Değerli okuyucularımız,

Her yerimiz gösteriş… Her yerimiz israf… Her tarafımız tüketim çılgınlığı!

Milyonlarca insan bir lokma ekmeğin, bir tas sıcak yemeğin, başını sokacak güvenli bir evin hesabını yaparken; bazıları servetlerini daha da büyütmenin, daha lüks yaşamanın, daha pahalı sofralar kurmanın ve sahip olduklarını insanlara gösterebilmenin yarışına girmiş durumda.

Peki hiç düşündünüz mü?

Sizin sofranızda artan yemek, başka bir insanın akşam yemeği olabilir miydi?

Sizin çöpe attığınız ekmek, bir çocuğun karnını doyurabilir miydi?

Sadece bir gecelik eğlenceye harcadığınız para, belki de bir ailenin haftalarca temel ihtiyacını karşılayabilir miydi?

Bugün bazı insanlar bir arabaya, bir saate, bir çantaya, bir tatile milyonlar harcarken; dünyanın başka bir yerinde, hatta yanı başımızdaki sokakta bir insan çocuğuna süt alamadığı için geceleri uyuyamıyor.

Bu nasıl bir vicdan?

Zengin olmak ayıp değildir. Para kazanmak, servet sahibi olmak, güzel bir hayat yaşamak da başlı başına bir kusur değildir. Asıl mesele, elindekilerin seni insanlıktan uzaklaştırıp uzaklaştırmadığıdır.

Çünkü servetin büyüklüğü insanın değerini göstermez.

Asıl değer, sahip olduğun servetle kaç insanın hayatına dokunduğundur.

Bir insanın üzerinde binlerce liralık kıyafet olabilir; ama yanında aç duran insanı görmüyorsa o kıyafetin ne anlamı vardır?

Muhteşem sofralar kurabilir, en pahalı restoranlarda yemek yiyebilir, lüks araçlara binebilir, milyonluk evlerde yaşayabilir…

Ama bütün bunları yaparken birkaç metre ötesindeki yoksulluğa gözlerini kapatıyorsa, sahip olduğu zenginlik onun için bir nimet olmaktan çıkar; vicdanının üzerine çöken ağır bir yüke dönüşür.

Hz. Peygamberimizin şu anlamlı uyarısını unutmayalım:

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir.”

Bu söz sadece komşuluğu değil, insanlığın özünü anlatır.

Bugün komşumuz aç olabilir.

Yanı başımızdaki yaşlı yalnız olabilir.

Bir anne çocuğuna yemek götüremiyor olabilir.

Bir öğrenci harçlığını denkleştiremiyor olabilir.

Bir aile kirasını ödeyemiyor olabilir.

Bir çocuk, yaşıtlarının sahip olduğu imkânların hayalini bile kuramıyor olabilir.

Biz ise bazen ihtiyacımız olmadığı hâlde daha fazlasını satın alıyor, yiyebileceğimizden fazlasını sofraya koyuyor, kullanmadığımız eşyaları biriktiriyor ve sonra da bunların hiçbirini düşünmeden çöpe atıyoruz.

İsraf sadece ekmeği çöpe atmak değildir.

İhtiyacın olmadığı hâlde tüketmek de israftır.

Gösteriş için harcamak da israftır.

Sırf başkalarına “Ben daha zenginim” diyebilmek için serveti savurmak da israftır.

Ve belki de en acısı, elinde imkân varken ihtiyaç sahibini görmezden gelmektir.

Ey servet sahibi insan!

Kendine şu soruyu sor:

Bu dünyadan ayrıldığım gün, arkamda kaç lüks eşya bırakacağım değil;

Kaç insanın duasını bırakacağım?

Kaç çocuğun yüzünü güldürdün?

Kaç öğrencinin eğitimine destek oldun?

Kaç ailenin sofrasına bir tabak yemek koydun?

Kaç yaşlının elinden tuttun?

Kaç yetimin başını okşadın?

Kaç çaresizin derdine çare oldun?

Kaç insanın umudu oldun?

Çünkü bir gün sahip olduğumuz evler, arabalar, şirketler, arsalar, banka hesapları ve gösterişli eşyalar burada kalacak.

Biz ise toprağın altına gireceğiz.

O gün kimse banka hesabımızın ne kadar olduğunu, arabamızın hangi model olduğunu, evimizin kaç odalı olduğunu sormayacak.

Geride bıraktığımız insanlık sorulacak.

İşte o gün, bugün “benim” dediğimiz her şeyin aslında bize emanet olduğunu anlayacağız.

Bu nedenle artık biraz olsun kendimize gelelim.

Her lokmamızda bir fakiri düşünelim.

Her alışverişimizde gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorgulayalım.

Her soframızda paylaşacak bir şeyler arayalım.

Her kazancımızın içinde ihtiyaç sahiplerini de gözetelim.

Çünkü insan olmak sadece kendini düşünmek değildir.

İnsan olmak, kendinden olmayanı da düşünebilmektir.

Kimsenin “Ben çok zengin değilim, ne yapabilirim ki?” demesine de gerek yok.

Bir ekmek alabilirsin.

Bir çocuğun kırtasiye ihtiyacını karşılayabilirsin.

Bir yaşlıya yemek götürebilirsin.

Bir öğrencinin elinden tutabilirsin.

Bir ailenin market ihtiyacını karşılayabilirsin.

Bir yetimi sevindirebilirsin.

Hatta bazen sadece bir insanı dinlemek, ona yalnız olmadığını hissettirmek bile büyük bir iyiliktir.

Yeter ki niyet düzgün olsun.

Çünkü insanlığa katkı sağlamak için milyoner olmaya gerek yok.

Milyonlarca insanın hayatını değiştiremeyebilirsin ama bir insanın hayatını değiştirebilirsin.

Ve belki de senin küçücük gördüğün bir yardım, başka bir insan için kocaman bir umut olacaktır.

Artık gösterişten biraz utanmanın, israftan rahatsız olmanın, paylaşmayı yeniden hatırlamanın zamanı gelmedi mi?

Soframızdaki fazlalığı, başkasının yokluğunu düşünmeden tüketmeyelim.

Dolabımızdaki fazlalığı, başkasının ihtiyacını düşünmeden biriktirmeyelim.

Cebimizdeki imkânı, başkasının çaresizliğini görmezden gelerek harcamayalım.

Çünkü bu dünya sadece zenginlerin dünyası değildir.

Bu dünya hepimizin.

Ve gerçek zenginlik, sahip olduklarının çokluğu değil; sahip olduklarından başkalarına ayırabildiğin paydır.

Bugün bir insanın elinden tut.

Yarın başka biri senin elinden tutar.

Bugün bir sofrayı paylaş.

Yarın senin sofrana bereket gelir.

Bugün bir mazlumun yüzünü güldür.

Yarın belki de senin yüzünü güldürecek bir dua yükselir.

Unutmayalım:

Dünyada servet biriktirmek kolaydır.

İnsan biriktirmek zordur.

Para kazanmak kolaydır.

Bir insanın duasını kazanmak zordur.

Gösteriş yapmak kolaydır.

Gerçekten insan olmak zordur.

Öyleyse gelin; daha fazla tüketmek yerine daha fazla paylaşalım.

Daha fazla gösteriş yerine daha fazla iyilik yapalım.

Daha fazla “ben” demek yerine biraz da “biz” diyelim.

Yediğimiz her lokmada aç olanı, içtiğimiz her yudumda susuz olanı, sahip olduğumuz her imkânda mahrumu hatırlayalım.

Çünkü insanlığın bugün en çok ihtiyacı olan şey daha fazla servet değildir.

Daha fazla vicdandır.

Daha fazla merhamettir.

Daha fazla adalettir.

Daha fazla paylaşmaktır.

Ve unutmayalım:

Bir gün soframız kurulmayacak.

Bir gün alışverişe çıkmayacağız.

Bir gün sahip olduğumuz hiçbir şeyi yanımıza alamayacağız.

O gün geriye yalnızca yaptıklarımız kalacak.

Ne kadar biriktirdiğimiz değil, ne kadar paylaştığımız…

Ne kadar gösteriş yaptığımız değil, ne kadar insan olduğumuz…

Ne kadar servet sahibi olduğumuz değil, kaç gönülde yer edindiğimiz konuşulacak.

Öyleyse daha fazla geç kalmadan kendimize soralım:

“Ben bu dünyaya sadece tüketmeye mi geldim, yoksa bir insanın hayatına güzellik katmaya mı?”

Cevabımız, nasıl bir insan olduğumuzu gösterecektir.

Vesselam.