2002-2011 yılları arasında Kırşehir AK Parti hükümetinden önemli hizmet ve yatırımlar aldı. Polis Okulu, Adliye Sarayı, Hastane, yollar, okullar gibi pek çok alanda hizmet alan Kırşehir, 2011-2015 yıllarında ise beklenilen yatırımları aldı diyemeyiz.

2002-2011 yılları arasında Kırşehir AK Parti hükümetinden önemli hizmet ve yatırımlar aldı. Polis Okulu, Adliye Sarayı, Hastane, yollar, okullar gibi pek çok alanda hizmet alan Kırşehir, 2011-2015 yıllarında ise beklenilen yatırımları aldı diyemeyiz. Kırşehir Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin kişisel çabaları ile gerçekleştirdiği yatırım ve hizmetler olmasa idi bu beş yıl boşa giden yıllar olacaktı.
2015 yılı tüm Türkiye’de olduğu gibi Kırşehir’de de seçim yılı oldu. 7 Haziran seçimleri yapıldı, tek başına iktidar çıkmayınca bu milletin önüne yine sandık kondu ve 1 Kasım seçimleri yapıldı. Yani 2015 yılı da iki seçim nedeniyle Kırşehir için kayıp yılı oldu.
Kırşehir; 2016 yılına iktidarla bir giren, Milletvekilleri Mikâil Arslan ve Salih Çetinkaya ile bir çok sorununu çözümleneceğine umut etti ve bu umudunu hâlâ koruyor.
Bu iki milletvekilimizin seçildikleri günden bu yana Kırşehir’in birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarını çözmek için gecelerini gündüzlerine kattıklarını, Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci ve İl Başkanı Mustafa Kendirli ile nasıl çalıştıklarını, nasıl birlik ve beraberlik içinde olduklarını görüyoruz.
Yıllar önce hazırlanan projeleri bakanlıkların tozlu raflarından yeniden indirerek gündeme alan Milletvekilleri Mikâil Arslan ve Salih Çetinkaya, Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci ve İl Başkanı Mustafa Kendirli bakanlıkların her gün kapılarını aşındırıyordu. Sorunların çözümü için büyük gayret gösteriyorlar ve bizler de dolayısıyla 2016 yılı Temmuz ayına kadar bu umutlarla girmiştik.
Ama 15 Temmuz darbe girişimiyle tüm Türkiye olduğu gibi Kırşehirliler olarak bizler de büyük şok yaşadık. 2016 yılından da umudumuzu yavaş yavaş yitirmeye başladık. Çünkü ülkemizin sorunları Kırşehirimizin sorunlarını unutturdu.
Yıllardır ülkeyi yönetenlerin içine sızan, herkese dindar, “hizmet hareketi” gibi gözüken Fethullah Cemaati’nin ne yazık ki, devletin temellerine dinamit koymanın peşinde olduğunu 15 Temmuz darbe girişimi ile herkes gördü.
Bu tehlikenin yıllardır geldiğini söyleyenlerin sözleri kulak ardı edildi, itildi, kakıldı ve bunların “hizmet adamı” olduğunu ortaya koyanlar bugün “hata” yaptıklarını, bunları yanlış tanıdıklarını söylüyorlar.
FETÖ terör örgütüne mensup hainlerin milletin egemenliğini ve demokrasiyi hedef alarak yaptıkları darbe girişimini bu millet hiçbir zaman affetmeyecektir.
Türk Milleti darbe teşebbüslerine karşı nasıl vakur bir şekilde tavrını ortaya koyduğunu, hainlere nasıl geçit vermediğini herkes gördü.
Her şeyden önce hainlerin, milletin egemenliğini ve demokrasimizi hedef alarak, 15 Temmuz gecesi ve sonrasında kalkıştıkları hain darbe girişimleri sırasında 250’den fazla insanımızı şehit verdik.
Bu FETÖ terör örgütünün darbesinden millet olarak, ülke olarak büyük bir ders aldık. En büyük dersi de onlara kol kanat geren, onlara bütün imkânları seferber eden ülkemiz yöneticileri almıştır sanırım.
Şanlı tarihimizde gördük, ülkemiz ve demokrasimiz üzerinde çok hayati ve tehlikeli oyunlar oynanmış ve “su uyur, düşman uyumaz” misali, oynanmaya da devam edildiğini bir kez daha yaşadık ve gördük.
İşte bunlardan birisini de, 15 Temmuz gecesi yaşadık. Bu darbe girişimi, iktidarıyla muhalefetiyle, siyasetimizin ve bürokratik yapımızın içinde bulunduğu bazı çelişkili ve zaaflarla muallel yapısının henüz giderilememesi durumu karşısında, uzunca yıllardır faaliyetlerini sürdüren uluslar arası ihanet odaklarıyla, başlangıçta iyiniyetli ve vatansever, inançlı bir tablo sergilemekle beraber, sonradan ihanet şebekelerinin kucağında gördüğümüz istismar odaklarının devletimizi ele geçirmelerinin, acı bir senaryosudur.
İşte TBMM'den tüm dünyaya tarihi mektup gönderilerek, FETÖ'nün gerçek yüzü anlatıldı.
TBMM Dışişleri Komisyonu’ndan tüm dünya ülkelerine gönderilen mektupta, darbe girişiminin ordu içerisinde illegal olarak örgütlenen azınlık bir grup tarafından yapıldığı belirtilerek, “Hukuk devletini ve demokrasiyi hedef alan bu girişim, bir askeri darbeden öte tüm toplum tarafından ülke tarihinin yaşadığı en büyük ve en organize terör saldırısı olarak algılanmıştır” denildi.
“Mart 1998’den bu yana ABD Pensilvanya’da yaşayan ve eski bir vaiz olan Fetullah Gülen’in lideri olduğu bu terörist örgütün 24 saat geçmeden bastırılan girişimi sırasında, ülke tarihinin en kanlı ve şiddetli saldırıları yaşanmıştır” denilen mektupta, TBMM’nin de aralarında bulunduğu binaların bombalandığı belirtildi.
FETÖ’nün dünyada, “Hizmet Hareketi” ismiyle kurumsallaştığı kaydedilen mektupta, özetle şöyle deniliyor:
“IŞİD benzeri olan ve dünyayı ele geçireceğine inanan mesiyanik inançlara sahip FETÖ, Türkiye’nin yanı sıra 100’ün üstünde ülkede örgütlenmeyi başarmıştır. 1964 yılından bu yana faaliyet gösteren örgüt ‘ılımlı İslam’ ve dinlerarası diyalog söylemini esas alan söylemleri ve eğitim odaklı faaliyetleriyle tanınmıştır. Tüm dünyadaki faaliyetleriyle insan sermayesi ve kurumsal yapısını büyütmeyi başaran örgüt, yıllık yaklaşık 25 milyar dolarlık ciroya ulaşmayı başarmıştır. Ayrıca birçok legal ve illegal istihbarat ve terör örgütüyle de ortak çalışmalar yürüten örgüt, faaliyet gösterdiği ülkelerde her türlü yasadışı dinleme ve izlemeler gerçekleştirmiştir.”
Örgütün yaptığı gizli video çekimleriyle de ülkede siyaset dahil pek çok alanda baskı, şantaj ve tehditleri gerçekleştirdiği kaydedilen mektupta, “Rakibi olarak gördüğü askerler, polisler, sivil bürokratlar, siyasetçiler ve gazeteciler ile kendisine yardımda bulunmayan çok sayıda işadamını, açtığı çete davaları yoluyla sindirmiş ve hapse atmıştır. 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde ise bir başka yargı darbesi girişimiyle ve ortaya çıkardığı binlerce yasadışı dinleme ve izleme faaliyetiyle doğrudan dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan’ı ve Ak Parti hükûmetini hedef alarak, ülke siyasetini dizayn etmeye kalkışmıştır” denildi.
Mektup, tüm dost ve müttefik ülkelere, Türkiye’yi FETÖ ile mücadelede yalnız bırakmamaları çağrısıyla son buldu.
Evet yıllardır ülkemizde kirli emeller içinde olanları gördük, anladık ama iş işten çoktan geçti. Sarsıldık, ama yıkılmadık, dimdik ayaktayız.
Hani yine bir söz vardır, “Kurt dumanlı havayı sever” diye. İçimizdeki hainler, ihanet şebekelerini her alandan hızla temizlemek ve ülke havamızı bu dumandan kurtarmalıyız. Burada başta iktidar olmak üzere, ülke birliği ve bütünlüğünü esas almış tüm partilerimize ve halkımıza önemli dersler vardır. Bu dersleri hepimiz, olayları analiz ederek sorumlulukla çıkarmalı ve mutlaka uygulamalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti kolay şartlarda elde edilmedi. Bu ülke bizim. Bu ülke hepimizin. Bu ülkeye sahip çıkacağız. Sen, ben değil; biz mücadelesini ortaya koyacağız. Bizim tek hedefimiz laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar yaşatmak olacaktır.
21 Temmuz itibariyle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, milletimize bu hain planları kuranlardan hesap sormak için, paralel şebekeleri ülkemizden temizlemek için, MGK ve Bakanlar Kurulundan Olağanüstü Hal ilan edilmesi kararının çıktığını açıkladı.
Bu saatten sonra herkes her şeyi bir kenara bırakarak bu terör örgütünden ülkenin hızla temizlenmesi, def edilmesi için ortak bir duruş sergilemeli. İktidar ve muhalefet birlikte hareket etmeli, siyasette, projelerle yarışmalı. Bakınız, o zaman ülkemiz nasıl huzura kavuşacak, rahatlayacak, halk içindeki muhalifler birbiriyle kucaklaşacak ve kendine gelecektir. Hepiniz bu sorumlulukla görevlerinizi yerine getiriniz!..
Hepimiz gördük nasıl bir darbeye karşı bu millet tanklara, toplara, bombalara vücutlarını siper etmişse, bu ülkeye hizmet edenlere de aynı şekilde siper etmeye devam edecektir.
Bu hain darbe teşebbüsünün adı vatana ihanettir. Bu teşebbüsün başlamasıyla ellerini ovuşturarak ülkemizin pes etmesini bekleyenler, bugüne kadar olduğu gibi 15 Temmuz’da nasıl hüsrana uğramışlarsa, yarın da uğrayacaklardır.
FETÖ örgütü ülkemize bu kadar zarar verirken, Kırşehirimize de büyük zarar verdiği ortadadır. Kırşehir’i yönetenler 15 Temmuz darbe girişimini bertaraf etmek için günlerdir bu konuda çaba harcıyorlar, gece-gündüz çalışıyorlar.
Umarız bu sıkıntılı ve zor süreci hep birlikte aşacağız ve 2016 yılını ülkemiz ve Kırşehirimiz olarak başa geçen yıllar olarak geride bırakmayacağız.
Gün birlik beraberlik günü. Şehit kanlarıyla tarih yazmış bir milletin evladı olarak sesleniyorum; demokrasimize, halkımıza uzanan kirli ve acımasız kalleş eller! Nasıl böyle vicdansız olabiliyorsunuz? O rütbelerin arkasına gizlenen caniler, vatanınıza ihanet etmek gibi bir utanca hangi iğrenç emeliniz için evet dediniz? Yazıklar olsun size. Böyle şerefsizce yaşamak yerine beyninize bir kurşun sıksaydınız. Bu millet var olduğu sürece sizi lanetleyecek.
Cennet ülkemizin üstüne haince, sinsice oynanan bu çirkin oyunların nasıl acımasızca ihanet içinde planlandığını görmemek mümkün değil. Yüce meclisimizin ve parti liderlerimizin el ele vererek birleşmesi yüce Atatürk'ümüzün "maksat vatansa gerisi teferruattır" sözünün önemini anlatmıyor mu?
Bir ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı'na suikast hazırlayan, devletini yıkmaya sinsi planlarını uygulamak için halkın üstüne ateş açan tanklarla yürüyen masum askerimizi, Mehmetçiğimizi rütbesinin gücüyle kandırarak kirli oyunlarına alet eden zihniyeti lanetliyorum.
Biz güçlü bir milletiz. Devletimize güvenip, birbirimize sarılırsak her güçlüğü yeneriz. Barış, sevgi ve kardeşlik en güçlü önderimiz olmalı.
Bu vatan hepimizin. Devletimize ve demokrasimize sahip çıkma vakti.
İnanıyorum ki bu kara bulutlar dağılacak, pırıl pırıl bir güneş doğacak yurdumun üstüne.
Yazımı Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önderimiz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün şu veciz sözüyle noktalıyorum:
“Bir ulus sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtacak bir güç düşünülemez..."

***
Biraz da gülelim!
Ne fark var?

Kendini beğenmiş bir Bakan şoförüne sorar:
- Söyle bakalım şoför; eşekle şoför arasında ne fark vardır?
Şoför bir süre düşündükten sonra, ezilip büzülerek:
- Bilemedim bakanım!
Bakan:
- Eşeğe çüş deyince, şoföre ise dur deyince durur!
Bu cevap şoförün çok sinirine dokunur ama karşısındaki kişi bakan olunca bir türlü karşılık veremez. Biraz sonra şoför, bakana sorar:
- Ben de size bir soru sorabilir miyim sayın bakanım?
Bakan:
- Sor bakalım, der.
Şoför sorar:
- Peki bakanım; eşekle bakan arasında ne fark vardır?
Bakan bir süre düşünür:
- Bulamadım şoför söyle bakalım!
Bunun üzerine şoför yapıştırır cevabı:
- Vallahi bakanım, ben de bulamadım!!!

Sevdiğim bir söz

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.” Mustafa Kemal Atatürk