Böyle zor günlerde birilerinin tahrik ve kışkırtmalarına gelinmemeli, itidalli davranılmalı. Sağduyulu olunmalı.
Böyle zor günlerde birilerinin tahrik ve kışkırtmalarına gelinmemeli, itidalli davranılmalı. Sağduyulu olunmalı. Herkes konuşmalarına, davranışlarına dikkat etmelidir. Aramızda dolaşan provokatörlere karşı uyanık olunmalıdır.Ama nasıl?
İnsanlar korkuyor, siniyor!
Sonuç işte böyle yansıyor!
Ama nereye kadar?
Zaman sis perdelerini kaldırdığında, meydanlarda gerçeklerle karşı karşıya gelineceğini hiç kimse aklından çıkarmasın.
İşte o gün, o karanlık gün kırılma noktası olmuştu!
Düşünün bir kere bu duruma nasıl geldi ülkemiz?
Ya Kırşehir? Sözde adı Ahi’ydi, Ahi kentiydi, kardeşti hani?
“Ne alâkası var” mı diyorsunuz?
Öyleyse hatırlayalım.
7 Haziran seçimleri sonrası ne oldu, nasıl oldu bilmiyoruz ülkemizin üzerine kara bulut gibi çöken terör olaylarıyla yineden karşılaştık.
Bölücü vatan haini terör örgütü kalleş PKK’lılar yine askerlerimize, polislerimize saldırmaya, onları şehit etmeye başladılar.
Kim ateşledi, niye ateşledi bilinmez ama terör olayları Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e, tüm Türkiye’yi etkiledi.
Bu olayları protesto etmek, şehitleri anmak adıyla düzenlenen yürüyüşte bütün Türkiye’de olduğu gibi Kırşehir’de de istenmeyen olaylar yaşandı.
Kırşehir de bu olaylardan etkilendi.
Zira son şehitler halkı neredeyse isyana teşvik etmişti. İnsanlar burnundan soluyordu.
Kim yaptı, niye yaptı, kimler yaptırdı bilinmez ama bu olayları yapanlar iyi örgütlenmişler ki Kırşehir’de de bazı işyerlerini taşlayıp, yıkıp yaktılar.
Bunu yapanlar Kırşehirli olamaz!
Bu yakılan işyerlerinden birisi de çarşımızın asırlık mağazası Çöl Pazarı’ydı.
Ben bugün yaşı 65’ine merdiven dayayan birisi olarak bütün çarşı esnafını çok yakından bilen birisi olarak Çöl Pazarı’nı da 60 yıldır tanır ve bilirim. Şimdi oğulları Servet ve Hüseyin Beydoğan kardeşlerin işlettiği, Kırşehir’e malolmuş tarihi bir işyeridir.
Babaları İhsan Beydoğan güleryüzlü ve hayırsever bir adamdı. Parası olmayanlara “harman veresiye” dediğimiz bir usulle ne kadar manifatura, pırtı alırlarsa verir, güzün harman sonunda parasını alırdı.
1960’lı yıllarda tanıdığım İhsan Beydoğan Ticaret ve Sanayi Odası’nın yönetimlerinde de görev aldı.
Ticaret ve Sanayi Odası bugünkü Öğretmenevi’nin karşısındaki yıkılmış olan Sülükçüler Kahvehanesi’nin yanında idi. Oda Başkanı Arif Zulkadiroğlu görevi bıraktıktan sonra Ticaret ve Sanayi Odası’nın yönetimi böylece köylü kökenli insanların eline geçmişti.
İhsan Yeşilli başkanlığında manifaturacı İhsan Beydoğan, zahireci İhsan Çoban, manifaturacı Nazmi Gökbulut ve Reşat Sülükçü gibi isimleri hatırlıyorum.
İhsan Yeşilli, İhsan Beydoğan, İnsan Çoban, Nazmi Gökbulut, Reşat Sülükçü gibi müteşebbis hemşehrilerimizin girişimleri ile Meytaş şirketi kurulmuştu. Yani isimlerinden söz ettiğim bu değerli insanların partileri ayrıydı, kimi Türk’tü, kimisi Kürt’tü.
Örneğin İhsan Yeşilli, Ali Ardıç, Nazmi Gökbulut Adalet Partili, İhsan Beydoğan, İhsan Çoban, Reşat Sülükçü CHP’liydi. Ama hepsi de Kırşehirliydi, hepsi de birbirlerine saygıdan kusur etmezlerdi. Birbirlerinin sorunlarını çözerlerdi. Kimi zaman akşamları da bugün belediye ek hizmet binası olan eski Müstean Günver İşhanı’nın son katındaki işadamı Yaşar Başar’ın girişimleri ile açılan ve faaliyete geçen Tüccarlar Lokali’nde birbirlerine muazzam ziyafet çekerlerdi. Bu sofranın değişmez simalarından Bıyıklı Galip Şener, Kürt Osman, Kürt Hüseyin kardeşler, Cevat Coşkuntuna, Ertuğrul Ersan, Ethem’in Hacı Süleyman Mutlu, Nadir Seyfelioğlu gibi tanıdığım nice isimler vardı.
Yukarıda isimlerini saydığım insanları bazıları Türk, bazıları Kürt’tü. Ama hepsi de Kırşehirliydi. Hepsi de Kırşehir’in kalkınmasını, büyümesini istiyorlardı.
Ben gazete dağıttığım çocukluk yıllarımda, yani bundan 50 yıl önce İhsan Yeşilli, İhsan Beydoğan ve İhsan Çoban’ı Tüccarlar Lokali’ne giderken görürdüm, derdim ki onlara “İhsan Ağalar gene nereye gidiyorsunuz?” sözlerime gülerek cevap verirlerdi.
Şimdi bu hemşehrilerimizin bazılarının evlatları baba mesleğini sürdürüyor.
İşte bunlardan birisi de İhsan Beydoğan’ın oğulları dostum, arkadaşım Cihat Beydoğan ile bizim Salih’in çocukluk arkadaşı Servet ve Hüseyin Beydoğan kardeşler…
Bu güzel insanların tarihi asırlık mağazalarını geçen hafta kendini bilmezler tarafından ateşe verilmiş.
Bunu yapanlar insan olamazlar dedim. Bunu yapanlar kesinlikle Kırşehirli olamazlar dedim.
Taa babaları İhsan Beydoğan’dan beri tanıdığım arkadaşım, dostum Cihat Beydoğan’ın, Servet ve Hüseyin Beydoğan’ın yüzüne nasıl bakalım?
Benim nice Kürt arkadaşım var. Söyle bana Cihat Beydoğan, söyle bana Davut Bulut, söyle bana Gazi Dayı. Biz sizlerle düğünlerde, cenazelerde yan yana olmadık mı? Aynı masaları birlikte paylaşmadık mı?
Söyle bana çarşımızın koca çınarı, güzel adamı İsmet Beydoğan, Kırşehirlilerin sizlerle en küçük bir sorunu olur mu?
Kimse aramıza nifak sokabilir mi?
Siz olmasınız çarşının tadı mı olur mu?
Siz dürüstlüğünüzle, güler yüzlülüğünüzle çarşının örnek esnaflarısınız. Size yapılanlar hepimize yapılmıştır, Kırşehirimize yapılmıştır.
Üzülmeyin, endişelenmeyin!
Üzülürseniz. Endişelenirseniz, biz de üzülür ve endişeleniriz.
Bu olayları tabi ki kınıyoruz. Bu ilin yöneticileri, güvenlik güçleri yaşananlardan ders almalı ve bugünden itibaren tedbirlerini daha da arttırarak böylesi olaylara karşı uyanık olmalıdır.
Bu olaylar bütün Türkiye’de olduğu gibi Kırşehir’de de yaşandı ve bitti.
Ben şahsen 1980 öncesi o anarşik olaylarda bile Kırşehir böyle bir olayla karşılaşmamıştı. Bu olayları tetikleyen, körükleyenler en tepeden, en aşağıya kadar tüm siyasetçilerdir, onların liderleridir. Hepsi de “kimseyi ötekileştirmeyeceğiz!” diyorlar ama ötekileştiriyorlar.
Hani oy için “Kürt kardeşlerim!” diyorlardı.
Ne oldu “çözüm süreci”?
Ne oldu “kardeşlik süreci”
Oy kaybından sonra 7 Haziran sonrası yaşananları herkes biliyor da siyasiler mi bilmiyor?
“İllaki oyumuz artsın, şu kadar milletvekili verin!” diyorlar.
Olsa da versek iyi ya!
1 Kasım seçimleri sonrası yine aynı sonuçla başbaşayız göreceksiniz!
Bütün bu yaşananları biz anladık da…
Bizi idare edenler bir türlü anlamadı!