Önceki hafta yazmaya başladığım Türk Ocakları yayın organı “Türk Yurdu” dergisinde okuduğum Özbekistan Cumhuriyeti Ekonomi ve maliye Bakanlığı Düzenleme Şube Başkanı, Anvar Yusupov’un “TÜRKİSTAN’DA AFRASYAB’IN MİRASI” konulu araştırma sonucu yazdığı makalesine devam edeceğim.

Afrasyab’ın Asya Hakimiyeti: Afrasyab İmparatorluğunun sınırları diğer ülkelerde olduğu gibi zaman zaman değişmiştir. Uzun yıllar süren savaşlarda genişlame ve çekilmeler olmuştur. Ancak Çin ve İran arasındaki geniş coğrafyada, bugünkü Orta asya bölgesi ve onun kuzeyindeki uçsuz bucaksız bozkırlarda sabit kalınmıştır. Firdavsi’ye göre Zabulistan ve Sind Denizi’ne (günümüzdeki Pakistan toprakları) kadar ulaşmış. Kafkasya’nın kuzeyi ve güneyini kapsamıştır. Kaşkarlı’ya göre, kuzeyde Rum (Avrupa) topraklarından Çin’e kadar uzamıştır. Belli bölgelerde İran ve Irak’ı da ele geçirdiğini birçok tarihi kaynak açık seçik yazmaktadır. Fakat Afrasyab’ın İran’ı Fethetmesinden bahsedilirken, kadim İran denildiğinde hemen akıllara gelen Ahameniş Devleti ile irtibatlandırmamak gerekir. Kaldi ki, tarihi kaynakların hiçbirinde Afrasyab ile savaşlarda ünlü Ahameniş şahlarının ismi geçmez. Ahamenişlerden önce bugünkü İran’ın batısında ve Irak topraklarında Med Devleti hüküm sürmekteydi.

Turan hükümdarının Asya’daki hakimiyet tarihini Turanlı alim Ebu Reyhan Biruni’nin tarafsız ve hissi davranışlardan bağımsız olarak verdiği bilgilerle başlamak en mantıklısıdır.

Afrasyab İranşehri ele geçirerek, Teberistan’da Minuçehr-i kuşatınca Minuçehr ona bir rica da bulundu. Afrasyab Minçehr’in istirhamını olumlu cevapladı ve İranşehr’den bir ok atımı dördül alanı vermeyi kabul etti. Okun atıldığı yer arasındaki mesafe bin fersahtı. Afrasyab ve minüçehr, bu ok atımı mesafesinde anlaştılar. Onuç olarak insanlar bunu bir bayram günü yaptılar. Bu kuşatma sırasında Minuçehr ve İranşehr halkı yolsulluk çekiyorlardı, buğdayı öğütemiyor ve ekmek pişiremiyorlardı. Çünkü buğday geç olgunlaşıyordu; sonun da buğdayı ve meyveyi aldılar, olgunlaşmamış olsa da öğütüp yediler. Bundan dolayı bugün buğday ve meyveleri pişirmek bir kural haline geldi. Takvimin o günlerde insanın yemek kaplarını ve ocaklarını kırarlar, çünkü bugünde Asrasyab’dan kurtulmuşlar ve herkes işine gitme özgürlüğüne kavuşmuştur.

Böylece İran halkı Turan Kağanı’nın merhameti sayesinde özgürlüğüne kavuştuğu günü ulusal bayram olarak kutlamaya başladılar. Bu gelenek sonraki yüzyıllarda da devam etmiştir.

Haftaya aynı kaynaktan İskitleri yazacağım.