Türk Ocakları Genel Merkezi yayın organı olan Türk Yurdu dergisi Kasım ayı sayısında öğretim üyesi Semih Yapıcı’nın “Türk Milliyetçilerine Güvenmek” makalesine geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyorum. Büyük özenle kaleme alınan bu makalenin ilginizi çekeceğine eminim.

Türkiye Cumhuriyeti ile Türk milleti kendi kendilerinin öznesi haline gelmişti. Türk milleti hayatına artık yönetilen değil, düşünen hükmedilen değil üreten, itaat eden değil sorgulayan bir topluluk olarak devam edecekti.

Ancak hiçbir büyük fikrin ömrü, onu doğuran inancın diri tutulmadığı bir toplumda uzun olmaz. Zamanla toplum ve devlet arasındaki mesafe büyüdü; devlet, milletin ideali olmaktan çıkıp bürokrasinin refleksine dönüştü. Bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, işte bu mesafeyi yeniden kapatmak; Cumhuriyetin özündeki halkçı, milliyetçi ve üretken ahlakı yeniden canlandırmaktır. Çünkü Cumhuriyet’i yaşatan şey isimden ibaret kurumlar değil, o kurumlara anlam veren fikirdir. Bu fikir Türk milliyetçiliğidir.

Türkiye açısından bu geri dönüş bir moda değil, tarihi bir zarurettir. Ancak bugün meselemiz, geçmişte söylenenleri tekrarlamak yerine bugünü anlamak ve yarını inşa etmektir. Dünya değişiyor, çağın meydan okumaları farklılaşıyor. Artık karşımızda sadece, üstesinden gelmemiz gereken ekonomik bağımlılıklar yok. Teknoloji ve dijitalleşmenin getirdiği zihinsel bağımlılıklar da var. Bu ortamda Türk milliyetçiliğinin de çağın araçlarını milli bir bilinçle yeniden üretmesi zorunludur.

Bahsettiğim husus matbaanın Türkiye’ye gelmesi gibi teknik bir mesele değil, Biz Türk milliyetçiliği fikrini içinde bulunduğumuz çağın en ilerici en aydın, en nezih ve en elit fikri haline getirmeliyiz. Buradaki elitlik, muarızların eleştirilerinde yer alan bir burnu havadalık değil, bir Türk milliyetçisinin dünyanın neresine giderse gitsin içine girdiği topluluğa öncülük edebilme gücüdür. Fakat bu öncülük, Türk milliyetçilerinin birbirlerine parçalarından çekmesiyle, birbirine kem gözle bakmasıyla gelmez. Bugünün küçük hesaplarından doğan küçük zaferleriyle, Türk milletinin yarınları için omuzlamaya niyetlendiğimiz büyük yük taşımaz. Bu yüzden Türk milliyetçileri birbirinin yükünü omuzlamalıdır.

Elbette her ideolojik fikir efradını cami, ağyarını mâni olmalıdır; yani kimlerin bu fikre dahil olduğunu, kimlerin de dışarıda kaldığını açık biçimde tarif edebilmelidir. Ancak bu tarif, dışlaycı bir taassuptan değil, fikri berraklıktan doğmalıdır. Zira berraklık, bir fikri katılaştırmaz; bilakis onu sağlamlaştırır. Türk milliyetçiliği de sınırlarını çizdiği, ufkunu genişletebildiği ölçüde yaşayacaktır.

Bu noktada Türk milliyetçiliğinin kaderi, Türk milliyetçilerinin birbirine güvenip güvenmemesine bağlıdır. Çünkü fikirler onları taşıyan insanlar kadar güçlüdür. En büyük idealler bile inançsız ellerde küçülür, en basit fikirler bile güvenle savunulduğunda büyür. Türk milliyetçiliği de böyledir. Onu ayakta tutan şey kudretli atalarımızın kahramanlıkları değil, mensuplarının birbirine duyduğu güvendir.

Devam Edecek...