu iki muhalefet partilerinin 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar geçen zamanda akıl almaz çıkışları, uzlaşmasız tavırları halkı germiş ve eylül ayında yaşadığımız hiçbirimizin tasvip etmediği olaylarla karşı karşıya kalmıştık.
Ve sandığa giden halk gerekeni yapmış, muhalefeti cezalandırmış, Ak Parti’yi de yeniden tek başına iktidara taşımıştı.
1Kasım seçimlerinin sonucu Kırşehir’de iki milletvekilini de AK Parti almıştı. Bir bakıma hak yerini bulmuştu.
Bu seçimde şu sonuç ortaya çıkıyor.
Kırşehirliler olarak muhalefette seçilecek bir milletvekilinin Kırşehir’e ve kendisine oy veren seçmenlerine hizmet getirme şansı yoktu, sonuçta öyle tecelli etti.
Daha birkaç gün önce illerin nüfusları açıklanınca öğrendik ki Kırşehir’in il genel nüfusu yine düşmüştü.
Son beş yıldır hiçbir hizmet ve yatırım alamayan AK Parti milletvekillerinden, isimleri şimdiden unutulmuş Abdullah Çalışkan ve Muzaffer Arslan’ın hiçbir hizmetleri dokunmamıştı ne yazık ki. Bu durumu değerlendiren AK Parti 7 Haziran seçimlerinde bu iki ismi sildi de, onlar da rahat bir nefes aldı, Kırşehirliler de onlardan kurtulmuş oldu.
1Kasım seçimlerinde de yine liste başında Salih Çetinkaya ve ikinci sıradaki isim Kırşehirliler için çok şey ifade ediyordu. O isim iki dönem Ak Parti’den Kırşehir Milletvekili seçilen ve Kırşehir’deki Adliye Sarayı’nın, Polis Okulunun, Ahi Evran Üniversitesi’nin kurulmasını, Sıdıklı Sarıyahşi Köprüsü’nün yapılmasını, hastanenin, üniversite binalarının, okul ve öğrenci yurtlarının, Kaman başta olmak üzere tüm ilçelerimizdeki kamu yatırımlarının mimarı, kahramanı projeleriyle, eserleriyle hiçbir zaman unutulmayan Mikâil Arslan’ın yeniden milletvekili olarak, Kırşehir siyasi tarihinde Millet Partili Osman Bölükbaşı ve Adalet Partili Memduh Erdemir gibi o da üçüncü kere seçilme başarısı göstermişti.
Mikail Arslan’ın 7 Haziran seçimlerinde listeye koymayanlar, koydurmayanlar Kırşehir’e kötülük etmişlerdi. Onların da Kırşehir’e yaptığı ve silinmeyecek izler bırakan ve onların mezar taşı gibi Kırşehirlilerin ibretle seyrettiği hastanenin önüne yaptırdıkları üst geçit, bu isimlerin, unutulmuşların hizmetleri olmuştur. Çevre yolunu yaptıramadılar, termal otellerin yolunu yaptıramadılar. Terme Oteli ile Makissos Oteli’ni birbirine bağlayan yolları yaptıramadılar. Kırşehir’e elle tutulur, gözle görülür hiçbir hizmet yapamadılar ve sonunda bu hizmetleri, projeleri getirebilecek hizmet adamı Mikâil Arslan’ı yeniden bu ağır ve vebali olan görevin altına getirdiler de Kırşehirliler kurtuldu.
Ben yıllardır yazdım, eleştirdim, haykırdım Kırşehir için. Abdullah Çalışkan ve Muzaffer Arslan’ı görünce onlarla boşa giden yılları hatırlayınca “Mikâil Arslan gitti, Kırşehir”e hizmet bitti” dedim; dedim de dedim.
“Kırşehir’in nüfusu düşüyor, Kırşehir göç veriyor” dedim. Dedim de ne oldu? O dönemin siyasetçileri atanmış ve seçilmişleri bu gerçekleri duymazdan görmezden geldiler. Son yıllarda Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin kendi kişisel gayret ve çabalarıyla meydana getirdiği yerel hizmetlerin dışında Kırşehir’e bir çivinin çakılmadığını herkes gibi kendileri de çok iyi biliyor.
İşte görüyorsunuz, Kırşehir’in il genelinde nüfusu yine düşmeye devam ediyor.
Bir hükümet konağını yapmak için yerini yeniden belirlemek için rezil rüsva oldular. Menfaatçiler, çıkarcılar hükümet konağımızın yeriyle, rant peşinde koşanların yüzleri kızarmadan, utanmadan Kırşehir’in sahipsizliğine isyan edip, “Yaptığınız ayıp” dedim.
“Hükümet konağı eski yerine yapılsın” dedim. “Hükümet konağı şehir dışına yapılamaz” dedim. Ama utanmayanlar, sıkılmayanlar Kırşehir’in geleceğine ihanet edenler, etmek isteyenler 1 Kasım seçimlerinden sonra sustular ve kayboldular. AK Parti’den iki milletvekili seçilince ve en önemlisi bu işlerin proje adamı, hizmet adamı, projelerin mimarı Mikâil Arslan seçildi de bu işe son noktayı koydu. “Hükümet konağımız eski yerine yapılacak” dedi.
Sonuç itibariyle Kırşehirliler rahatladı. Çünkü yarım kalmış, yüz üstü bırakılmış yeni projelerin hayata geçirileceği Kırşehir’in kaderinin değişeceği ve böylece nüfusunun düşmesinin önüne geçileceği, yeniden nüfusumuzun 250 binin üzerine çıkarılarak üç milletvekiline kavuşacağımız günlerin uzak olmadığını görüyorum ve hayal ediyorum. Çünkü yeni iki milletvekiline Kırşehirlilerin güveni ve desteği tamdır. Ve özellikle Mikâil Arslan “Kırşehir’in nüfusunu yeniden 250 binin üzerine çıkarılması, göçün önüne geçilmesi konusunda üzerimize düşen ne varsa yapacağız” diyordu.
Yıllardır Kırşehir’in meselelerini, sorunlarını hep yazdım, dile getirdim.
Ben başkaları gibi şöyle lafı gediğine koyan yazarlardan olmadığımı, “Elliye elsiz, dilliye dilsiz” dediği gibi Derviş Yunus’un zamane pehlivanlarına, mesleğimin döneklerine, sahtekârlarına, kovulmadık kapı bırakmayan besleme ve yalakalara yüz vermeyeceğim.
Elli yıllık gazetecilik hayatımda geride sadece fikir denilmeye değer şeylerin kaldığını, gerisinin kuma yazılmış olduğunu gördüm dersem yanılmış olmam sanırım.