2016 kimsenin hatırlamak istemeyeceği bir yıl olarak geride kaldı… Türkiye hain darbe girişimiyle iç siyasette hareketli ve kötü günler geçiriyor. Dış politikada başta Suriye olmak üzere batıyla gerilen ilişkiler gündemin üst sıralarında yerini koruyor.
2016 kimsenin hatırlamak istemeyeceği bir yıl olarak geride kaldı…Türkiye hain darbe girişimiyle iç siyasette hareketli ve kötü günler geçiriyor.
Dış politikada başta Suriye olmak üzere batıyla gerilen ilişkiler gündemin üst sıralarında yerini koruyor.
Vatandaşın gündeminde ise ekonomi var…
Yükselen döviz kuru ve art arda gelen zamlar vatandaşı düşündürüyor.
Kırşehir’de gün geçmiyor ki bir esnaf kapısına kilit vurup, işsizler ordusuna katılmasın.
Borcunu, çekini, senedini, yanında çalıştırdığı elemanının parasını ödeyemeyen, ödemek için bir çıkış yolu arayan, bulamadığı için sessiz sedasız işyerini kapatarak işsizler ordusuna katılan onlarca esnaf hemşehrimizi biliyorum.
İşte bu nedenle olacak ki şehrimizde Uzun Çarşı’da yıllardır esnaflık yapan üç çocuk babası bir hemşehrimiz ekonomik sıkıntı içine düşerek intihar etti.
Evet, Kırşehir’de Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selâhattin Ekicioğlu, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Bahamettin Öztürk ile diğer oda başkanları sık sık açıklamalarda bulunarak esnaf, sanatkar ve tüccarların ekonomik sıkıntı içinde boğuştuğunu, hükümetin destek vermesi gerektiğini bas bas bağırıyorlar.
Sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır!
Şu ana kadar ne esnafa, ne tüccara bu çıkmazdan kurtaracak radikal kararlar alınmadı.
Peki bu durum nereye kadar gidecek?
Son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar nedeniyle dar boğaza düşer Kırşehir’deki ahi esnafı bu darboğazdan kurtulmak için bankalara kredi başvurusunda bulunuyor. Sırf bu sıkıntıları kredi ile kapatmak için. Buradan aldığıyla rahatlayamayan esnaf ve sanatkarlar bu kez Kredi Kefalet Kooperatifinin kapısını aşındırıyor.
Nitekim Kırşehir’de geçen yıl 2 bine yakın esnaf ve sanatkar 57 milyon liralık kredi kullanmış.
Kooperatif Başkana Bahamettin Öztürk, kooperatiften kredi kullandırmak için her türlü kolaylıkları sağladıklarını, hatta bazı esnaf ve sanatkâra kendisinin bile kefil olduğunu söylerken “Biz istiyoruz ki bizden kredi alan esnaf ve sanatkarlarımızın bunu çok iyi değerlendirerek araç ve makine parklarını modernleştirsin, yeni yatırımlar yapsın, işlerini büyütsün. Ama gördüğüm kadarıyla esnaf ve sanatkarımız maalesef bunu yapamıyor, borçlarını ödemek için kredi kullanma yoluna gidiyor”
Acı ama gerçek bu…
Kooperatiften kredi alanlar yenilenmek, araç gereç, makine alımı yapamıyor, günü kurtarmanın hesabını yapıyor. Çünkü son bir yıl içinde ülkemiz ekonomisinde yaşanan daralma her kesimde olduğu gibi küçük esnaf ve sanatkârımızı derinden sarstı. Özellikle küçük esnaf ve sanatkârımız ödeme güçlüğüne irerek büyük çıkmaza sürüklendi. Ne yazık ki bu dar boğazdan çıkamayan pek çok esnaf ve sanatkârımızı iş yerini kapatarak işsizler ordusuna katıldı.
Ancak geçtiğimiz günlerde Başbakan Binali Ancak geçtiğimiz günlerde Başbakan Binali Yıldırım Ahilik ve Esnaf Fonu oluşturduklarını ve burada birikecek parayla esnafa katkı sunacaklarını açıkladı.
Ne demişti Sayın Başbakan Yıldırım:
"Ahilik demek ben değil, biz demek. Bir olmak, beraber olmak demektir. Şimdi bu işi sizler adına yapıyoruz. Ahilik ve Esnaf Fonu kuruyoruz. Ne olacak? Bunun amacı ne? Olur ya her gün işler iyi gitmez, iyi günler de var zor günler de var. Günün birinde işsiz kaldınız, dükkânı yandı, kapatıldı, dara düştünüz ne yapacağım diye düşünüyorsunuz. Elde yok, avuçta yok, işte orada sizin yardımınıza koşacak bir mekanizma var o da Esnaf ve Ahilik Fonu. Esnafı bu fonla güvence altına alıyoruz. Bu fon nasıl oluşuyor? Bu fon, devletle milletle birlikte elini taşın altına koymasıyla oluşuyor. Sorumluluğu birlikte üstleniyoruz. Yani diyoruz ki, siz iki koyun bir de bizden. Böylece bu paralar biriksin, günü geldiğinde imdada yetişsin.”
Evet, ekonomik nedenlerle iş yerini kapatan veya iflas eden esnafın gelir kayıplarını telafi etmek üzere kurulması planlanan Ahilik ve Esnaf Fonu’nun, Ahilik kültürünün bin yıllık geleneğinde yer alan "Orta Sandığı" uygulamasını yeniden canlandıracağını umut etmek istiyoruz.
Böyle Kırşehirimizle anılan Ahilik Fonu’nun kurulmasından da ayrıca mutluyuz. Kırşehirli esnafımız ve ahilik kültürü ile yoğrulan esnaflarımız adına; başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Mehmet Müezzinoğlu, Gümrük ve Ticaret Bakanımız Sayın Bülent Tüfekçi başta olmak üzere ilgili bakanlarımıza ve Ahilik ve Esnaf Fonu kurulması için emeği geçenlere teşekkür ederiz.
Umarım bu yasa kısa sürede hayata geçirilir de dara düşen esnafların imdadına yetişir. Yoksa bugünkü durum hiç te iyiye alamet değil.
Hükümetin sadece esnaf ve sanatkara değil, her kesimi ekonomik olarak rahatlatmalıdır. Her gün zamlarla, bu yükün altından kimse kalkamaz. Özellikle dövizdeki hızlı yükseliş bütün mal ve hizmetlere zam olarak yansıyor.
Önceki gün bir esnaf arkadaşımın yanına uğradım. İşlerin durduğunu, kimsenin ihtiyacı dışında alışveriş yapmadığını anlatırken, “Müşteri ne yapsın ki? Her gün fiyatlar yükseliyor. 5 liraya sattığımız malı, tereğe 6,5 liraya koyacağız, 8 liraya satmak zorundayız. İşimiz gücümüz her gün etiket değiştirmek. İnanın etiket değiştirmekten iş yapamaz hale geliyoruz. Etiketi değiştirsen ne olacak, satamıyoruz ki. Satsak da yerine koyamıyoruz ki…”
Böyle bir ortamda, böyle bir ekonomi ile nereye gideceğiz ki…
Allah sonumuzu rast getirsin.
***
ANLAYANA…
Çobanın Duası
Birkaç gün önce internette şöyle dolaşırken gözüme takılan ve ilgiyle okuduğum bir hikayeyi burada Kırşehir’deki siz değerli okurlarım için paylaşmak istedim. Belki böyle bir hikayeyi anlayan, hikâyeden ders çıkaranlar olabilir:
Günahkâr bir adamdı. Ayık gezmezdi. Bütün bir köy halkı yaka silkiyordu adamdan. Ölse de bir kurtulsak, diyorlardı. Bir karısı vardı adamın, bir de kendisi. Hiç çocukları olmamıştı. Köy halkı böyle bir adamın zürriyetinin olmadığına memnundu.
Kadın ise adamın haline üzülse de ses çıkarmazdı. Otuz yıldır evliydiler, döverdi, kızardı, her gün biriyle kavga ederdi. Ama kocasıydı işte, evinin erkeği idi.
Adam iyice yaşlanmıştı artık. Öksürük nöbetleri uykusunu bölüyor, iki basamak merdiven çıksa nefes nefese kalıyor, titreyen elleriyle sigarasını zor sarıyordu. İyice zayıflamış, zaten kısacık olan boyuyla bir çocuk gibi kalmıştı.
Kadıncağız ellerini açıp dualar ediyor, ahir ömründe olsun şu adamın hali biraz düzelsin diye yalvarıyordu Allah’a…
Adam bir sabah evden çıktı, fakat ertesi sabah oldu, dönmedi. Tan yeri ağarırken kadın aramaya çıktı kocasını. Kim bilir yine nerede sızıp kalmıştı!
Köyün üst tarafındaki çeşmenin başına gitti önce, orada içerdi adam, bulamadı. Yakındaki tarlaları aradı, köyün dört bir yanına baktı, yoktu. Eve gelmiştir belki diye koşarak geri geldi, hayır, dönmemişti.
Güneş inmek üzereydi, bir acele abdest aldı, namaza durdu. Duası bitmek üzereydi ki, kapının çalındığını duydu. Kocasıydı gelen. Adamın yüzü sapsarı kesilmişti. Öksürüyor, eliyle göğsünü işaret ediyordu. Kadın koluna girdi kocasının, güç-bela sedire kadar taşıdı.
Uzandı adam, karısının yüzüne baktı, ağlıyordu. Doğrulmak ister gibi yaptı, hakkını helal et diyecekti, lafının sonunu getiremedi, başı yastığa düştü. Ölmüştü…
Kadıncağız kocasının başında epey bir ağlayıp feryat etti. Biraz kendine gelince gözlerini sildi, yemenisini bağladı. Kalktı, imamın evine gitti.
-Hocam… diyebildi hıçkırarak, bizim ki… Söyleyemiyordu, ama imam efendi durumu anlamıştı. Kadının yüzüne baktı, köylü ne der diye düşündü, bocaladı.
-O mendebur bir kez bile caminin kapısından içeri girmedi, kaldırmam onun cenazesini, deyip kapıyı kapattı.
Kahroldu kadın. Nereye gitsem, ne yapsam diye düşündü. Kimseleri yoktu ki, çaresiz eve döndü. Yıkadı kocasını, sandıktan çıkardığı beyaz bir çarşafa sardı, omzuna aldı, mezarlığın yolunu tuttu. Camini köşesinden dönerken, muhtar ve köylülerin kendisine doğru gelmekte olduğunu gördü. Bir kez daha düğümlendi boğazı, cenazesi omzundan kayarken, dizlerinin üstüne çöktü, ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı.
Hışımla yaklaştı muhtar:
-Onu nereye götürüyorsun, dedi, mezarlığa gömeyim deme sakın! Sağlığında biz çektik, bir de ölülerimiz çekmesin o herifin elinden…
Kadın gözlerini çarşafın üstüne dikmiş, öylece duruyordu. Birden bağırmaya başladı, delirmiş gibiydi sanki. Kalabalık yanından korkuyla uzaklaşırken, cenazesini tekrar yüklendi, köyün dışına doğru yürümeye başladı. Kan ter içinde kalmıştı kadın, artık adım atacak hali yoktu. Kendi kendine;
-Şuracığa gömeyim adamımı, dedi, kimseler rahatsız olmaz burada… Tam o anda bir ayak sesi duydu, irkildi, bir çobandı gelen. Kadıncağız her şeyi olduğu gibi anlattı. Üzüldü çoban, gözleri doldu.
-Dert etme, dedi, ben yardım ederim sana. Bir çukur kazıp cenazeyi gömdüler. Çoban baş ucunda durdu mezarın, ellerini açtı, dua etti. Birkaç çiçek buldu kadın, toprağın üstüne serpti. Çobana dualar ederek evine döndü. Yorulmuştu. Camın kenarına oturup uzaklara daldı. Uyuyup kaldı oracıkta.
Ertesi sabah imamın kapısını telaşla çaldı muhtar. Bir yandan tokmağı vuruyor, bir yandan da “imam efendi, imam efendi…” diye bağırıyordu. İmam korkuyla açtı kapıyı.
-Bir rüya gördüm, dedi muhtar, hocam o berduş, o serseri adam cennetteydi, bana gülüyor, hakkım sana bile helal olsun, diyordu. Rüyayı duyan İmamın benzi attı, kendisi de hemen aynı rüyayı görmüştü.
“Gel hele, içeri gel…” demeye kalmadı ki, köyün delisini gördüler.
Koşarak geliyor, bir yandan bağırıyor:
-Demedin mi ben, demedim mi size, rüyamda gördüm, rüyamda…
Bir kaç köylü daha benzer rüyalar gördüğünü söyleyince, kadının yanına gitmeye karar verdiler. Özür dileyecek, kendilerini affettirmeye çalışacak, bu arada işin aslını öğreneceklerdi.
Bir şeyler olmuştu ama neydi?
Eve vardıklarında kapıyı açan kadın şaşkındı. Kapıyı yüzlerine kapatacak oldu, yapamadı. Gelenler olan biteni anlatıp özür diledi, cenazeyi nereye defnettiğini, neler olduğunu sordular.
Kadıncağız her şeyi anlattı, can kulağıyla dinlediler ve çobanı bulmaya karar verdiler. Bir yandan yürüyor bir yandan aralarında konuşuyorlardı: Bu çoban bir evliyaydı herhalde, belki de Hızır’dı, aslında ölen adam da o kadar kötü bir adam değildi.
Tarif edilen yere geldiklerinde çoban koyunlarını otlatıyordu. Gelenleri görünce ayağa kalktı, hayırdır inşallah, dedi. Oturdular, onlara süt ikram etti, konuşmaya başladılar. Çoban söylenenlerden hiçbir şey anlamamıştı, cenazeyi nasıl defnettiklerini anlattı.
-Ben garip bir kulum, dedi; cenazeyi defnettik, başucunda durup bir dua ettim sadece, hepsi bu… Merakla nasıl bir dua ettiğini sordular.
Çoban da söyledi:
-Allah’ım, ben dağda koyunlarımı otlatırken kulların gelirler yanıma, selam verirler. Senin selamın ile gelen senin misafirindir der, ağırlarım. Süt ikram eder, azığımı paylaşırım. Şimdi de ben sana bir misafir yolluyorum, onu da sen ağırla…
***
Biraz da gülelim!
Bakan karısı fıkrası
Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi:
- Bir bakan karısı olmak ister miydin? diye sordu.
Karısı biraz düşündü sonra:
- Hangisinin?