Neşet Ertaş, Kırşehir-Çiçekdağı Kırtıllar Köyünde doğmuştur. Saz ve söz ustası babası Muharrem Ertaş'tır. Çok küçük yaşta, babasının etkisiyle bağlama ve keman çalmıştır. Bu iki çalgı, Orta Anadolu'nun düğün geleneğine renk katan, canlılık veren enstrümanlardır. Keman ve saz olmadan düğün yapılmaz. Çocukluğu ve gençliği Çiçekdağı-Yozgat-Yerköy-Kırşehir-Ankara'da geçmiştir.

Sazı ve kemanıyla Orta Anadolu'nun birçok yöresini, kasabasını, kazasını, köyünü gezip sanatını icra etmiştir. Uzun süre kaldığı yurt dışında sanatını yükseltmiş ve yüceltmiştir. Bektaşi-Türk-men-Abdal geleneğinin ozanıdır. Bu konuda şunları söyler:

‘’...Madem, şu, şu dendi, ben de Abdal'ım, soyum da Abdal!

Yani șu laz, şu Kürt, şu Çerkez, Tatar ise ben de Abdal'ım. Bunu ben söylemeden karşımdaki benden önce söylüyor. "Abdallar!" di-yor. Ben de "evet Abdal'ım" diyorum. Benim adımı sen koydun.

Ben diyorum ki insan ve insanoğlu var. Bunlara ayrı ayrı isim takmak suçtur. Bu, bir nev'i ayrımcılıktır. Doğru değildir. Bir aşağılık, bir yukarılık. Bu ayrımcılığın sonu kavgadır. Kavganın kârı var mı?

Birbirine düşman olan Fransa, Almanya, öteki beriki gelmişler bir araya, sınırlarını açmışlar. Anlaşmışlar. Bütün dünya, eninde sonunda birleşecek!"

Bunları okurken Aşık Veysel'in dörtlükleri geldi aklıma:

İtimat edersen benim sözüme

Gel birlik Kavline girelim kardaş

Birlik çok tatlıdır, benzer üzüme

İçip şerbetini duralım kardaş

Çalışalım, kurtulalım buhrandan

Nedir SENLİK-BENLİK usandık candan

Irkımız neslimiz aynı bir kandan

Yurdan yaraların saralım Kardaş

Şu âlemi yaratan bir

O'dur külli şeye kadir

Alevi Sünnilik nedir

Menfaattir varvarası

Yezit nedir, ne kızılbaş

Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ataş

Söndürmektir tek çaresi

(Dostlar Beni Hatırlasın'dan)

Neşet Ertaş, farklı kültürlerin, inançların ortak noktasıydı. Söz ve saz O'nun en büyük birlik-beraberlik vasıtasıydı. Sanatını Türk Milleti'nin birliği için kullandı. Asla ayrımcılık yapmadı. Pir Sultan Abdal'ın, Karacaoğlu'nun, Köroğlu'nun, Dadaloğlu'nun, Ercişli Emrah'ın, Aşık Veysel'in, Anadolu'nun gürleyen sesi Aşık Mahzunî Şerif'in... Kültür haritasından devam etmiştir. Bunun için de sevilmiştir. Sayılmıştır. Her kesim ve her kısım halk tarafından takdir edilmiştir. Ölümünde, cenaze töreninde Türk siyasi hayatının tüm yelpazelerinin buluşması Neşet Ertaş'taki milli ruhu ifade eder. O, sanatının hiçbir dalını, meyvesini, tomurcuğunu, çiçeğini politikaya alet etmedi. İnsan odaklı kaldı. Yunus Emre gibi.

Bunun için olmalı ki UNESCO, Neşet Ertaş'ı ‘’Yaşayan insan hazinesi" olarak ilan etmiştir. Bu sıfat, dünya çapında ilk kez ustamıza nasip olmuştur: "İnsan Hazinesi" muazzam bir paye! Nobel Edebiyat Ödülü'nden de üstün! Ustamızın genç yaşta âșık olduğu adı Gülbahar olan kıza yazdığı bu dörtlük O'nun coşkusunu, "İnsan hazinesi" kişiliğini vurgular:

Bahar geldi, türlü çiçek açıldı

Baharda gül, gül baharda ne güzel

Açıldı goncalar, güller saçıldı

Baharda gül, gül baharda ne güzel

Neşet Ertaş, okula gidemediğinden yakınır:

Okula gidemedim, bu dert benimdir

Hemi benim derdim, hem babamındır,

Hemi babam, hem de öğretmenimdir,

Yüreği yaralı o kerem nerede?

Çiçekdağı-Kırtıllar-Yozgat-Keskin-Kaman'ın Sofular Köyü-Kırşehir Bağbaşı Mahallesi, Ankara-İstanbul-Yurt dışı odaklı bu hayat, Anadolu Oğuz geleneğinin şairidir, sazıdır, sözüdür. Yazıyorlar ve söylüyorlar: "Neşet Ertaş yokluklar içinde büyüdü, yoksulukla mücadele etti, yok çekti vs.’’ Güzel de Anadolu'nun hangi halk şairi varlıklar, zenginlikler içinde büyüdü. Çekmeseydi ozan olamazdı. Belki de asude bir hayatı yaşar giderdi. Orta-Anadolulu yazar Mahmut Makal'ın bir sözü vardır, hoşuma gider: "İnsan olmak çekmekledir!" Varlıklı, zengin bir aileye dayanan kişi zaten kolay kolay şair-ozan olamaz. Anadolu ozanlarından bir tane varlıklı olanı, varlık içerisinde büyüyeni yok gibidir. Türkülerinin hemen hepsinde bu yoksulluk, bu sıkıntılı günlerin izi vardır:

Gönül dağı yağmur-boran olunca

Akar can özümden sel gizli gizli

Bir tenhade can cananı bulunca

Sinemi yaralar dil gizli gizli

Dost elinden gel olmazsa varılmaz

Rızasız bahçenin gülü derilmez

Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez

Gönülden gönüle yol gizli gizli

Seher vakti garip bülbül öterken

Kirpiklerin oku cana batarken

Cümle alem uykusunda yatarken

Kimseler görmeden gel gizli gizli

Neşet Ertaş'ın bu dizelerinde müthiş bir gizemcilik vardır. Yani TASAVVUF! Şiirde tasavvufu yakalamak her ozanın kârı değildir. Tasavvuf Anadolu'ya Ahmet Yesevi’den, Yunus Emreden, Mevlâna'dan, Hacı Bektaş'tan, Karacaoğlu'ndan, Pir Sultan'dan yayılmıştır. Tasavvuf, şiirde yaratıcı zekâdır. İnsan ruhunun derinliklerinden Allah'a varıştır. Unesco'nun dediği "insan hazinesi"ne ulaşmadır. "...Neşet Ertaş Anadolu'nun tam çocuğudur. Anadolu'nun onbin yıllık mahcupluğu, ezilmişliği, garipliği, vakurluğu, feraseti, yiğitliği, O'nun sesinden, mızrabından sıyrılıp, hepimizin boğazında ve yüreğinde çöreklenir. Kalır. O'nun sözünde ve sesinde Anadolu'nun bin yıllık feryadımı buluruz. Adam alçakgönüllü olmaya çalıştıkça, altında gizli bir kibir olduğunu görüsünüz. Bu kavram Neşet Ertaş'ın kimliğinde gerçek hüviyetine kavuşur. Yüzüne bakın, gözlerine bakın, kudretten miras bir alçak gönüllülüğün bu çelimsiz bedende nasıl da memnun ve müstehzi bir ifadeyle gezindiğine şahit olacaksınız. Eserinde "Garip" mahlasını kullanmış olmasını başka türlü ifade edemezsiniz. (Aydınlık, Eşref Ural, 28.9.2012)

Devlet Sanatçısı unvanını, "hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor. Diyerek geri çevirmesi de bu Tasavvufçu ruh yapısından gelmektedir. 2006 yılında TBMM tarafından verilen "Üstün Hizmet Ödülü “nü kabullenmesinin anlamı elbette ki ayrı bir boyuttur.

Ertaş'ın asıl ödülü "Bozkır'ın Tezenesi" almasıdır.

Unesco'nun ‘’Üstün Hizmet Ödülü"nden de kıymetli olarak takdir ettiği "Yaşayan İnsan Hazinesi"dir.

Neşet Ertaş’ın değerini şuradan da anlayabilirsiniz: Unesco, Evliya Çelebi, Itrî, Piri Reis, Tevfik Sağlam, Yunus Emre, Atatürk yılları ilan etti. Bullardan biri de "Yaşayan İnsan Hazinesi" değerlendirmesiyle Neşet Ertaş'tır. Mevlâna, Nâzım Hikmet Yılları gibi.

Neşet Ertaş'ın şanslarından biri de Kırşehirli oluşudur. Kırşehir şairler yatağıdır. Aşık Sait (1835-1910), oğlu Aşık Seyfullah (1896-1968) Neşet'in babası Muharrem Ertaş, tarihin derinlik-erinden Yunus Emre, Ahmedi Gülşehri... gibi şairler harmanında bulunmasıdır. Tabii ki Âşık Paşa... gibi. Mütefekkir şair Celal Tekiner, Şemsi Yastıman, Vahit Bulut…

Bunların tümünde tasavvuf geleneği vardır. Yunus gibi Aşık Paşa'da en büyük mutasavvuflarımızdandır.

Neşet Ertaş bu açıdan oldukça şanslıdır. Ama özgün müziğini, özgün sesini, özgün dilini yaratmasını bilmiştir. Bozlaklarıyla Anadolu'nun yaşayan feryadı olmuştur.

O'na "Bozkır'ın Tezenesi", "Teber Uşağı", "Feryadeden Bozlak" denmesinin sebebi de budur. Yani özgünlük!

Ertaş'ın yaşamını özetlersek:

1938'de Kırşehir-Çiçekdağı-Kırtıllar Köyü'nde başlayan hayat. 7 kardeşten biri. 5-6 yaşlarında bağlama çalmaca başlar. Babasıyla birlikte gittiği Orta-Anadolu düğünleri O'nun için bir okul olur. Sanatını yaşayıp öğrenir. Uzun yıllar, Kırşehir-Nevşehir-Niğde-Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat illerini, ilçelerini, köylerini gezip sanatını icra eder. 14 yaşında İstanbul’a düşer. Şençalar plak şirketi O'nun elinden tutar. Niye Garip Garip Ötersin Bülbül" adlı ilk eseri, 1957 yılında Şençalar şirketi tarafından piyasaya sürülür. Beyoğlu'nda bir gazinoda çalışır. Leyla adında bir bayanla tanışıp evlendi. İki kız bir erkek çocukları olur. Ankara-İstanbul arasında gidip gelir. 1962'de İzmir Narlıderede askerliğini yapar. Parmakları felç olur. Tedavi olacak parayı bulamaz. 1979'da Almanya’da bulunan kardeşinin yanına gider. Tedavisini orada yaptırır. Üç çocuğunu da oraya aldırır. Türklerin bulunduğu yerlerde, düğün ve gazinolarda çalıp söylemeye başlar. Almanya'da uzun yıllar kalır. 2000'de İzmir’e yerleşir. Orada ölür. Mezarı Kırşehir-Bağbaşı mezarlığında babası Muharrem Ertaş'ın yanındadır.

Neşet Ertaş, bir gönül adımıydı. "Gönül Dağı" kişiliğini yansıtıyordu. Bunun için insan odaklıydı. Türkçe'nin ustasıydı. Türkçeyi çok ama pek çok güzel kullanıyordu. İçerik bakımından mezhepcilik, tarikatçılık... yapmadı. Kutsal değerleri sömürmedi.

Türkçe düşünda, Türkçe yazdı, Türk gibi öldü! Şu dörtlükleri Türkiye'mizde bayrak gibi dalgalanmaktadır:

Tatlı dile güler yüze

Doyulur mu, doyulur mu

Aşk ile bakışan göze

Doyulur mu, doyulur mu

Hem bahara hemi yaza

Yarin ettikleri naza

Yar aşkına çalan saza

Doyulur mu, doyulur mu

Doyulur mu, doyulur mu

Canana kıyanlar

Hakkın kulu sayılır mı

Anadolu'nun ses ve saz ulusu Neşet Ertaş, sen bir gönül dağı ve ses dağısın!

Murat Meriç, Neşet Ertaş hakkında şunları kaydetti:

‘’Halkın sanatçısı: Neşet Ertaş’’

Zeki Müren üzerine kalem oynatmak ne kadar zorsa Neşet Ertaş üzerine bir şeyler söylemek o kadar kolay. Tek bir tanım duruşunu açıklıyor: Halkın sanatçısı! O'nu siyasete alet edenlere, sağa sola çekiştirenlere, ardından timsah gözyaşları dökenlere aldırmayın: O, kendini halka adamıştı. Süleyman Demirel'in, Cumhurbaşkanlığı zamanında bol keseden dağıttığı "Devlet Sanatçısı" unvanını reddetmiş, "ben halkın sanatçısıyım" demişti. Ölümünün ardından doktoru "devlet sanatçısı büyük ozanı kaybettik" dediğinde oğlu araya girmek durumunda kaldı: "Devletin değil, halkın sanatçısıdır babam.’’

Zeki Müren'le akran. Yolları "Mühür Gözlüm"le kesişmiş. Neşet Ertaş, Aşık Ali İzzet Özkan'ın bu türküsünü kendine has bir yorumla söylerken Zeki Müren'in dikkatini çekmiş ve bu türkü, bu yorumla ünlenmiş. Küçük yaşta, babasının yanında düğün düğün dolaşarak başladığı saz çalma mesaisi ölene dek sürmüş. Abdallığını önce gazinolara, sonra plaklara taşımış. Arada TRT'de türkü söylemiş ama yönetim, "bağırmadan" söylemesi konusunda kendini uyarınca kırgın ayrılmış. 60'larda türküleri konuşulmuş, 70'lerde kendisi. 80'ler Almanya yılları: Çocukluğundaki gibi düğünlerde çalarak para kazanmış. 90'ların sonunda yeniden Türkiye'ye döndüğünde, Açıkhava'yı tıklım tıklım dolduran bir dev ozan...

1996'da, Metin Solmaz, birlikte çıkarttığımız Müzik dergisi adına bir söyleşi yapmış ve "kaç türkünüz var" diye sormuştu. Verdiği cevap, büyüklüğünün delili: "Kaç tane olursa olsun önemli değil. Babam olsun ben olayım insanların gönlüne hizmet için türkülerimizi söyledik. Halkımız kaç tanesini kabul ettiyse biz o kadar diyoruz.’’

Neşet Ertaş' Zeki Müren'le aynı dönemlerde, üniversitede tanıdım. Ankara'da rakı içerken can yoldaşımızdı. O'nun türküleriyle ağladık, O'nun türküleriyle oynadık Göynüm hep seni arıyor, neredesin sen" dizesi canımızı yaktı, "Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez" ile bizi bizden aldı. Yeni çıkan albümleri heyecanlandırdı, sazının teline her vuruşunda aklımız gitti. Çıraklık dönemine değil belki ama ustalık dönemine şahit olduğum için kendimi hep çok şanslı hissederim."

Neşet Ertaş'ın şu dizelerinde derin bir gizemcilik-mistik anlam vardır.

'Ana vatanımsın, baba yurdumsun

Ozanlar diyarı şirin KIRŞEHİR

Garip kaldım gurbet elde derdimsin

Hasretin bağrımda derin Kırşehir derin KIRŞEHİR

Bu konuda görebildiğim yazılar:

- Gönülden Gönüle Yol Neşet Ertaş, Yusuf Çıldır, 15.10.2012

- Gönüllerin Yolu Artık Rehbersiz, 28.9.2012, Çağdaş Kırşehir

- Neşet Ertaş'a Mersiye, Eşref Ural, 28.9.2012, Aydınlık

- Halk Sanatçısı Neşet Ertaş'ın Ardından, Gökhan Ay, 04.10.2012

- Yalan Dünyaya Veda, 28.09.2012, Yeni Çağ Gazetesi

- Gökyüzüne Söyledi Acı Türkücü, Cazim Gürbüz, 02.10.2012, Yeniçağ

- Evvelimizin Ahirimizin Sesi Neşet Ertaş, Rasim Yılmaz, Çiğdem, 3.10.2012

- Gönül Dağı, Arslan Bulut, 26.9.2012, Yeniçağ

- Neşet Ertaş: Dilimizin Rengi, Arslan Tekin, Yeniçağ, 26.9.2012

- Neşet Ertaş Kimdir? Sözcü, 02.10.2012

- Büyük Ozan Neşet Ertaş, Kırşehir Haber, 19.10.2012

- Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş, Erol Parlak, 201