Yarınlarımız denildiğinde; aklımıza ilk çocuklarımız gelir. Zira onlar, geleceğimizdir.
Yarınlarımız denildiğinde; aklımıza ilk çocuklarımız gelir. Zira onlar, geleceğimizdir. Kendimiz için üşensek bile, çocuklarımız için yemez-yedirir, giymez-giydiririz. Ebeveyn içgüdüleri genellikle böyle çalışır. Evlat yetiştirmek için, sadece yemek- içmek ve giyindirip kuşatmak yetmiyor, birde çocuklarımızı eğitmek gerekiyor.Eğitim, bildiğiniz üzere, ilk olarak toplumun temel taşı olan ailelerden başlıyor. Çocuklarımıza temiz olmayı, terbiyeli olmayı ve her ne olursa olsun yalan söylememeyi öğütleriz. Bunu öğütlerken, birde sürekli yalan söylediği için evi yandığı halde kimsenin inanmadığı “Yalancı Çoban” hikâyesini anlatırız.
Doğruluk-dürüstlük değerlerine sahip, erdemli bir insan olmak için olmazsa olmazlarımız, evlatlarımıza anlatırız ki, yarınlarımızı sağlam inşa edebilelim.
Siz evlat yetiştirirken, ne kadar özenli olursanız olun, içinde bulunduğunuz toplum değerlerini yitirmeye yüz tutmuşsa, onca emek boşunadır. Her evde bir TV vardır. Hele şimdiki çocuklar, televizyonu geçin, her şeye internette ortamında çok rahat erişebiliyorlar. Bu durum, evlatlarımızın, yarınlarımızın kişiliği eğitiminin, hatta öğretiminin doğal bir parçası yerine geçebiliyor. Bütün bunların yanı sıra, çocuklar anlattıklarınızdan çok, davranışlarınızı ve göz önünde olan kişileri kendisine örnek alabiliyor.
Esas varmak istediğim konuya girmeye, benim ayıbım olmadığı halde utanıyorum. Siyasette ki üslup, medyada ki üslup, havada uçuşan yalanlar! Çirkin ithamlar, küçümsemeler, alaylar, tehditler; siyasiler ve kendisine basın mensubu diyenler tarafından nasıl rahat söyleniyor.
Ülke ekonomik darboğaza girdi, terör neredeyse hayatımızın bir parçasıymış gibi normalleşti. Yine, bize sığınan göçmenlerin topluca küçücük bir çocuğu sadistçe dövmeleri, geçen gün evine dönen genç bir kıza tecavüz girişimleri.. Daha vahimi tecavüzcüleri, hakimin tutuksuz yargılanmalarına karar vermesi.. Bütün her şey normalmiş gibi algılanıyor.
Tüm bunlar yetmiyormuş gibi, iktidar kanadı çeşitli senaryolarla kendisini her konuda haklı çıkarmayı başarıyor. Kendisinin dışında, aslında haksızlığa uğrayanların neredeyse haksızlığın temel unsuruymuş gibi, ustaca gösterilebiliyor. Bütün siyasi, hukuki, ekonomik, temel insan haklarındaki aşınmalara rağmen, iyi şeyler olmuyor mu? Oluyor elbette. Yapılan duble yolları, gökdelenleri inkar edecek değiliz. Hele ki, İstanbul’un trafiğini müthiş rahatlatan üçüncü köprüyü inkar edecek kadar çağdışı olduğumuzu, bizi son derece kıskanan Avrupa boşuna beklemesin.
Bu arada Kırşehir merkeze bağlı 40 kilometrelik mesafedeki Dulkadirli Yarımkale Köyü, nüfusu azaldığından mahalle olmuş, muhtarlığı, birçok köy yerleşimlerinde olduğu gibi, kısa bir süre önce elinden alınmış. Mahalle olduktan sonra ne olmuş biliyor musunuz?
Nüfusu ciddi anlamda düşen, muhtarlık yönetim elinden alınan Yarımkale Köyü’ne, 20 yıl aradan sonra su gelmiş! Daha doğrusu su isale hattı.
Hayat olan, o olmadan hijyenik bir ortamda yaşamanın mümkün olmadığı, evlerimizde şırıl şırıl akan musluk suyundan bahsediyorum. Hatta belirli merkeze kadar getirilip, devamını köylülerin ekstra boru hatlarıyla kendi evlerine su akışını ulaştırmak şartı ile… İçinde bulunduğumuz çağa göre, çok büyük bir hizmeti Yarımkalelilere reva gören herkese samimi teşekkürlerimi iletiyorum. Yalnız kimsecikler alınmasın, küçük bir eleştirim olacak Yarımkale köyüne, keşke nüfusu azalmadan su gelseydi…