Bir cinnet halini yaşıyoruz. Toplumsal cinnet. Sakın abarttığımı, felaket tellallığı yaptığımı düşünmeyin. Bu topraklarda yaşayan, algılama sorunu olmayan herkesin şikayetçi olduğu bir cinnet hali. Zihinsel bir çöküşün, ahlaki bir yozlaşmanın, kültürel bir çürümenin doğal sonuçları. Bu cinnet hali; olağanlaştırılan şiddetiyle normalleştirilmeye başladı. Tehlikeli mi sorusu anlamsızca karşılığını bekliyor.

Yaşamı ele geçiren cinnet hali evlerde, sokaklarda, okullarda, iş yerlerinde her gün bir biçimiyle karşımıza çıkıyor. Bu cinnet hali bireysel olmayıp, kendiliğinden bir günde patlak vermedi. Adım adım geliyorum dedi ve geldi. Tehlikeyi küçümseyen fanatik ve bağnazların siyasi körlüğü düşündürücü olmanın ötesinde akıl tutulmasıyla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini değiştirmez.

12 Eylül’ün hedefi apolitik bir nesildi. Sonrası devletin temel politikası oldu. Dünyadan, ülkesinden bihaber, politikadan uzak dursun da her şeyi yapabilir mantığıyla yetiştirdiğiniz nesiller ve çocuklar. Neyi bekliyordunuz?

Araştırma, sorgulama yerini itaat ve biat kültürüne bırakmışken, sadakat ehliyetin önüne geçmişken, gelecek beklentisi siyasal güce ve yöne endeksliyken, öğretmen öğrenci odaklı eğitimin yerini veli yönetici odaklı bir eğitim almışken, okullar eğitim kurumu olmaktan çıkıp çocuk bakımevleri statüsüne indirmişken , nasıl bir çocuk, nasıl bir yetişkin ve sonunda nasıl bir insan modeli bekliyorsunuz? Sakın timsah göz yaşları dökmeyin. Sakın “hukuk gereğini yapacak” masalını anlatmayın. Sakın ölüler üzerinden rantlar peşinden koşmayın. Sakın cenazelere katılıp riyakar üzüntülere kapılmayın. Sizin yufka yüreğiniz, incecik ruhunuz, hüzünlü haliniz bizleri çok üzer. Sakın siz üzülmeyin, “”bir defadan bir şey olmaz”, “çocuğun rızası vardı” öldü.

Ülke hiç bu kadar kifayetsiz olmadı. Yozlaşma, çürüme, çöküntü krizin boyutlarını aşarak toplumsallığı esir aldı. Kavgasız bir günümüz, kavgasız bir tartışmamız, kavgasız hiçbir şeyimiz yok. Şiddet kutsanıyor ve şiddetten uzak durma çabası zayıflık olarak algılanıyor. Şiddette karşı hukuk gerçekten acınacak durumda. Adalet kurumunun içinde bulunduğu içler acısı durum bütün kötülüklerin olağanlaşmasına zemin hazırlıyor. Adalet hakkaniyetin terazisi olmaktan tamamen çıkmış, güçlünün giyotinine dönüşmüşken çürümeyi durduramazsınız.

Hamasete ve bir gün sonra unutulacak “üzgünüz”, “sorumlular cezalandırılacak” palavralarına gerek yok. Biz beceremiyoruz, yetkin değiliz, ehli değiliz, uygun değiliz, sorumluyuz, hesap vermeye hazırız ve bırakıyoruz erdemini gösteriyorsanız ; insani, ahlaki, vicdani niteliklerinizle var olun derim. Aksi durumda nazarımda yok hükmünde, gücü elinde tutan en zavallı, en güçsüz, en yalnız, en korkak varlıklarısınız.

Sahi böyle bir gücün insani olarak size katkısı nedir?

Hamaseti boş verin. Görevinizi yapın.

Cemaat ve tarikat yuvalanmaları ile eğitime bulaşmalarına izin vermeyin. Bırakın “dindar” nesil yetiştirmeyi, iyi insan odaklı eğitimi düşünün. Sizin projeniz lime lime döküldü, çürümüşlüğü ile ortada duruyor. Pedagoji ile inançları karıştırdınız. Her ele geçirdiğiniz mevzide din eğitimi bağırtısından başka bir şey duyulmadı. Sonuç tam bir felaket, tam bir enkaz. Ahlaklı insan ile inanç arasında hiçbir ilişki olmadığını kavramaktan o kadar uzaksınız ki! Sanırım bin altı yüz yıl öncesinin karanlığından daha karanlıksınız.

Bu kadar çağdışı bir eğitim sistemi ile rezil tv. Programlarının olduğu bir ülkede ne olmasını bekliyorsunuz. Bilim insanı, sanatçı, yazar, çizer, düşünen insan mı? Boşuna beklemeyin. Nur topu gibi çetelerimiz, mafya özentili sefillerimiz, uyuşturucu baronlarının raconlarını kesen tiplerimiz, Alem Polat misali kurtarıcılarımız var. Neyinize yetmiyor. Gururlanın.

“Milli değerler” üzerinden ahkam kesip, bu ülke vatandaşlığının “kutsallığından “ dem vurup, açık arttırmaya çıkarmayı marifet saydınız. Mafya baronlarının, uyuşturucu fedailerinin bu cennet ülkeyi kirletmelerini pişkinlikle seyrettiniz, izin verdiniz. Sokaklarda; düellolarını, infazlarını, ortaokul çocuklarını uyuşturucu ile buluşturmalarını sessizce izlediniz. Bireysel silahlanmayı sıradan, normal hale getirdiniz. Televizyonlarda cezasız şiddet içerikli abuk sabuk dizilere alkış tutarken, düşüncelerinden dolayı size muhalif olanları susturmayı gücünüzün nişanesi sandınız.

Rezilliği sergileyen ve utanmazlıkta sınır tanımayan kadın programlarını, gündüz kuşağı sefilliklerini özendirirken, denetimden sorumlu RTÜK hangi işlerle meşgul. O kurumun başını kaşıyacak zamanı olmadığını bilmeme rağmen gereksiz olduğunu bilerek soruyorum.

Yeter artık. Yeter…

“Çocukları öldürmeyin, şeker de yiyebilsinler” demişti Nazım. Bu ülkenin çocukları Nazım’ı öğrenemeden büyüyorlar ve ölüyorlar. Çocukluklarını yaşamadan; sadistlerin, ruh hastalarının şiddetiyle ölüyorlar. Bir cinnet halini yaşayan büyüklerin çocuklarına en büyük armağanı bu olsa gerek.

Size artık öfke duymuyorum. Sizin yalanlarınızla başa çıkma şansım yok. Sizin gibi propagandanızı yalanlarınızla süsleyen güçlü bir iletişim ve haberleşme olanağım yok. Siz muktedirler her şeyi yapmakta ve söylemekte haklısınız. Çünkü sizler tarafından yönetilmeyi hak ediyoruz. Öfkem size değil. Kızgınlığım size değil. Kendime kızıyorum. Sizinle birlikte akıldışı, ahlakdışı bir çağda yaşamanın kızgınlığı.

Bir çocuk daha öldürüldü. Ölsün. Sana ne, bana ne, size ne ?..

Huzur içinde uyuyun… Sizin eseriniz çocuklar başka çocukları öldürdü.

Huzur içinde uyuyun yetkililer ve etkililer; sizin hiçbir suçunuz ve sorumluluğunuz yok.

Ülke yorgun, düşünenler yorgun, yazanlar yorgun. Ülke ; köhne düşünceli siyasetçilerin, yöneticilerin canlı mezarlığına dönüştü. Hayatlar normalleştirilen şiddettin ve hamasetin ortasında can çekişiyor. Ve çocuklar ölüyor. Bu kadar ölüme doymadınız mı?

Yeter artık… Yeter…