Bu ülkenin insanına yıllarca Batı düşmanlığı anlatıldı.

Gençlere “Türk müsün, Müslüman mısın” soruları soruldu.

Meydanlarda Amerika’ya kafa tutuldu, Avrupa’ya parmak sallandı.

Ancak konu çifte vatandaşlığa, yabancı pasaportlara ve yurt dışındaki servetlere gelince aynı cesareti göremedik.

Demek ki mesele hiçbir zaman gerçekten “yerli ve millî” olmak değildi.

Asıl mesele, bu kavramları siyasi sermayeye dönüştürmek ve oy devşirmekti.

Dini değerler seçim meydanlarında en çok kullanılan propaganda araçlarından biri hâline getirildi.

Milliyetçilik ise ihtiyaç duyulduğunda vitrine çıkarılan, işi bitince rafa kaldırılan bir söyleme dönüştürüldü.

Oysa gerçek milliyetçilik, milletin onurunu, hukukunu ve geleceğini korumaktır.

Gerçek muhafazakârlık ise adaleti, liyakati ve kul hakkını her şartta gözetmektir.

Bugün milyonlarca insan geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor.

Gençler geleceklerini yurt dışında arıyor.

Emekliler pazardan meyve almayı bile hesap etmek zorunda kalıyor.

Buna rağmen gündem, hâlâ hamasi nutuklarla değiştirilmeye çalışılıyor.

Artık sorulması gereken soru şudur:

Söyledikleriniz mi gerçek, yoksa yaptıklarınız mı?

Madem Batı bu kadar kötüdür, neden Batı pasaportları bu kadar değerlidir?

Madem Avrupa düşmandır, neden servetleriniz için en güvenli liman yine Avrupa’dır?

Madem Amerika emperyalizmin merkezidir, neden çocuklarınızın eğitimi, yatırımlarınız ve gelecek planlarınız çoğu zaman Amerika ve Batı ülkeleri üzerine kuruludur?

Madem Batı bu kadar kötüdür; kullandığımız teknolojilerin büyük bölümü neden orada üretilmektedir?

Ve eğer sistemleri bu kadar başarısızsa, neden para birimleri bizim paramızdan onlarca kat daha değerlidir?

Millete sürekli fedakârlık tavsiye edilirken, iktidar çevrelerinin kendi konforlarından vazgeçmemesi toplumdaki güven duygusunu zedelemektedir.

Bir dönem gençlere “Türk müsün, Müslüman mısın?” diye sorarak kimlik tartışmaları açan anlayış, bugün aynı soruların muhatabı hâline gelmiştir.

Şimdi ben de soruyorum:

Türk müsünüz?

Bunu sorgulamaya gerek bile duymuyoruz.

Çünkü şerefli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanız bizim için yeterlidir.

Bizim için önemli olan etnik kimliğiniz değil, ülkeye bıraktığınız iz ve ortaya koyduğunuz icraatlardır.

Kimsede benim Türklüğümü sorgulayamaz.

Milliyetçi misiniz?

Her fırsatta milliyetçilik söylemini kullanırken, “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım.” sözleri hafızalardaki yerini koruyor.

Milliyetçilik söylemleri yalnızca seçim meydanlarında, bölgelere göre değişen bir siyasi strateji midir?

Toplum bunun farkındadır.

Müslüman mısınız?

Buna dair bir hüküm vermek bize düşmez.

Çünkü tüm inançlara laiklik çerçevesinde saygı duyarız.

Ancak şu soruları sormak hepimizin hakkıdır:

Kul hakkını yiyenler neden korunuyor?

Liyakat neden hâlâ ayaklar altında?

Din neden hâlâ siyasetin en kullanışlı malzemesi olarak görülüyor?

Bu millet artık slogan değil, samimiyet görmek istiyor.

Nutuk değil, adalet istiyor.

Gösteri değil, liyakat istiyor.

Çünkü güçlü devlet; yüksek sesle konuşanların değil, ilkeleriyle yaşayanların omuzlarında yükselir.

Aksi hâlde geriye, alkışlarla örtülmeye çalışılan büyük çelişkiler kalır.

Ve tarih, en ağır hükmünü daima söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmayanlar hakkında verir.