Kırşehir’de büyüklerimden sık sık duymuştum. “Oğlum ciddi konu konuşmayın, vırrık, cırrık konuşun!” derlerdi.
Kırşehir’de büyüklerimden sık sık duymuştum. “Oğlum ciddi konu konuşmayın, vırrık, cırrık konuşun!” derlerdi.Şimdi daha iyi anlıyorum, yaş 52’yi geçtikten sonra…
Büyüklerimiz doğru söylemişler, birisiyle ciddi konular üzerinde konuşursan, sonu ya tartışmaya, ya kavgaya, ya da kırılıp küsmeye kadar gidiyor.
En önemlisi de ciddi konular insanların moralini bozuyor, canını sıkıyor.
E ne yapalım biz de zaman zaman vırrık, cırrık konuları yazarak kimsenin moralini bozmamaya çalışıyoruz.
Çünkü bugün ülkemizde olduğu gibi Kırşehirimizde de herkesin morali bozuk, hatta sıfır…
Bizim gazete olarak, ya da benim bir gazeteci olarak görevim insanları, kurumları ya da yöneticileri eleştirmek değil, çalışmaya teşvik edip, deyim yerinde ise şöyle bir dürtmektir.
Zaman zaman ilimiz yöneticilerini, siyasileri, kurum ve kuruluş temsilcilerini şöyle bir dürtüyoruz o kadar.
Bazen yazılarımıza çok farklı tepkiler almıyor da değiliz tabii.
Zaten gocunacak bir durumumuz da yok...
Benim yazdıklarım, bana göre hepsi doğru ve ard niyetsiz olduğu için rahatız.
Çünkü bizim yazdıklarımızın altında kimse buzağı arayamıyor ya o bize yeter de artar bile…
Kırşehir’de yaşıyoruz, ekmeğini yiyip, suyunu içiyoruz. Peki bu memlekette iş yapan, para kazanan, görevi hizmet olan insanlar ne yapıyor? Onların görevi de aldıkları maaşı hak etmek değil mi?
Şöyle bir düşünelim, gözlerimizi kapayalım, o zaman tüm sorunlar yok olur mu?
Yok olmaz tabii ki.
Gözünüz kapalıyken ki zifiri karanlık belki sizi bir an için “Acaba yok mu bu sorunlar?” sorusunu sordurabilir.
Halbuki gözünüzü açtığınız zaman sorunların olduğu yerde durduğunu görürsünüz.
Bizim görevimiz elbette kimseyi karalayıp, aşağılamak değil. Sadece çalışmaya teşvik etmek, yukarıdaki deyimle dürtmektir.
Rahmetli eski Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit'in çok şey anlatan, “ne ezilen ne ezen, insanca hakça bir düzen” sözünün ülkemde herkesi kucaklayarak yaşam bulmasını istiyoruz o kadar.
Kırşehir Devlet Hastanesi’nin hasta yoğunluğu nedeniyle artık ihtiyaca cevap veremez duruma geldiğini, yeni bir hastane yapılması gerektiği konusunda yazılara, haberlere yer veriyoruz, birileri bize kızıyor, “Ya hastane yapılalı kaç yıl oldu da yenisini istiyorsunuz?” diye…
Kırşehir’de alt yapı çalışmaları devam ediyor, trafik arap saçına döndü, belediye kısa sürede kapattığı için övüyoruz, bu kez birileri çıkıyor “Hem nalına, hem mıhına vuruyorsunuz. Şimdi su için kazılıyor, yarın kanalizasyon ve jeotermal için kazılacak. Neden hepsi bir arada yapılmıyor?” diye sorular sorup bizi eleştiriyorlar.
Yani diyeceğim o ki, herkes her şeyin altında bir şey arıyor.
Neyse bunlar ciddi konular, fazla uzatmayayım, vırrık, cırrık yazayım diyorum.
Ama Kırşehir’i bırakıyor, ülkeme bakıyorum ve içimden vırrık, cırrık da yazmak gelmiyor, yine ciddi konulara giriyorum.
Evet, kendi ülkemde herkesin birlik ve beraberlik içinde kardeşçe, huzur ve barış ortamı içinde yaşamasını isterken, herkesin de insana yaraşır koşullarda yaşamasını istedim hep.
Ama sadece benim istememle, ya da söylemlerimle olmuyor ne yazık ki…
İşte hafta sonu Ankara’da meydana gelen bombalı saldırı ve onlarca canımızın yok olup gidişi…
Bunu yapanlar insan olamaz, bırakın hayvan dahi olamaz. Çünkü hayvanlar bile bu kadar acımasız ve nankör olamaz.
Evet, yaşadığımız bir acı anımızda, gözyaşlarını umut ışıklarının kurutacağını unutmayalım. Yaşamanın kıymetini bilmek için kaybetmeyi beklemeden, mutluluğu uzaklarda, hayallerde, gelecekte aramadan, geçmişe takılmamalıyız.
Belki birileri bu söylediklerimi yine edebiyat parçalamış diyecek ama, ben bildiğim gerçekleri ve doğruları söylemeye devam edeceğim.
Ülkemizde ve ilimizde onca yaşanan olumsuzluklara rağmen yaşamak güzel şeydir. Yaşamak için, mutluluk için çabalamak gerekiyor.
Yaşamımız, hayatımız bir an gibidir. Bugün hayattasın, yarın yoksun. Tıpkı geçen hafta Ankara’da bir bomba ile yok olan insanlar gibi. Yarın ne olacağımız meçhul.
Yaşamda kaybedenler umudunu yitirenlerdir. Umudunu yitirenler yaşamı fark etmeden gün tüketenlerdir. Bir gün umudunu sakladığın yerde tesadüfen bulursun, tesadüf değildir aslında bu, kaybetmediğin umudun doğru anı beklemesidir.
Hayatı sevdiğin kadar sahiplenirsin. Bir gün tüm gücünü çekinmeden seven bir kalbin varlığına emanet edersin. Umuduna umudunu katar, zamanı adımlamaya devam edersin.
O halde umutlarımızı kaybetmeden yaşamayı bilelim.
Ben ülkemin içinde bulunduğu onca olumsuzluklara rağmen, iyi günlere ulaşacağından umudum var. Siz de umudunuzu kaybetmeyin. Çünkü umudu kaybetmektir. Umut, bir emniyet kemeridir. Umudunuzdan kurtulursanız, özgür olursunuz. Fakat unutmayın, herhangi bir kazada sizi koruyacak, hayata tutunmanızı sağlayacak bir emniyet kemeriniz kalmayacaktır.
Özetle umudunu kaybeden insan, her daim tehlike altında olan bir özgür insandır. Kaybedeceği bir şeyi olmadığını sanar ve saldırır.
Peki ya sonra? Şerefini kaybeder, gülüşünü kaybeder, elinde kalan diğer umutlarına da yol verir.
Bir damlası kaldığını zannettiği bardağından yere düşen ilk damla olabileceğini düşünen insandır.
Umudunu kaybetme…
***
Biraz da gülelim!
Borcun vadesi
İyi yürekli bir vezir, yoksul ve muhtaçlara devlet hazinesinden borç para veriyordu, borç alanlar:
“ Bunu ne zaman geri ödeyeceğiz?” diye sorduklarında, “Padişahımız ölünce ödersiniz, diye cevap veriyordu.
Bu duruma şahit olan birisi bir gün padişaha:
“Efendimiz, sizin veziriniz devletinizin hazinesinden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyor. Demek ki niyeti kötü, sizin bir an önce ölmenizi istiyor, siz ölünce de paraları zimmetine geçirecek” diye gammazladı.
Bu gammazlık üzerine padişah vezirinden şüphelenmeye başladı. Vezirini huzuruna çağırıp söylenenlerin doğruluk derecesini ve maksadının ne olduğunu sordu.
Vezir sıradan bir vezir değildi. Zekâsı ve uyanıklığı dillere destandı. Padişahı yatıştıran ve yüreğini ferahlatan şu açıklamayı yaptı:
“Söylenenler doğrudur. Ben hazineden muhtaçlara borç para veriyor, vadesini de sizin ölümünüze bağlıyorum. Ama bunu sizin ölmenizi değil, tersine çok yaşamanızı istediğim için yapıyorum. Bilirsiniz ki, her borçluya borcunun vadesi kısa gelir, vade dolmasın diye dua eder. Bu demektir ki borçlarını siz ölünce verecek olanlar, borçlarının vadesi dolmasın diye sizin ölmemeniz için dua edeceklerdir. Allah katında en makbul dualardan biri de borç altındaki kullarının duasıdır. Benim de maksadım ömrünüzün uzunluğu, sağlık ve afiyetinizdir.”
Sevdiğim bir söz
“Hiçbir zaman hata yapmamış olan, hiçbir zaman yeni bir şey denememiştir.”
Albert Einstein