“Suyu Kaynağından İçeceksin.”
Bu seyahatleri esnasında çok feyizler alır, zuhuratlar yaşar. Nakşibendiye ve Kadiriye usulüne göre ders verme yetkisini de alır. Mersin’e döndükten kısa bir süre sonra rahmani bir rüya ile uyanır. Rüyasında kendisine; “Önüne gelenin elini öpüp durma. Suyu kaynağından iç!”
Bu rüyadan sonra yolu Kıbrıs’a düşer. Lefke’de bulunan Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerini ziyarete gider. Şeyhin elini öptükten sonra kendisini tanıtan Mehmet Efendi, rüyaları dâhil her şeyini Nazım Kıbrisi Hazretlerine anlatır. Üç gün orada kalır. Üçüncü günde Şeyh Nazım Kıbrisî, Mehmet Efendi’yi Nakşî icazetiyle Mersin’e gönderir. Mersin’de Şeyh Nazım Kıbrisi’nin halifesi olarak irşad hizmetlerini sürdürür. Şeyh Nazım Kıbrisi kendisini Mersin’e gönderirken şöyle der:
“Evladım bizim sana vereceğimiz bir şey yoktur. Sen zaten dolu olarak bize geldin. Var git yolun açık olsun” der.
Şeyh Nazım Kıbrisi’nin yanına gittiği yıllarda ülkede 28 Şubat süreci yaşanıyordu. Dine, dindarlara büyük baskılar vardı. O günlerde askeriyede değil ibadet yapmak, din ile ilgili imalarda bulunmak bile meslekten ihraç sebebiydi. Bütün bu zorluklara rağmen Mehmet Efendi Hakk bellediği yolda yürümekten zerre tereddüt etmez. Onun bu korkusuz yaşantısını gören bazı yakınlarının “elbisenden olursun!” nasihatlerine şöyle veriyordu:
“Allah buradan ekmek yememi murad etmişse hiçbir şey buna engel olamaz. Eğer Rabbimin hizmeti için elbisemden olacaksam feda olsun. Bu elbiseyi bana veren kim? Hiçbir amelime güvenmiyorum. En azından yarın Rabbimin huzuruna gittiğimde Allah “Benim için ne yaptın?” diye sorarsa “Senin için elbisemden oldum Rabbim!” diyebilirim. Elbise ne ki? Saçımın her teli kadar başım olsa, her gün birini Allah yolunda feda ederim!” cevabını verir.
O zor günlerde Kıbrıs’ta bulunduğu bir sırada Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri espri yoluyla kendisine:
“Ooo Mehmet Efendi, yüz altmış üç kişi ordudan atılmış, seni hala atmadılar mı?” diye takılır. Mehmet Efendi:
“O atılanların benimki gibi bir şeyhleri yok Sultanım.” diye cevap verir.
Bu cevap Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin çok hoşuna gider ve tebessümle: “Onlar seni göremezler” der.
Halvet-der Kayseri
Mehmet Efendi yirmi iki sene askeriyede çalışır. En son görev yeri 2000 yılında atandığı Ankara’dır. 2001 yılında burada yirmi iki senelik vazifesine noktayı koyarak emekli olur.
Emeklilik sırasında ilginç bir durum olur. Arkadaşları, iki ay daha tam maaş alalım düşüncesiyle emeklik dilekçelerini Şubat ayının sonuna bırakırlar. Mehmet Efendi ise bir an önce Rabbimin yolunda hizmete başlayayım diye 1 Ocak’ta dilekçesini verir ve işlemler kısa sürede neticelenir.
Mehmet Efendi emekli parasını alır almaz tamamıyla döviz alır. Arkadaşları birinci dereceden emekli olup on üç bin alırken, Mehmet Efendi üçüncü dereceden emekli olup yedi bin lira alır. Tam o arada 2001 ekonomik krizi çıkar ve döviz bir anda iki katına fırlar. Mehmet Efendi’nin yedi bin lirası on dört bin lira, arkadaşlarının on üç bin lirası da altı bin liraya düşer. İki maaş daha fazladan alalım diye paraya tamah edenler ellerindeki hazır paralarından da olurlar.
Emekli olduktan sonra Kıbrıs’a, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin yanına gider. Üç ay halvette kaldıktan sonra Şeyh Efendi kendisini Kayseri’ye vekil olarak gönderir. Yeni hizmet yeri artık Kayseri’dir.
Sadece haritadan tanıdığı Kayseri’ye gelen Mehmet Efendi, Kayseri’nin Hisarcık ilçesinde bir bağ evine yerleşerek hizmetlerine başlar. Beş yıl burada kendi imkânlarıyla adeta iğneyle kuyu kazarcasına cemaatini oluşturmaya çalışır. Kısa zamanda sevenleri artar, hizmet halkası genişler.
Huzuruna herkes istediği gibi girer, çıkar. Başı açık veya kapalı, pantolonlu, etekli-eteksiz, sakallı-sakalsız, bıyıklı-bıyıksız diye bir ayrım yapmaz. “Biz kimsenin suretine bakmayız” der. Görüntüden önce gönlü esas alır. Şöyle buyurur:
“Bir genç kızımızın örtünmesi on dakikasını alır. Bir etek giyer, bir eşarp takar, on dakikada görüntüsünü düzeltir fakat gönlünü düzeltmesi belki on yılını alır. Önce gönlümüzü düzelteceğiz. Gönül düzelince görüntü kendiliğinden düzelir.”
Merhameti
Askerde iken gece nöbetlerini teftişe çıktığı bir gün cephane nöbetçisinin silahını bir kenara bırakıp çimlerin üstünde uyuduğunu görür. Yavaşça uyandırdığı asker hemen ayağa fırlayarak uyumadığını vesaire söyleyerek kendisini savunmaya çalışır. Mehmet Efendi askerin panikle “uyumuyorum komutanım!” sözlerine karşılık gülümseyerek:
“Çimlerin üstünde uyuma yavrum, böbreklerini üşütürsün!” der. Bu babacan tavır karşısında çok şaşıran asker gözyaşlarına hâkim olamayarak komutana teşekkür eder. Rütbesiz General kitabını okuyanlar Mehmet Efendi’nin bu babacan tavırlarına çokça şahit olacaklardır.
Gece Dersleri
Mehmet Efendi gece derslerine ayrı bir önem verir. Sabaha kadar konuşsa ne o yorulur, ne de asker bıkar. Yarım saatlik gece dersleri iki saati geçmesine rağmen asker bitmesini istemez.
Normalde askerlik yapanlar bilir gece dersleri pek sevilmez, işkence gibi gelir askere ama sohbeti yapan Mehmet Efendi olunca tersi olur. Salon iğne atılsa düşmeyecek gibi bir kalabalıkla dolup taşar, asker sabaha kadar desin sürmesini ister, kimse dersin bitmesini istemez. Sohbetleri askerlerin ufuklarını açar, dimağlarını temizler, huzur bulurlar.
Vefatı
Ömrü irfan yolunda arayışla geçen Mehmet Efendi takvim sayfaları 3 Eylül 2020 Perşembe günü ikindi vakti saat 4’ü gösterdiğinde Kayseri Hacılar ilçesi Uluyer mevkiindeki Rabbani Dergâhında rahatsızlanarak hastaneye kaldırılır. Burada gösterilen yoğun çabalara rağmen ölümü bazı şüpheler barındırsa da dünya yolculuğu son bulur.
Yurdun dört bir yanından sevenleri Kayseri’ye akın ederler ancak Pandemi dolayısıyla cenazeye katılmalarına izin verilmez. Naaşı 4 Eylül Cuma günü namazdan sonra askeri törenle Hacılar Kabristanlığına defnedilir. Mezarının üstüne bir türbe yapılır. Mekânı cennet, makamı alî olsun inşallah.
BAŞÇAVUŞ BİR ŞEYH: MEHMET PEHLİVANLI - 4
ABDULBARİ KARABEYESER
Yorumlar