İnsanlık; bu kadar yolunu şaşırmış, rotasından çıkmış, dünya çivisiz kalmışken huzurlu ve güvenli bir yaşamdan söz edilebilir mi!.. Aslında insanlık sözcüğü yerine; muktedir, egemen, güç sahibi, daha doğru bir tanımlama. Ve bundan dolayı da sistem denen o kepazeliğin sorgulanmasını, o kepazeliğin yargılanmasını beklemiyorum, siz de boşuna beklemeyin. Hazır buldukları, devam ettirdikleri ve miras olarak bıraktıkları o kepazeliği niye yargılayıp, mahkum etsinler ki!
Sistemin adı Kapitalizm;
İnsanlık tarihinin çok kısa bir dönemine hükmetmesine rağmen, bütün insani değerleri paspas etti. Daha çok tüketim üzerine inşa edilen ve sürdürülen sistem her şeyi; vicdanı, ahlakı, hukuku, doğayı, havayı, suyu … kirletti ve tüketti. İnsanı tüketti. Kendi mezarını kazıyor, kendini yeniden üretip inşa edemediğinden, kendisini de tüketiyor. Gezegenini tüketmeye başladığından, başka gezegenlere de el atarak ölümünü geciktirmek için oraları da tüketmenin yollarını arıyor. Hiçbir değerin anlamı yok onun için. Her şeyi egosunun, gücünün aracına dönüştüren bir zihniyet yerleşmiş durumda… Ve her şeyi yapma,, hiçbir şeyden sorumlu olmama… Sınırsız gücünden dolayı onu engelleyecek bir kural, mekanizma, kurul söz konusu değil…
Kötülüğün küresel işleyişinden en güçlü olandan yerele, bölgesel aktörlerle birlikte ortaklaşa suç – pardon suç olarak görmedikleri – kötülükleri işlemekte sakınca görmeyen bir yozlaşmışlık. Ben buna kapitalizmin; ahlaksal, vicdani, insani krizi demiyorum. Düpedüz bir çürümedir. Kriz bir süre sonra kendisini onarabilir, çürümede ise onarılacak bir şey kalmadığından lime lime dökülür.
Son Epstein belgeleri; rezaletin boyutlarını gözler önüne serdi. Rezaletin ötesinde lağım çukuru. Deyim yerindeyse buzdağının görünen ve gösterilen yüzü. Kilitli sandıklar ebediyen kilitli kalmıyor. Bir gün ya tesadüfen, ya intikam, ya hırs veya başka bir nedenle kilit kırılıyor. Kirli çamaşırlar ortaya serili veriyor. Hiçbir cinayetin kusursuz olmaması gibi hiçbir kötülükte kusursuz kalmıyor.
Sistemin ne kadar çürüdüğünü, yukarıdan iğrenç olarak yönetildiğini, her şeyin en aşağılık olması gerekenlerin normalleştirildiğini, on yaşındaki çocuklara tecavüzün yaşını almış insanlarca ağızlarının suları akarak keyiflice sıradanlaştırıldığı, bu gezegenin kontrolünün ve yönetiminin akıl, ruh hastalarınca yürütüldüğü, neden huzurlu yaşamlara hasret kaldığımızı, kimlerin kölesi olduğumuzu, ömrümüzce borç ödemek için neden çalıştığımızı, daha çok tüketimin, daha çok ahlaksızlığın teşvik edilip ödüllendirildiği, bütün değerlerin, hassasiyetlerin, kötülüklerin kamuflajı olduğu, milyonlarca insanın sessizce katledilmesinin seks partilerinde kutlandığı, yerel işbirlikçilerin bu rezaletin saygın taşeronluğunu yapmanın dokunulmazlığı ile güçlerini koruduğu., kutsanan “kutsallaştırılan” her değerin muktedire hizmet için olduğu gerçeğini anlamamız için deve kuşu misali kafamızı kumdan çıkarmamız yeterli olur mu?..
Kapitalizm; ürettiği ideolojisi ile, düşünsel bakışı ile, inançsal duruşu ile, ekonomik işleyişi ile derin bir çıkmazda… Bu çıkmazını ertelemek, geciktirmek ve ömrünü uzatmak için bölgesel arızalar peşinde. Düşman üretip, hedef şaşırtıp çürümenin süresini uzatma derdinde. Ortaya çıkan görüntüler bu sistemin iğrençliğinin, aşağılığının küçük bir yansıması. Ya ortaya serilmeyen, gizli tutulan, kasalarda kilitli olan pislikler.
Bir sistemin kendisini restore edememesi onun çıkmaz sokağı olup, tükenmişliğinin işaretidir. Sistem egolar ve kişisel güç üzerine inşa edilmiştir. Ego ve güç için her yol mubahtır. Her türden rezillik normaldir. Hatta gerekirse kendi koyduğu kuralları da yok sayması doğaldır.
Kapitalizm, tüketim üzerine inşa edilen bir sistem. Doğasında bu özellik var. Yine doğasında bütün bireyleri kendisine bağımlı hale getirmek var. Ayrıca her durumda üretim aracı sahibinin güçlendirilmesi ilkesine ve uygulamasına dönüktür. Ancak tıkandı. Ürettiğini satamıyor veya sattığını borç sarmalıyla geri alabiliyor. Hem insanları sürekli borçlandırıyor, hem devletleri. Tıkanıklık finans krizine yol açıyor. Her kriz sonrası derinleşen sorunlar sistemi kemiriyor ve çürütmeye başlıyor. Ayrıca her kriz sonrası saldırganlaşıyor ve saldırıyor. Akıl ve ruh sağlığını yitiren yöneticilerin saldırganlığı bu çürümeyi örtme ve geciktirme çabalarıdır. Bundandır bu sistemden ve uygulayıcılarından ahlaki, vicdani, inançsal, hukuki bir duruş beklemek beyhudedir. Her türlü vasfını yitirmiş sistem ve uygulayıcılarından insani bir bakış beklentisi ise anlamsızdır.
“Beni mahvedenleri affettim “ diyen günlerden “işte bu yüzden yarın başkasını da mahvedecekler”‘e uzanan bir çıkmaz sokağa sürüklendik ve mahvoluşumuzu yaşıyoruz.